"Alaska'da ABD Başkanı Trump ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin arasında gerçekleşen görüşmeyi sembolik mesajlar, hadiseler başta olmak üzere şekil ve içerik açısından iki boyutta değerlendirebiliriz."
Bu sözleri Oxu.Az'a açıklamasında 15 Ağustos'ta Alaska'da Donald Trump ve Vladimir Putin arasındaki gerçekleşen görüşmeyi yorumlayan Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof.Dr. Mehmet Seyfettin Erol söyledi.

Bilim adamı, Alaska Zirvesi'nin Riyad ve İstanbul'daki görüşmelerin sonucu olduğunu belirtti:
"Bu bağlamda görüşme, öncelikle ABD-Rusya arasında bir süredir devam eden normalleşme arayışlarında finale doğru önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Riyad ve İstanbul'daki teknik görüşmeler sonrası artık liderler safhasına geçildiğini söyleyebiliriz. ABD Başkanı Trump'a özgü karşılama olarak kendisini gösteren format her ne kadar alışılmışın dışında olsa da sonuçta liderler bir araya geldi ve beklenildiği gibi taraflar hemen sonuca varmadılar. Dolayısıyla ateşkes bir kez daha bekleme odasında sıranın kendisine gelmesini bekliyor diyebiliriz.
Ortak basın toplantısında soruların alınmaması, sürecin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi noktasında tarafların ortak bir irade içerisinde hareket ettiğini gösteriyor. Bu da sürece verilen önemin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu noktada iptal edilen öğle yemeği de aslında tarafların acele etmediklerinin ve yanlış sinyal vermek istemediklerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Zira iptal edilen yemekte ilk etapta üzerinde mutabakata varılması hedeflenen hususlar üzerinde daha derinlemesine konuşulacağı söylenmişti. Dolayısıyla klasik bir yemek faslı olmayacaktı. İptal, mevzularda istenilen seviyeye gelinmediğini, gelinse bile üzerinde daha ciddiyetle durulması gerektiğini gösteriyor.
Bu arada, çokça konuşulan mevzulardan biri olarak Putin'e yönelik güç, gövde gösterisi şovu da çok abartılmamalı, nihayetinde bunu iki büyük güç arasındaki diplomatik dilin bir parçası olarak görmek lazım. Putin de kuvvetle muhtemel Kızıl Meydan'da bir şov yaparak, rövanşı alacaktır."
Prof.Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Alaska Zirvesi'nin sonuçlarının uluslararası birliğin beklentilerini gerektiği düzeyde karşılamamasına rağmen, görüşmenin ABD ve Rusya arasında yeni sürecin başlangıcı olduğunu ifade etti:
"Görüşmelerden hemen bir sonuç çıkmaması gayet normal. Zira zorlu bir süreç. Zorluk, bu müzakerelerin sadece Ukrayna savaşı ile ilgili olmamasından kaynaklanıyor. Yeni küresel jeopolitik dizayn ve uluslararası sistemin inşası noktasında iki aktörün takınacağı tavır, oynayacağı rol de masada. Sonuçta Rusya, her ne kadar zayıflamış olsa da, göz ardı edilmemesi gereken bir güç. Ve ABD'nin başta Çin olmak üzere, Asya-Pasifik politikalarının geleceğinde önemli bir aktör konumunda. Dolayısıyla gelişmeler buna uygun bir şekilde devam ediyor.
Esas olan bu bağlamda taraflar arasında diyalog zemininin her şeye rağmen oluşmuş olması ve devam ettirilme arzusu. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin'in bir sonraki görüşme adresi olarak Moskova'yı işaret etmesi de bunun bir göstergesi. Diğer taraftan, Moskova görüşmelerine kadar ABD-Rusya arasındaki bu süreci sabote etme girişimleri olabilir. Bu noktada en azından Trump üzerinde Avrupa baskısını ve bunun Ukrayna cephe yansımalarını görebiliriz. Fakat Trump ve Putin böylesi bir sabote girişimine müsaade etmeyeceklerdir, oyuna gelmeyeceklerdir diye düşünüyorum.
Bu kapsamda Moskova görüşmesi öncesi Avrupa, Ukrayna ve Rusya arasında ABD'nin de arabulucu olabileceği bir ikna görüşmesi olabilir. Onların masada, sürecin içinde bir şekilde olması ve iknası önemli. Trump da buna işaret ediyor zaten. Bu görüşmeler, Moskova öncesi İstanbul'da gerçekleşebilir. İstanbul'daki görüşmeye Putin katılır mı, açıkçası çok emin değilim. Putin böylesi bir görüşmeye, ki bu nihai anlaşmanın imzalanması demektir, Trump ile Moskova'da görüştükten ve orada iki devlet arasında normalleşme konusunda el sıkıştıktan sonra katılım sağlayabilir.
Dolayısıyla bu sürecin her şeye rağmen devam edeceği kanaatindeyim. Her iki lider, içinde bulundukları durum itibarıyla bu savaşın daha fazla devam etmesinin bölgesel ve küresel menfaatlerine uymadığının farkındalar.
Özellikle de Putin açısından Rusya'nın bu savaşı sürdürmesi hem iç hem de dış politikası açısından her geçen gün sürdürülebilir olmaktan çıkmakta ve Moskova'yı başta yakın çevresi olmak üzere bir takım tavizlere/paylaşımlara, dolayısıyla da zor bir tercihe zorlamakta. Trump da Rusya'nın daha fazla yıpranmasını, ABD'nin küresel politikasındaki çıkarlarının gereği daha fazla arzu etmiyor. Kontrol edilebilir bir Rusya onun için yeterli bir kıvam noktası. Şu anda da Rusya'yı bu şekilde görüyor."
Erol, yakın zamanda ateşkesin sağlanmasının mümkün olabileceğini vurguladı:
"ABD ve Rusya arasında süreç bu şekilde devam eder ise, Ukrayna'nın bir şekilde ikan/razı olduğu, Avrupa'nın da sesini çok çıkaramayacağı bir ateşkes yıl sonuna doğru sağlanabilir. Ateşkes sağlanırsa bu şu anlama gelecek:
- ABD-Rusya arasında normalleşme süreci artık başladı.
- ABD'nin daha baskın olduğu kontrollü bir ilişki süreci kendisini gösterecektir. Bir diğer ifadeyle Rusya, ABD'nin küresel dizaynında onuru zedelenmemiş güçlü bir bölgesel aktör olarak rolünü oynamaya çalışacak.
- Bu kapsamda ikili ilişkiler daha da gelişme ve derinleşme eğilimine girecektir. Yaptırımlar aşamalı olarak kaldırılırken, enerji bazlı ilişkiler ile süreç daha da güçlendirilecek.
- Rusya yakın çevresine yönelik olarak artık kolay kolay saldırgan bir politika izleyemeyecek.
- Ukrayna, Rusya ve Avrupa arasında bir tampon bölge olacaktır. ABD sürecin geleceğinin sigortası/garantörü olarak yerini alacak.
- Çok kutuplu dünya sürecinin geleceği, Avrupa/AB ve Rusya sonrası daha tartışmalı bir hale gelecek.
- Gelişmeler Çin'in yalnızlaştırılma politikasında önemli bir adım olarak değerlendirilecek, aynı zamanda Hindistan da bir karara zorlanacak."
Söhrab İsmayıl