11 ayın sultanı Ramazan'ın gelişiyle camiler mahyalarla süslenmeye başladı. Peki mahya geleneği nereden geliyor?
Mahya kelimesi, Farsça "mah" (ay) kelimesinden türeyen Osmanlıca "mahiyye" (aya mahsus, aylık) sözcüğünün günümüz Türkçesindeki şeklidir. Zamanla yalnızca Ramazan ayına özgü bir uygulamayı ifade eder hale gelmiştir. Tıpkı Receb, Şaban ve Ramazan aylarının halk arasında "üç aylar" şeklinde anılması gibi, mahya da adı anılmadan "Ramazan"a mahsus" anlamını kazanmıştır. Bu anlamın oluşmasında Arapça "mahya" (zikir ve salâtüselâm meclisi) kelimesinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle mübarek gecelerde camilerin kandillerle donatılması geleneği ile kelime arasındaki ses ve anlam yakınlığı dikkat çekicidir.
İlk Uygulamalar ve İlham Kaynakları
Mübarek gün ve gecelerde camilerin kandillerle aydınlatılması geleneği İslamiyet'in ilk asırlarına kadar uzanmaktadır. 9. Yüzyılda yaşayan tarihçi Fakihi, Mescid-i Haram'da yüzlerce kandilin direkler arasına gerilen iplere asıldığını ve özellikle Ramazan ile hac dönemlerinde daha yoğun şekilde yakıldığını aktarmaktadır. Kandillerin ipler yardımıyla taşınabilir şekilde düzenlenmesi, ilerleyen yüzyıllarda Osmanlı'daki mahya geleneğine ilham vermiştir.
Osmanlı döneminde ilk mahyanın ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 1578 yılında İstanbul'a gelen Alman seyyah Schweigger'in çizimlerinde minareler arasında ışıklı bir düzenek görülmektedir. 3. Murad'ın 1588 yılında yayımladığı bir fermanla mübarek gecelerde minarelerin kandillerle donatılmasını emretmesi, geleneğin resmiyet kazandığını göstermektedir.
Rivayete göre minareler arasına ilk düzenli mahyayı, 1. Ahmed döneminde Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Ahmed Kefevi kurmuştur. Sultanahmet Camii'nin ise ibadete açıldığı ilk yıllardan itibaren mahyalarla süslendiği kabul edilir. 1722 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın bütün selâtin camilerine mahya kurulmasını emretmesiyle gelenek yaygınlık kazanmıştır.
Mahyanın Kuruluş Tekniği
Mahya kurmak ciddi bir ustalık gerektirirdi. Mahyacı önce tasarlayacağı yazı veya şeklin küçük bir örneğini hazırlar, onay aldıktan sonra uygulamaya geçerdi. İki minare arasına gerilen ana ip üzerine, uçlarında kandil bulunan düşey ipler belirli ölçülerle asılırdı. Kandiller her akşam temizlenir, yağları tazelenirdi. Ortalama olarak bir mahya için her gece yaklaşık 5 okka zeytinyağı kullanıldığı bilinmektedir.
Osmanlı'nın son dönemlerinde elektrik ampulleri denenmiş olsa da estetik açıdan yeterli bulunmamış, bir süre vazgeçilmiştir. Günümüzde ise mahyalar tamamen elektrik sistemiyle kurulmaktadır.
Yazılar ve Motifler
Mahyalarda en sık görülen ifadeler arasında "Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan", "On Bir Ayın Sultanı", "Leyle-i Kadir", "Maşallah", "Tebarekallah" gibi yazılar yer alırdı. Ramazan'ın son günlerinde ise "Elveda" veya "El-Firak" ifadeleri kullanılırdı.
Yazı türü olarak en çok sülüs tercih edilirdi. Bunun yanında çiçek motifleri, kayıklar, köşkler, köprüler, cami siluetleri, tramvaylar ve ayyıldız gibi figürler de işlenirdi. Hatta hareketli mahyalar yapılmış; kayıkların ilerlediği, arabaların hareket ettiği düzenekler kurulmuştur. Özellikle Sultan Abdülaziz döneminde Süleymaniye Camii mahyacısı Abdüllatif Efendi'nin yaptığı üç panolu hareketli mahya, sanatın zirvesi olarak kabul edilir.
Tek minareli camilerde ise şerefe ile kubbe arasına kurulan daha küçük mahyalar tercih edilirdi.
Sadece Ramazan'a Özgü Değildi
Mahyalar çoğunlukla Ramazan ayında kurulmakla birlikte, önemli tarihî olaylarda da kullanılmıştır. Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahati dönüşü, yabancı devlet adamlarının İstanbul ziyareti, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı dönemlerinde millî birlik mesajları içeren mahyalar kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde Latin harfleriyle yazılmış sosyal içerikli mesajlar da mahyalarda yer almıştır.
Mahyacılık Bir Sanattı
Mahyacılık, genellikle babadan oğula geçen bir meslekti. Ancak Osmanlı döneminde mahyacı olabilmek için adayların Şüra-yı Evkaf önünde yeterliliklerini kanıtlamaları gerekiyordu. Mahyacılar yılın büyük bölümünde çırak yetiştirir, Ramazan ayında aktif olarak çalışırlardı.
İstanbul'un yanı sıra Edirne ve Bursa'da da mahya geleneği sürdürülmüştür. Edirne'de bazı camilerin minareleri baştan sona kandillerle süslenir ve bu uygulamaya "kaftan giydirme" adı verilirdi.
Mahya, yalnızca bir aydınlatma tekniği değil; Ramazan gecelerinin ruhunu yansıtan, estetik ve maneviyatı bir araya getiren özgün bir Osmanlı sanatıdır. Yüzyıllar boyunca camilerin siluetini süsleyen bu ışıklı yazılar, hem dini hem toplumsal mesajların gökyüzüne yansıyan ifadesi olmuştur. Bugün elektrikle kurulsa da mahya, Ramazan gecelerinin vazgeçilmez simgesi olmaya devam etmektedir.
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi