Ümraniye'de silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı'nın öldürülmesiyle ilgili soruşturmada, aralarında Aleyna Kalaycıoğlu, Alaattin Kadayıfçıoğlu ve İzzet Yıldızhan'ın da yer aldığı 7 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aleyna Kalaycıoğlu'nun emniyet müdürlüğünde verdiği ifade gün yüzüne çıktı. Kalaycıoğlu'nun ifadesinde geçen 'Kubilay, Canbay'ın ayak işlerini yapardı' şeklindeki beyanlarına Vahap Canbay çok sert bir karşılık verdi. İşte o açıklamanın ayrıntıları!
Ümraniye'de silahla düzenlenen saldırıda yaşamını yitiren futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı'nın öldürülmesiyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında Aleyna Kalaycıoğlu, Alaattin Kadayıfçıoğlu ve İzzet Yıldızhan dahil toplam 7 şüpheli mahkeme tarafından tutuklandı.
Aleyna Kalaycıoğlu'nun emniyet birimlerinde verdiği ifadenin detayları kamuoyuyla paylaşıldı.
Aleyna Kalaycıoğlu emniyet ifadesinde şu açıklamalarda bulundu: "Kubilay Kaan Kundakçı'yı eski sevgilim Vahap Canbay vasıtasıyla tanımış oldum. Kubilay, Vahap'ın ayak işlerini görürdü. Vahap onu zaman zaman şoför olarak kullanır, bazen de market alışverişine yollardı. Kubilay bu işleri maddi bir karşılık beklemeksizin, Vahap'a olan yakınlığından dolayı yapardı. Kimi zaman Vahap, Kubilay'ı benim yanıma da gönderir, ulaşımımı sağlar ve bana yardım ederdi. Benim için çok sevdiğim bir kardeşti, aramızda gerçek bir samimiyet vardı. Telefonumda 'Kubi' ismiyle kayıtlıydı. Vahap'tan bağımsız olarak da birbirimizle konuşur, haberleşirdik. Otomobillerle yakından ilgilenirdi. Kendi arabamı ona bırakırdım, benim aracımla da dolaşırdı. Bir defasında Vahap beni kendi otomobilinde alıkoyduğu sırada direksiyonda Kubilay bulunuyordu. Bu olay yaklaşık bir sene önce yaşanmıştı, o gün Vahap'ın doğum günüydü. Kutlama sonrası Vahap ile aramızda tartışma çıktı ve beni aracında zorla tutmuştu. Kubilay'ın ayrıca futbol kariyeriyle ilgili Kars iline transfer olduğunu biliyorum. Hatta onun adına eski futbolcu tanıdıklarımla defalarca görüşme gerçekleştirdim. Amacım onun daha iyi bir kulübe transfer olmasını sağlamaktı. Kubilay, Vahap ile son derece yakındı; ancak geçmiş dönemde Vahap'ın Bağcılar'daki müzik stüdyosunun silahlı saldırıyla taranmasının ardından Kubilay'ın ailesi onu uzunca bir süre Vahap'la görüştürmemişti. Vahap'ın ağabeyi cezaevinde tutuklu bulunmaktadır, bildiğim kadarıyla 35 yıl hapis cezası almıştır."
Vahap Canbay, Aleyna Kalaycıoğlu'nun özellikle dile getirdiği 'Kubilay, Canbay'ın ayak işlerini yapardı' şeklindeki sözlerine son derece sert bir karşılık verdi.
Rapçi Vahap Canbay, söz konusu iddiaları açık bir dille reddetti. Canbay, "Böyle bir ihtimal söz konusu olabilir mi? Kubilay benim öz kardeşimden hiçbir farkı olmayan bir insandı. Olayın yaşandığı günden önce Kubilay ve diğer arkadaşlarımızla hep beraber yemek yedik. Evde playstation oynadık, film izledik, birlikte vakit geçirdik" dedi.
Canbay sözlerini şöyle sürdürdü: "Hatta snapchat üzerinden kaydedilmiş görüntülerimiz mevcut. Bunları da göstermeye hazırım. O çocuğa ayakçı diyorlar ya, hiç mi Allah'tan korkuları yok. O çocuk senin engelli kardeşini sırtında taşıdı. Bunu kendi gözlerimle gördüm, hafızamda canlı bir şekilde duruyor."
Açıklamalarını sürdüren Canbay, "Hiç mi hayatını kaybetmiş birine saygınız yok? Bu çocuk düğünlerimize geldi, cenazelerimize katıldı. Bu çocuk seni İstanbul'dan alıp tek başına konsere götürdü. Bu ayakçılık değil, kardeşliktir" şeklinde konuştu.
Kalaycıoğlu ifadesinde şunları aktardı: "Alaattin Kadayıfçıoğlu'nu bundan iki hafta öncesine değin tanımıyordum. Annem, Alaattin'in ailesinden bazı kişileri tanırdı. Annem bana, saygın bir aileden geldiğini ve Alaattin'in bana karşı ilgi duyduğunu iletti. Bir anlamda görücü usulüyle yaklaşık iki hafta önce Alaattin ile tanışıp konuşmaya başladık. Alaattin ile tanışmamızdan iki hafta kadar önce de Vahap ile ilişkimizi sonlandırmıştık. Alaattin, edindiğim bilgiye göre armatörlük işiyle uğraşmaktadır. Annem bu kişiyle tanışmamı arzu etti. 'Bu insan düzgün bir ailenin ferdi, artık adam akıllı insanlarla vakit geçir' diyerek beni uyardı ve bu tanışıklığımı destekledi. Çünkü annem Vahap ile olan beraberliğimden ciddi biçimde rahatsızlık duyuyordu. Alaattin ile tanıştığımız andan itibaren kendisinden tamamen olumlu izlenimler edindim, bana karşı son derece saygılı ve nazik davranırdı. Bu durum ilişkimizin oldukça hızlı bir şekilde ilerlemesine zemin hazırladı. Alaattin'in bildiğim kadarıyla herhangi bir sabıka kaydı bulunmuyordu. Silahı olduğundan haberdar değildim. Olay gününe kadar da kendisinde silah görmüş değilim. Bilal Kadayıfçıoğlu'nu ise şahsen tanımam. Yalnızca Alaattin'in babası olduğunu bilirim. Kendisiyle ne yüz yüze ne de telefon aracılığıyla görüşmemiz olmamıştır. Ne iş yaptığını kesin olarak bilmemekle birlikte, Alaattin'in aile şirketlerinde çalıştığını bildiğimden babasının da armatörlük veya denizcilik alanında faaliyet gösterdiğini tahmin ediyorum."
Kalaycıoğlu, "Vahap Canbay'ı olay tarihinden yaklaşık bir buçuk yıl öncesinden beri tanırım. Kendisi eski sevgilimdir. İlk tanıştığımız dönemde doğup büyüdüğü Bağcılar'dan ailesiyle Beylikdüzü'ne taşınmıştı. Bağcılar'daki stüdyosunun taranması hadisesinin ardından o semtten uzaklaşmışlardı. Rap müzikle uğraşırdı. Tanıştığımız sıralar ben annem ve engelli kız kardeşim Cansu ile Zekeriyaköy'de ikamet ediyorduk. Ardından annem, Cansu ve ben Beykoz'a taşındık. Vahap sürekli olarak yanımıza arkadaşlarını getirip kalmaya başlayınca annem bu durumdan rahatsız oldu. Vahap ile ayrı bir eve çıkmaya karar verdik. Annem şu anda yaşadığım adrese taşındı, biz de Vahap ile Şişli'deki daireye yerleştik. Vahap ile birlikteliğimiz süresince çeşitli mafyatik yapılarla bağlantıları olduğunu gözlemledim. Benim yanımdayken telefon görüşmeleri yapar, sonra bu görüşmelerin içeriklerini başka kişilere aktarırdı. Kamuoyunun Casper, Dalton ve benzeri isimlerle tanıdığı suç gruplarının adını ağzına alırdı. Ticari anlamda bu yapılarla ne tür yakınlıkları olduğunu tam olarak bilmemekle birlikte, ağabeyinin cezaevine girmesi ve kendi ofisinin bulunduğu çevreyle alakalı bağlantıları olduğunu düşünüyorum" dedi.
