Ramazan ayında teravih namazı sırasında okunan ilahiler, Osmanlı döneminde cami musikisi geleneğinin en önemli parçalarından biri olarak kabul ediliyordu. Selatin camilerinde uygulanan cumhur müezzinliği pratiği çerçevesinde gelişen bu müzik geleneğinin, 17. yüzyıldan önceki dönemlere kadar uzandığı düşünülüyor. Ramazan ilahilerinin biçimi ve makamları, özellikle Buhurizade Mustafa Itri Efendi tarafından belirlenmiş kurallara dayanıyor.
Teravih namazı sırasında okunan tesbihlerin ve ilâhilerin makamları titizlikle seçilirdi. Örneğin tesbih "Sübhanallahi ve'l-hamdü lillahi…" şeklinde okunur ve ısfahan makamında icra edilirdi. İlk dört rek‘atta rast, ikinci dört rek‘atta uşşak, üçüncü dört rek‘atta saba, dördüncü dört rek‘atta eviç, beşinci dört rek‘atta ise acem-aşiran makamında ilahiler seslendirilirdi. Günümüzde bu düzenin çoğu unutulmuş olsa da, bazı camilerde halen salat-ı ümmiyye veya mâhur makamındaki şuğullar okunarak geleneğe bağlılık sürdürülüyor.
Ramazan ilahileri, beş ayrı makamdan seçilen beş ilahiden oluşan takımlar halinde icra edilirdi. Bu eserlerin güfteleri genellikle Üftade, Aziz Mahmud Hüdayi, Bursalı İsmail Hakkı ve Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi mutasavvıf şairlere aittir. Besteleri ise çoğunlukla klasik Türk musikisi bestekarları tarafından yapılmıştır. İlahiler, ramazanın ilk on gecesinde "Merhaba ya şehr-i Ramazan" gibi mısralarla başlarken, ikinci on gecede Allah'tan rahmet dilenir, son on gecede ise "Elveda ya şehr-i Ramazan" gibi veda" mısraları ile tamamlanırdı.
19. yüzyıldan itibaren, ramazanla doğrudan ilişkili olmayan, tasavvufi ve ahlaki öğütler veren ilahiler de Ramazan boyunca okunmaya başlamıştır. Örneğin Rifai şeyhi Hayrullah Taceddin Efendi ve Hafız Yaşar Okur'un derlemelerinde bu tür eserler yer almaktadır. Güfteler ve besteler, cami ve tekke ilahileri arasında farklılık gösterse de, birçok eser hem cami hem tekkelerde seslendirilmiştir.
Bazı ilqhiler, Hz. Peygamber ve evliyqların vasıflarını anlatan tevşih formunda olup Ramazan ayında özellikle tercih edilirdi. Örneğin Zekai Dede ve Dede Ömer Rüşeni gibi bestekarların eserleri, "Ya merhaba dost merhaba" veya "Ya elveda dost elveda" nakaratlarıyla teravih sırasında okunurdu. Ayrıca Hz. Hüseyin'in şehâdeti dolayısıyla yazılmış mersiye ve bazı Arapça tesbihler de ramazan ilâhisi niteliği taşıyordu.
Ramazan ilahilerinin bir kısmı minarelerden cuhmur halinde temcid olarak da okunurdu. Örneğin Sultan 2. Mustafa'nın şiirleri, 1820 yılında 2. Mahmud'un isteğiyle Şakir Ağa tarafından camilerde ilahi formunda seslendirilmiş ve halk tarafından büyük ilgi görmüştü.
Uzmanlar, Ramazan ilahilerinin hem manevi bir ibadet hem de toplumsal bir kültürel değer olduğunu belirtiyor. Osmanlı'dan günümüze ulaşan bu gelenek, Ramazan ayının ritüel, müzik ve toplumsal birlik unsurlarını bir araya getirerek kültürel mirasın önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi