Maalesef, 28 Şubat tarihinde ABD, İsrail ve İran arasında savaşın başlamasından sonra bölgemizde istenmeyen olaylar yaşandı. Azerbaycan ve Türkiye'nin tüm iyi niyetine rağmen ülkelerimize İran'dan ülkelerimize dron ve füzeler atıldı. Hemen akabinde Azerbaycan ve Türkiye'de en üst düzeyde sert tepkiler kendisini bekletmedi. Mesud Pezeşkiyan yaşanan olaylardan sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la telefon görüşmeleri gerçekleştirerek bunların İran ordusu tarafından yapılmadığını, olayların araştıralacağını, soruşturma başlatılacağını ifade etti. Mesud Pezeşkiyan ayrıca İlham Aliyev'e İran Büyükelçiliği'ne taziye ziyareti ve insani yardımlardan dolayı teşekkür etti. Bugün Azerbaycan'dan İran'a insani yardım gönderildi. Peki Azerbaycan ve Türkiye'nin hiçbir zaman savaş istememesine ve bunun için büyük çaba sarf etmesine rağmen, yeniden aynı hamleler yaşanırsa, hukuk zemininde hangi adımlar atılabilir?
Oxu.Az'a konuyu yorumlayan uluslararası hukuk uzmanı Ferhat Aznevi, 5 Mart'ta gerçekleşen Nahçıvan saldırısı örneğinde atılabilecek adımları açıkladı:

"İran'dan gerçekleştirilen saldırılarda kullanılan dronlar Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nde sivil hedeflere düştü. Bu durum uluslararası hukuk açısından şu ihlalleri doğurabilir:
- Kuvvet kullanma yasağının ihlali (Birleşmiş Milletler Antlaşması md. 2/4);
- Devlet egemenliğinin ihlali;
- Sivil havacılık güvenliğinin ihlali (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü sistemi).
Azerbaycan burada şu hukuki araçlara sahiptir:
- Meşru savunma hakkı. Silahlı saldırı varsa askeri savunma önlemleri alabilir;
- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine başvuru. Saldırının kınanmasını ve uluslararası soruşturma talep edebilir.
- Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü süreci. Sivil havaalanı hedef alınmışsa ICAO Konseyi'nde uyuşmazlık başlatabilir. Sonrasında Uluslararası Adalet Divanı'nda devlet sorumluluğu ve tazminat talebi için dava açma imkanı doğabilir. Yalnız burda İran Uluslararası Adalet Divanı'nın mutlak yetkisini tanımadığı iddiasında bulunabilir.
Ayrıca BM sòzleşmesi 51. Madde kapsamında meşru müdafa ve önleyici müdafa hakkı da bulunmaktadır."
Aznevi, Azerbaycan ve Türkiye'nin ortak atabileceği adımlardan da bahs etti:
Burada uluslararası hukuktan kaynaklanan adımlardan başka bir de Türkiye ve Azerbaycan'ın stratejik müttefikliğinden kaynaklanan özel bir durum var. 2016 tarihinde yenilenen ve bugün de geçerli olan "Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması" uyarınca ülkelerimiz gerçekleşebilecek tecavüz ve saldırı durumlarında karşılıklı yardımlaşmayı ve faaliyeti kararlaştırdılar. Şuşa Beyannamesi ile bu stratejik ortaklık en üst stratejik müttefiklik düzeyine çıktı. Üstelik Nahçıvan'ın statüsünün, özerk yapısının korunmasında Moskova ve Kars anlaşmalarıyla Türkiye garantör devlettir. Bu husus Birinci Karabağ Savaşı döneminde de gündeme gelmişti ve Türkiye bunu en üst seviyede bunu ifade etmişti. Belirttiğimiz çerçevede Azerbaycan'ın yada Türkiye'nin toprak bütünlüğüne, egemenlik haklarına silahlı saldırılarla tecavüzde bulunan herkes muhatabının sadece Türkiye veya Azerbaycan olmayacağını bilmeli. İkinci Karabağ Savaşı'nda ve sonrasında tüm karşıt faaliyetlere rağmen, Azerbaycan her zaman İran'ın egemenliğine saygılı davrandı. 28 Şubat'ta başlayan son savaşta da Azerbaycan ve Türkiye, İran'ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyduklarını en üst seviyede ifade ettiler. İran, kendisine en kötü zamanlarda dahi yaptırım uygulamayan, onun toprak bütünlüğünü savunan, dostluk ve komşuluk ilişkilerini sürdüren Türkiye ve Azerbaycan'a karşı aynı tutumda olmalı, bunu sözle değil eylemle ortaya koymalıdır. Daha İran, 2018 tarihli Hazar Statüsü Anlaşmasını meclisinde onaylamadı. Diğer taraf ülkeler bunu meclislerinden geçirdiler. Ama İran, 8 yıldır hala bunu yapmadı. İran İslam Devrimi'nin gerçekleşmesinde başat unsur olan Azerbaycan Türklerinin 1979'da kabul edilen ve yürürlüğe giren Anayasa'da eğitim ve diğer sosyal haklarla beraber ana dil kullanımı hakkından orada bulunan 15. maddeye rağmen kenarda tutulması bir sorun olarak mevcudiyetini devam ettiriyor. İkinci Karabağ Savaşı'nda İran'ın tutumu ve Azerbaycan'a karşı attığı adımlar bugün de tartışılmaya devam ediyor. Sonuç olarak, hiç kimse Türkiye ve Azerbaycan'ın bölgede, Hazar havzasında daimi barışı istemediği iddiasında bulunamaz. Belki de burada barış ve sürdürülebilir kalkınmayı en çok isteyen ülke Azerbaycan ve Türkiye'dir. Artık İran'ın da bu dostluğa samimi şekilde karşılık vermesinin zamanı gelmiştir."
Söhrab İsmayıl