Kalaycıoğlu, "Birlikteliğimizin ilk altı ayının ardından Vahap'ın bana yönelik bilhassa psikolojik baskı, psikolojik şiddet, kısıtlamalar ve tehditler başladı. Spora gidemez oldum, arkadaşlarımla buluşamıyor, iletişim kuramıyordum. Daha evvel müzik çalışmalarımı yürüttüğüm tüm çevremle bağlarımı kopardı ve beni kendi prodüktörü Yalçınay Yıldız'la çalışmaya mecbur bıraktı. Ben ona olan sevgimden söylediklerine uydum. Ama mutsuz ve huzursuzdum. Süreç ilerledikçe kavgalarımız şiddetlendi ve fiziksel şiddete de dönüştü. Kolumdan tutup sarsma, kafa atma gibi şeyler yaşandı. Bu kavgalar üçüncü kişilerin huzurunda da meydana gelirdi. Zira evde her daim kendisinin misafirleri bulunurdu. Beraber kaldığımız ev adeta erkek yurduna dönmüştü. Evde mutlaka kendisine ayak işlerini gören Kubilay, abisi Erdem yahut prodüktör Yalçınay'dan birisi bulunurdu. Sonrasında bu yaşadıklarımı annemle paylaşmaya başladım ve annemin gözleri önünde de pek çok kavga yaşandığından, Vahap'ın anneme büyük saygısızlıklarda bulunmasından ötürü annem yavaş yavaş ilişkimize desteğini çekti. Vahap da bu durumun farkına varınca anneme kin beslemeye başladı. Beni üç ay boyunca annemle görüştürmedi. Vahap nedeniyle annemle konuşamaz hale geldim. Vahap bir keresinde Fransa seyahati dönüşünde havalimanında beni tartakladı. Polisten yardım talep ettim; fakat sonuç olarak adli işlem başlatmadık, şikâyetçi olmadım" dedi.
Kalaycıoğlu, "Vahap ile birlikte olduğumuz dönemde kendisinin uyuşturucu madde kullandığına şahit olmadım, üzerinde silah da görmedim; ancak etrafının nasıl bir kesimden oluştuğunu bildiğimden bu türden yasadışı unsurlara erişmesinin kendisi açısından pek güç olmadığının farkındaydım. Vahap her tartışmamızda beni müzik sektöründen silmekle ve çok kıymet verdiğim köpeklerimi alıkoymakla tehdit ederdi. Köpeklerimi defalarca alıkoyup odaya kilitlemişliği vardır. Prodüktörlerimiz ortak olduğundan ve benim seslendirdiğim iki şarkıda kendisinin söz katkısı bulunduğundan, şarkılarımı yayından kaldırarak beni piyasadan sileceğiyle gözdağı verirdi. Çünkü hayatta tek tutunduğum şeyin müzik olduğunun bilincindeydı. Özetle mutsuz ve yıpratıcı bir ilişkimiz mevcuttu. Tanışmamızdan bu yana birçok aracı oldu; fakat son dönemlerde elindeki her şeyi kaybetti ve benim aracıma el koydu. Kendi ailesinin aracıymış gibi kullanmaya başladı. Araç benim adıma kayıtlıyken ben kendi işlerime ticari taksi tutarak gitmek zorunda kaldım. Son dönemlerimizde benden borç aldı ve maddi açıdan beni zor durumda bıraktı. Borcunu geri talep ettiğimde sanki ben ona borçluymuşum gibi bağırdı, üstüme yürüdü. Son günlerimizde psikolojisi iyice bozuldu ve bana yapışmaya başladı, hiçbir yere çıkamaz oldum. Sadece evde Yalçınay ile müzik çalışabiliyordum ve her gün ağlayarak yatakta vakit geçirmeye koyuldum. Bu durumun nihayetinde ayrılmamız kaçınılmaz oldu. Vahap ile son dönemimizde en büyük çatışma noktamız, yaptığı hataları ve uyguladığı psikolojik ile fiziksel şiddeti konu kapandıktan sonra kesinlikle kabul etmemesiydi. Kendisinde gördüğüm sorunları dile getirmeye çalıştığımda 'Senin psikolojin bozuk, sen psikoloğa git. Bu köpeklere de bakabilecek durumda değilsin' diyerek köpeklerimi elimden almaya girişirdi. Bu hal aramızdaki iletişimi tamamen tıkıyor ve ilişkimizi kopma noktasına sürüklüyordu. Yine bir tartışmamız sırasında köpeğimi alıp evden ayrıldım. Kendisine ayrılık mesajı gönderdim. Artık yapamadığımı, ilişkimizin zehirli bir hal aldığını belirttim. Vahap da cevaben 'Beni bu şekilde mi bırakacaksın, eyvallah Aleyna' dedi. Bunun üzerine kendisini her platformdan engelleyerek ilişkimi noktaladım. Beraberliğimiz o gece karşılıklı mutabakat şeklinde sona erdi" dedi.
