Elçin Aslangil yazıyor...
Ayşe Tokyaz…
Adeta yitik bir rüyanın adıydı … 22 yaşında, hayata hemşirelik tutkusu ve umutla bakan genç bir kadın. İstanbul Eyüpsultan sokakları onu tanımaz halde, bir valiz içinde ağırladı - tanınamaz bedeniyle. O, sadece bir isim değildi; bir gelecek, bir söz, bir öykü ve şimdi orada, kaybolmuş bir kadın gölgesiydi sadece.
Savunması olmayan bu öykünün ardındaki gerçek - valiz kapağı: kırık bir dünya.
DNA testiyle anlaşıldı. Ailesi gözyaşlarını tanıdı: Ayşe'ydi o… artık yürüyecek gücü olmayan.
Ardı izlenmeden derin bir boşluk bıraktı: Sosyal medyada tanıştığı eski polis sevgilisinden fiziksel şiddet gördüğü, tehdit edildiği, ablasının karakola başvurduğu ancak "önemsemeyin" denilerek geri çevrildiği söylendi.
Cemil Koç…
İsmi her satırda karardı. Savunması "Ayşe merdivenden düştü"…
Sonrasında cesedi valize koydu. Deodorantla kokuyu yok etmeye çalıştı. Camları kapatıp elektriği kesti. Kamera kablolarını çekti. Dünyanın sessizliğine sığınmaya çalıştı.
Ve daha da şok edicisi: Valizi taşıması için bir taksi şoförüne 300-500 bin TL teklif etti. Valiz bir yük, Ayşe bir ceza…
Koç'un sabıkası kabarıktı: gasp, hakaret, yaralama kayıtlarda. Diyarbakır'da bir kadının ölümüyle ilişkilendirilen soru işaretleri vardı hala.
Türkiye, her yıl kadınların isimlerini aynı satırlarda silikleştiriyor. 2024'te 394 kadın cinayeti, artı 259 şüpheli ölüm - istatisikler ötesinde bir çığlıktır bu...
Ve yalnızca üç ayda 71 kadın cinayeti, yanında 27 şüpheli ölüm… sanki bir kıyım.
Kadınların %62'si kendi evlerinde öldürüldü. Fail çoğu zaman tanıdığı, birlikte olduğu biri. Ayrılmak isteyen kadın ise ölümün davetiyesini imzalıyor. Ayşe'nin kardeşi tehdit edildiğini söyledi, başvurdu, ama "önemsenmedi". İddaalar böyle…
Kadın cinayetleri artık yalnızca "fail aranacak" vakalar değil. Bunlar sessiz bir sistemin, kafa karışıklığının, koruma mekanizmalarının görünmez boşluklarının kurban ettiği trajedilerdir. Her öldürülen kadın, cezasızlıkla beslenen, koruma kararlarının kağıt üstünde kaldığı bir sistemin mağdurudur.
Şüpheli ölümlere "kaza" demek, sadece eskimiş bir örtü atmak gibidir. Kadınlar sistematik bir sessizlik içinde yok ediliyor.
Artık dayanışmanın, farkındalığın, yargının ve gerçek korumanın devrede olması gerekiyor. Yasalar yeterli değil; uygulama, takip, bilinç ve samimiyet şart.
Ayşe'nin adı, yalnız bir yas günü değil; bir duruş günü olmalı.
Ve hiçbir kadının daha bir istatistiğe dönüşmesine izin vermemek adına…
