Toplumsal hayatımızda bazı değişikliklerin yaşandığı Ramazan ayında, beslenme alışkanlıklarımız da farklılaşıyor. Yemek saatlerinin değişmesinin yanı sıra, sofralarda sunulan yemek çeşitleri de çeşitleniyor. Ramazan sofralarında bir araya gelmek, zengin yemek çeşitlerini paylaşmak ve sevdiklerle keyifli anlar geçirmek, bu dönemin öne çıkan geleneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nden Dr. İrem Olcay Eminsoy'un "Ramazan Ayı İçin Beslenme Önerileri" makalesinde bu konudan bahsediliyor.
Makalede belirtildiği üzere, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin temelinde iftar ve sahur olmak üzere iki ana öğün yer alıyor. İftarda orucun açılması genellikle zeytin, peynir, reçel gibi hafif yiyeceklerle yapılırken, ardından çorba, etli yemek, pilav, börek, tatlı veya meyveyle öğün tamamlanıyor. Sahurda ise akşamdan kalan yemekler ya da sabah kahvaltısının biraz daha çeşitlendirilmiş haliyle güne başlanabiliyor.
Eminsoy, iftarda kahvaltılık ürünlerle başlamak gerektiğini belirtiyor. Uzun süre aç kalan kişilerin bir-iki dilim ekmek, peynir, zeytin veya az miktarda bal veya reçel ile oruç açmasının yeterli olduğunu ifade ediyor. Ramazan ayının vazgeçilmez lezzetlerinden pideyi de dikkatli tüketmek gerektiğini vurgulayan doktor, yemeklerin mümkün olduğunca yavaş yenmesi gerektiğini söylüyor. Açlık hissinin, yemek yemeye başladıktan yaklaşık 20 dakika sonra azalmaya başladığını belirten uzman, hızlı yenilen yemeklerin hazımsızlığa, şişkinliğe ve kilo artışına yol açabileceğini ifade ediyor.
Kahvaltılık yiyecekler arasında sosis, salam ve sucuk gibi yüksek yağ ve tuz içeriğine sahip ürünlerin ise Ramazan sofralarında sınırlı yer bulması öneriliyor. Yemek seçiminde çorba, etli sebze yemeği, kuru baklagil, tavuk, et veya balık yemekleri, pilav, makarna ve börek gibi seçeneklerin tercih edilebileceğini belirtiyor. Yemeklerin hazırlanışı sırasında kızartma ve katı yağ kullanımından kaçınılması, porsiyonların aşırı büyük olmaması gerektiği de vurgulanıyor. Ayrıca salata ve meyve tüketiminin, vitamin ve mineral desteğinin yanı sıra posa açısından da sindirim sistemini desteklediği ifade ediliyor. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi de sağlıklı bir öneri olarak öne çıkıyor.
Eminsoy, dışarıda yemek tüketirken hijyene dikkat edilmesi gerektiğini, özellikle sütlü tatlıların taze olmasına özen gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Ramazan'ın bir diğer vazgeçilmez tatlısı olan güllaç da uygun koşullarda saklanmadığında kısa sürede bozulabiliyor.
Makalede, iftardan sonra iki ara öğün yapılmasının uygun olduğunu, bu öğünlerde meyve veya iftarda yenmemişse sütlü tatlı tüketilmesinin faydalı olduğunu belirtiliyor. Sahur öğününün asla ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan uzman, ağır ve yağlı yemeklerin sahurda tercih edilmemesi gerektiğini, bunun mide rahatsızlıklarına yol açabileceğini ifade ediyor. Sahurda çorba, peynir, yumurta, zeytin ve az miktarda bal veya reçelin daha uygun olduğunu belirtiyor.
Ramazan ayında sıvı alımının da büyük önem taşıdığını söyleyen uzman, çay, kahve veya meşrubatın su yerine geçmediğini, günde 2-2,5 litre su içilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Yemeklerle birlikte az şekerli komposto veya hoşaf tüketilebileceğini, ev yapımı limonatanın da iyi bir serinletici olduğunu ifade ediyor. Gazlı ve şekerli içeceklerin ise nadiren tercih edilmesi gerektiğini, aksi halde mide gazı ve aşırı şeker alımına yol açabileceğini belirtiyor.
Aşırı tuzlu yiyeceklerden, özellikle cips, tuzlu çekirdek ve kuruyemişlerden uzak durulması gerektiğini belirten Eminsoy, bunun susuzluğu artırabileceğini ve sağlığı olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor. Bayramda da aşırı yağlı ve kızartma yemeklerden uzak durulması, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlıların tercih edilmesi tavsiye ediliyor.