İfadesinde olay gününe ilişkin yaşananları aktaran Aleyna Kalaycıoğlu, "Olayın gerçekleştiği 19 Mart tarihinden bir gece önce Alaattin'in Kandilli'deki tek başına yaşadığı evinde birlikte kalmıştık. Ertesi sabah Alaattin işe gitti, ben de stüdyoda kayıt yapmam gerektiğini söyleyerek olay yerindeki ofise geçtim. Yalçınay da kayıt çalışması için orada olacaktı, zira tamamlanmamış projelerimiz vardı. Ben saat 15.00 civarında stüdyodaydım. Yalçınay'a da saat 16.00 sularında gelmesini söyledim. Alaattin ulaşımımı sağlamam için bana araç temin etmişti. Köpeğimle beraber stüdyonun önüne geldim. Araç elektrikli olduğundan motoru durdurmayı başaramadım, ekranın kapandığını fark edemeyince Bertin'i aradım ya da mesaj gönderdim. Dışarı çıkıp aracı kapatmasını rica ettim. Köpeğimle birlikte araçtan indikten sonra Bertin aracı kapattı ve birlikte stüdyoya geçtik. Yaklaşık bir saat sonra yolda olan Yalçınay beni telefonla arayarak Vahap'ın durumunun çok kötü olduğunu ve eve döndüğünü, bugün stüdyoya gelemeyeceğini bildirdi. Ben de kendisine iş ilişkilerimizi kişisel meselelere karıştırmaması gerektiğini söyledim. O anda telefonu Vahap devraldı. Tamamen çılgına dönmüş, ağlayan ve bağıran bir halde hayatımda başka biri olup olmadığını sordu. 'Araştırma yaptım, görüştüğün birileri mi var' dedi. Bu ihtimal dahilinde hem kendisini hem de beni öldüreceğini söyledi.
Üstüne basa basa o gün intihar edeceğini, her şeyi yakıp yıkacağını belirtti. Ben yeni ilişkimden haberdar olmasını istemediğim için Alaattin ile olan beraberliğimi kendisine açıklamadım. Kimseyle birlikte olmadığımı söyledim, kardeşimin üzerine yemin ettirdi. Bu konuşmalar üzerinden bir süre geçince, ileride yine kabul etmeyeceğini öngördüğümden Bertin'in telefonunu kullanarak Vahap ile yaptığımız görüşmeyi sesli olarak kayıt altına aldım. O kayıtta Vahap'ın psikolojik durumunun ne denli bozuk olduğu açıkça görülebilecektir. Kendisine sakin bir üslupla ilişkimizin bittiğini ve bu gerçeği kabullenmesi gerektiğini söyleyerek telefonu kapattım" dedi.
