19'u tutuklu 32 sanığın yargılandığı duruşmanın 6. gününde müşteki beyanları devam ediyor.
Oxu.Az'ın İHA'dan aktardığı habere göre, yangın faciasında yaşamını yitiren otelin kafe çalışanı Esra Nazik'in (25) annesi Şerife Nazik ve babası Süleyman Nazik, müşteki sıfatıyla beyanda bulundu.
Esra Nazik'in yangın sırasında "Yanıyoruz, bizi kurtarın" diyerek aradığı babası Süleyman Nazik, "Ben kızımı yok şekilde aldım. Orada yanımda silah olsaydı çekip kendimi vuracaktım. Siz hiç olmayan birinin telefonunu çaldırdınız mı? Siz hiç ölen birini aradınız mı? Ben aradım. Bizim evimizde neşe kalmadı. 21 Ocak sabahından itibaren benim hayatım değişti. Benim kızım gastronomi bölümünü başarıyla tamamladı. İşini eline almıştı. Maalesef ben kızımı kaybettim. Size burada teşekkür ediyorum hakim bey, burada aklımızda soru işareti kalmayacak şekilde yargılama yaptınız. Burada bunların yalanlarını dinledik. Hepsi ihmale kurban gitti. Kimseye hakkımı helal etmiyorum. Ben günlerce uyuyamadım. Hiçbir şey benim kızımı getirmeyecek, bunu biliyorum. Bu işten uzaktan yakından alakası olan herkesin ceza almasını istiyorum. Şikayetçiyim ve davaya katılacağım" dedi.
Esra Nazik'in annesi Şerife Nazik ise, 'Suçluların hepsi yüzüme baksın' diyerek feryat ederek, "Ellerimle valizini hazırladım, ellerimle gönderdim çocuğumu. 2 buçuk ay çalışmaya gitti. 6 ay oldu gelmedi. Bugün askere giden gelir, benim çocuğum gelmedi. Bu açgözlüler yüzünden benim çocuğum öldü. Yüzüme bakın hepiniz. Ne olurdu her şeyinizi tam yapsaydınız? Benim çocuğumun hayalleri vardı. Savunma verenlerden o diyor 'Çocuğumu görmedim kaç aydır'. Bu diyor 'Çocuğumu özledim'. Ben çocuğumun saç telini kavanoza koydum. Benim kızım dünyalar güzeliydi. Benim çocuğumun bir gülüşü yeterdi. Benim çocuğum ekmek parasını kazanmak için gitti. Hesap verin. 'Suçluyum' deyin. Ben buradayım, benim çocuğum Konya'da. Sesi yok, kokusu yok. Benim çocuğumun geleceği vardı, hayalleri vardı, evlendirecektim. Torunlarım olacaktı. Sizin aç gözlülüğünüz yüzünden toprağın altında. Hepiniz fırıldaksınız" dedi.
Bolu Grand Kartal Otel'de 78 kişinin hayatını kaybettiği, 133 kişinin yaralandığı yangın faciasının ilk duruşması devam ediyor. 19'u tutuklu 32 sanığın yargılandığı davanın 5'inci gününde sanık savunmaları tamamlandı.
Oxu.Az'ın İHA'dan aktardığı habere göre, duruşmanın 6. gününde sanık savunmalarının ardından müşteki beyanları devam ediyor.
Yangın sırasında otelde olan 19 yaşındaki Sevgi Selvi, "Burada 78 çok büyük bir rakam. Sayının 78'den fazla olmamasının sebebi otel yöneticileri ya da çalışanlar değil. Yaşananlar tesadüfen ölmemeli. Ben 19 yaşındayım. Küçük sayılmam ama buraya gelen en küçük kişiyim. Orada çocuk olarak anılmayan da gencecik, pırıl pırıl ülkemize katkı sunacak insanlardı. Ben yangın gecesinde o otelde kalıyordum. Arkadaşımın kapıya vurması sonrasında uyandım ama çok fazla duman vardı. Kapıyı açtığımızda arkadaşımız bayılmak üzereydi. Ben uyandığımda nefes alınamıyordu ve çok karanlıktı. Benim ilk şansım buydu. Ben hep o otele gidiyorum ve oteli çok iyi biliyorum. Asla alarm çalmıyordu. Bir yağmurlama sistemi vesaire hiçbir şey yoktu. Biz ağzımızı ıslak bezle kapatmıştık. Biz odamızda, banyomuzda ölümü bekledik. Benim oda arkadaşlarımın hiçbiri reşit değildi. Banyoda ölümü bekledik. Ben burada çok utanıyorum, Duygu Hanım'a bakmaktan utanıyorum. Doruk öldü, Allah bana ikinci bir yaşama şansı verdi. Ben annemlere, babamlara üzüntü vermeden onlara nasıl sevdiğimi söylesem diye düşünüyordum. Son kez dışarıya çıkış şansımızı denedik. Birilerinin camı kırdığını gördüm. 8027 numaralı odaya girdim. Çarşafları bağlayarak inmeye çalıştık. 10 kişi vardı, 10'umuz da hayatta kaldı. Ben artık en ufak şeyden korkar oldum. Birisi benim kapımı çaldığında o yangında kaldığımı hissediyorum, sisli havalarda duramıyorum, is kokusunda korkuyorum" diye konuştu.
Yangında hayatını kaybeden Süleyman, eşi Seden Nurgül ve çocukları Ela ile Buse Dayı'nın yakını müşteki Ayşe Ekici ise, "Dört evladımı kaybettim. Benim çocuklarım 3 günlüğüne gittiler. Bir gün kaldılar, ikinci gün yandılar, üçüncü gün geleceklerdi. Ertesi gün 20 saat çocuklarımızı bulamadık. Biz babasıyla giderken oğlum aradı, "Anne biz ablamı Ankara'da bulduk" dedi. DNA istediler, bir poşete koymuşlar, kefen bile nasip olmadı, çocuklarımı tabutla gömdüler. Biz ağlayarak yatıp ağlayarak kalkıyoruz. Ben evden çıkmıyorum 6 aydır, bunlar keyif yapmışlar. Böyle insanlık olmaz. Sonuna kadar davacıyım" şeklinde konuştu.