Kalaycıoğlu, "Bu telefon görüşmesinden hemen önce ya da hemen sonra, yine aynı gün içinde Kubilay beni arayarak 'Abla sizi barıştırmak istiyorum, oraya gelmek istiyorum' dedi. Ben de Kubilay'a ısrarla bu meselenin dışında kalması gerektiğini, onun gelmesiyle barışmayacağımı, Vahap'ın araya kimseyi koymaması gerektiğini, ilişkimizin son bulduğunu, Kubilay'ın ailesiyle vakit geçirmesini ve bizim sorunlarımızla meşgul olmaması gerektiğini söyleyerek gelmemesi konusunda ısrar ettim ve telefonu kapattım. Bu diyalogların ardından Bertin bana 'Şu aracı biraz uzağa park edeyim' dedi. Zira birkaç gün önce eski evimizden eşyalarımı aldırmak amacıyla benzer plakalı bir aracı Vahap'ın da bulunduğu adrese göndermiştim; Vahap plaka bilgisi üzerinden aracın şoförünü ve eşyaları almaya gelen kadın çalışanı sıkıştırarak sorgulamış, kendi çapınca araştırma yapmıştı. Şoför de 'Aracı Zuhal Hanım gönderdi' diyerek durumu geçiştirmişti. Bertin'in bu konudaki hassasiyeti, Vahap'ın yeni başladığım ilişkiyi ve Alaattin'i öğrenmesini önleme amacı taşıyordu. Bu nedenle Bertin'in aracıyla yemeğe çıktık. Köpeğimi stüdyoda bıraktım, içeride bir temizlik görevlisi abla vardı. Bertin ile yemek için dışarı çıktığımız sırada stüdyonun alt sokağından geçerken telefonum çaldı. Rehberimde 'Rapnoz' adıyla kayıtlı olan Yalçınay arıyordu; fakat yanında Vahap'ın olduğunu ve onun benimle görüşmek istediğini bildiğimden telefonu açmadım. Yalçınay bunun üzerine ısrarla Bertin'i aramaya başladı. Bertin telefonu açtığında Yalçınay geldiğini ve stüdyoya girmek istediğini söyledi. Ben de yalnız gelmediğini düşündüğümden, köpeğimi kaçırabileceklerinden endişe duyarak temizlikçi ablayı telefonla arayıp kimseyi içeriye almamasını tembih ettik; zaten abla gelenleri tanımadığından bizden onay almaksızın kapıyı açmamıştı. Bu süre zarfında Yalçınay'a stüdyoya dönmeyeceğimizi, o gün için artık çalışma yapmayacağımızı ve saatin de geç olduğunu bildirdim; ardından Bertin ile yemeğe gittik. Bu esnada Bertin'in stüdyo güvenlik kamerası üzerinden ve stüdyo yakınında oturan, giriş kapısını görebilecek mesafedeki arkadaşını arayarak durumu kontrol ettik. Bertin'in arkadaşına, Kubilay'ın babasına ait olduğunu bildiğimiz beyaz renkli bir araç olup olmadığını sorduk. Arkadaşı 'Yok' dedi. Bunun üzerine 'Sokakta gördüğün ve içinde birilerinin beklediği bir araç var mı?' diye sorduğumuzda birkaç araç tarif etti; ancak bunlar arasında 16 plakalı bir aracı Kubilay'ın kullandığı araçlardan biri olarak tanıdığımdan 'İçinde kimse var mı?' diye ayrıca sordum. 'İçinde birileri var, bir şey bekliyorlar' yanıtını aldım. Bunun üzerine hemen annemi aradım; o aracın içinde Vahap'ın bulunduğuna ve bana zarar vereceğine kesinlikle emindim. Çünkü bu kadar uzun süre ısrarla beklemeleri normal değildi. Zira günler öncesinde de arkadaşlarımın evinde kaldığımı tespit edip o arkadaşlarımın evlerinin önüne gelmiş ve aşağıya inmemi mail yoluyla talep etmişti" dedi.
Kalaycıoğlu, "Ancak ben kendisiyle hiçbir şekilde iletişim kurmadım. Bertin ile yemek yerken büyük bir korku içindeydim, kaçacak yer arıyordum, tir tir titriyordum, ilk kez kendimi bu denli çaresiz hissediyordum. Annemi arayıp beni stüdyoda beklediklerini haber verdim. O sırada Alaattin'i de arayarak stüdyoya geri dönmeyeceğimi, Vahap ve yanındakilerin beni beklediğini aktardım. Bu mesajlar telefonumda kayıtlı olarak durmaktadır. Alaattin de bana yemekten kalktıktan sonra doğruca eve gelmemi söyledi. Annem de korkuyla defalarca arayıp kendi yanına gelmemi istedi. Ben de öncelikle annemin gönlünü almak amacıyla önce ona, sonrasında Alaattin'in evine gitmeye karar verdim. Endişe içinde olduğumdan Bertin de yanımdaydı, onu da stüdyoya göndermeyeceğimi belirttim. Bu sebeple annemin evine birlikte gittik. Bertin'in stüdyo yakınlarında ikamet eden arkadaşı Kenan'dan, içinde Vahap'ın bulunduğunu tahmin ettiğimiz 16 plakalı aracın hâlâ stüdyo önünde beklediği bilgisini aldık. Alaattin, 'Polisi arayalım, bu kişileri ihbar edelim' teklifinde bulundu. Benim canımın sıkılmaması için Alaattin uzun uzadıya moral verici bir mesaj yazdı. O gece yeni şarkımın dijital platformlara yüklenmesi gerekiyordu. Ben hâlâ annemin yanındayken Yalçınay'ı arayıp nerede olduğunu sordum. Bana evin civarındaki bir tekelde olduğunu söyledi. 'Ne kadar zamana evde olursun' diye sorduğumda 'Yarım saate kadar evdeyim' dedi. Ben de 'Benimle dalga mı geçiyorsun, ev ile tekel arası nasıl yarım saat sürer' dedim. O esnada annem yalan söylediklerini ve pusuya yattıklarını bildiğinden görüntülü aramayı devralarak 'Oğlum ne oluyor, lütfen herkes haddini bilsin, lütfen kendinize gelin artık' diyerek anne içgüdüsüyle onları fazla tahrik etmeden mesaj verdi. Annem bağırmadan, sakin bir üslupla Yalçınay ile konuştu. Bu görüşme sırasında Bertin de tanıktı. Yalçınay da 'Tamam abla' diyerek telefonu kapattı" dedi.
Kalaycıoğlu, "Bu görüşme sayesinde annemin evinde bulunduğumuzu anlamış oldular. Aynı zamanda stüdyo çevresini Bertin'in arkadaşı vasıtasıyla takip ettiğimizden, görüşmenin ardından aracın oradan ayrıldığı haberini aldık. Hâlâ annemlerde otururken Alaattin beni almaya geldi. Birlikte Alaattin'in evine gidecektik. Alaattin ile birlikte gelen araçtaki iki kişi hem beni hem de Bertin'in stüdyosu yakınlarına bıraktığım aracı alacak, hem de köpeğim iri yapılı bir hayvan olduğundan VIP tipi geniş alana sahip bu araca köpeği bindirip eve götürecektik. Annemin evinden Bertin'i de yanımıza alarak kapının önüne indik. Bertin, gelirken kullandığı kendi aracıyla bizim önümüzden stüdyoya ulaştı. Bertin de 16 plakalı aracın orada bulunmadığını bize bir kez daha doğruladı. Bertin ile mesajlaşmalarımızda bu ayrıntılar yer almaktadır. Annemin evi ile Bertin'in stüdyosu arasındaki mesafe araçla yaklaşık 5 dakikadır. Alaattin ile siyah renkli binek araca bindik. VIP araç da önümüzde seyrediyordu. Stüdyoya geçip aracı, eşyalarımı ve köpeğimi alıp hemen oradan ayrılacaktım. Bertin'e köpeği hazırlamasını ve hızlı davranmasını rica ettim. Eşyaları almaya giden VIP ile stüdyoya geçtiğimiz VIP araç aynı olduğundan, Vahap'a görünmeden ve yeni ilişkimin farkına varmasına fırsat vermeden bir an önce oradan uzaklaşmak niyetindeydik. Bertin ile yazışmalarımız sırasında Vahap'ın bulunduğunu tahmin ettiğimiz araç orada görünmüyordu. Bu güvenceyle hızla stüdyoya uğrayıp alacaklarımızı alarak ayrılmayı planladık. Ancak stüdyonun önüne vardığımızda Vahap'ların aracının geri dönmüş olduğunu gördük. Farları açık halde, Bertin'in arkadaşının daha önce fotoğraflayarak gönderdiği konumda bekliyordu. Vahap ve beraberindekilerin beni ve köpeğimi alıkoymak amacıyla orada pusuya yattıklarından emindim. Bu yüzden tüm gün boyunca korkudan titreyerek onlardan uzak durmaya çalışmıştım. O sırada Alaattin'in aracıyla sokağa dönüş yapmıştık. Dar bir sokak olması sebebiyle araçlar karşı karşıya geldi ve birbirimizi gördük; Vahap ile göz göze geldim. Vahap önce bana, sonra Alaattin'e baktı. Ardından aracın içinde yere doğru eğilerek bir şeyler almaya çalışır gibi hareket etti. Tüm bunlar anlık gelişti; Vahap elini aşağıya doğru uzatmıştı. Alaattin'e dönerek 'Ne olur devam edelim, burada duraklamayalım, gidelim' dedim ve ağlamaya başladım. O sırada Alaattin de Vahap'ın araç içinde bir şeyler yaptığını fark edince bizim bulunduğumuz aracın torpido gözünü açarak silahı eline aldı. Sakin bir tavırla bana dönerek 'Sadece konuşacağım' dedi ve araçtan indi" dedi.
Kalaycıoğlu, "Ben o anda araçta ağlıyordum. Sonrasında Alaattin eliyle aracın camına vurarak 'Kardeşim siz neden böyle yapıyorsunuz, bu kızın peşini bırakın, gidin' dedi. O sırada Kubilay sürücü koltuğunda, Vahap ise yolcu koltuğunda oturuyordu. Aracın konumu itibarıyla Vahap'ın bulunduğu taraf yola bakıyordu ve Alaattin de Vahap'ın kim olduğunu bilmeksizin onunla diyalog kurmaya çalışıyordu. Şoför tarafı duvar kenarındaydı; Alaattin'in o yöne yönelmesi fiilen mümkün değildi. Alaattin, Vahap ile konuşmaya çalışırken Vahap kendi kapısını açmaya, hızla ittirmeye uğraştı. Alaattin de kapının açılmasına engel oldu, aralarında itişme yaşandı. Bunun üzerine Vahap camını indirdi; Vahap eliyle Alaattin'in silah tutan kolunu camdan yakalamaya çalışırken bir el ateş sesi duydum. Alaattin'in silaha mermi sürdüğünü görmemiştim. Vahap uzun boylu ve uzun kollu biridir, zaten araç içinde iki büklüm oturuyordu. Oturduğu konumdan elini uzatarak Alaattin'e erişmesi mümkündü. Vahap'ın eli Alaattin'in koluna değdiği anda silah patladı. Ben silah sesini duyar duymaz çığlık atarak araçtan fırladım. Kimin yaralandığını dahi görmeden çığlıklar içinde araçtan indim. Koşarak araca yönelirken bağrışmalardan birinin yaralandığını ya da birine bir şey olduğunu sezdim. Sonuçta bu olayın tarafları olan kişiler, tam da kaçınmaya çalıştığım bu tür durumlarla yüzleşmemi gerektiren insanlardı" dedi.
Kalaycıoğlu, "Bir bakıma en çok korktuğum şey başıma gelmiş oldu. Hâlâ kimin yaralandığını görmüş değildim. Kendi kendime duyduğum silah sesine ve ardından gelen çığlıklara rağmen belki de kimse vurulmamış olabilir diye düşündüm; şok halindeyidm. Çığlık atarak Kubilay ve Vahap'ın aracına doğru koşmaya çalışırken Alaattin de şoka girmişti, beni VIP aracın içine oturttu. O sırada VIP araçta bulunan Mustafa Rece ve Hüseyin Can Avcı da olayın şokuyla ne yapacaklarını bilemez haldeydi. Kimse böyle bir hadisenin yaşanacağını tahmin etmemişti. Mustafa abi şoför koltuğundaydı. Araca bindik ve kapı kapandığında Alaattin tabancasını arka kapıdan giriş tarafındaki sağ koltuğa bıraktı. Beraberimizdeki Hüseyin abi de muhtemelen diğer aracın direksiyonuna geçti. Ben araçta tabancayı fark edince elime aldım. Yaşananların şoku ve birine zarar gelmiş olma vicdanıyla silahı kendi kalbime doğrulttum. Tetiği çektim ancak silah ateş almadı; şarjörü boştu. Çünkü o olayda zarar görmüş olması muhtemel her bir kişi benim nazarımda değerliydi; eski arkadaşım ve kardeşim dediğim kişi de dahil. Alaattin şokun etkisiyle 'Sen ne yapıyorsun' diyerek silahı elimden kaptı. Ve yine şokun tesiriyle öndeki Mustafa Rece'ye dönerek 'Abi ben sadece konuşacaktım, bu silah patlamayacaktı' diye anlatmaya çalışarak ağlamaya başladı. Ne yapacağını bilemiyordu. Ben o esnada yerde saçlarımı yolarak yatıyordum. Alaattin beni yerden kaldırarak 'Yanlışlıkla oldu, kendine gel lütfen, ben hiç iyi değilim, yanlışlıkla oldu' dedi. Ben hâlâ kime ne olduğunun farkında değildim" dedi.
Sabah