PKK'nın Süleymaniye'deki tarihi silah bırakma törenini yerinde takip eden Aydınlık gazetesi yazarı Ferdi Tanhan, Oxu.Az'a özel açıklamalarda bulundu.
Tanhan, Kürt halkının artık silahlı mücadeleye mesafe koyduğunu, şiddet yerine kalıcı barış ve toplumsal bütünleşme beklentisinin öne çıktığını vurguladı. Sürecin sadece örgüt açısından değil, devletin alacağı stratejik kararlarla da şekilleneceğini belirten Tanhan, Abdullah Öcalan'ın etkisini ve sürece katkısını da dikkat çekici ifadelerle değerlendirdi.

- Kürt halkı PKK'nın silah bırakma kararını nasıl değerlendiriyor? Bu barışçıl bir çözüm mü yoksa taktiksel bir hamle mi?
- Kürt halkı, daha Öcalan çağrı yapmadan önce dahi, ayrı bir ulus-devlet ya da özerklik taleplerinin gerçekçi bir zemini olmadığının farkındaydı. Bu taleplerin yerine, güvenlik ve huzuru öncelikli hale getirmişti. Demokratik haklar açısından büyük ölçüde çözülmüş olan Kürt meselesinin, emperyalistlerin yönlendirmesiyle silahlı bir örgüt tarafından istismar edilmesinden artık rahatsızlık duyuluyordu.
Bölge halkı, örgütün bu tür davetlerine katılım göstermiyor; şiddet içeren eylemlerden uzak duruyor ve çocuklarını dağa göndermemek için büyük mücadele veriyordu. Diyarbakır annelerinin çağrıları bunun açık örneğidir. Öcalan'ın son çağrısı bölge halkı tarafından dikkatle karşılandı. Bu çağrının, geçmişteki pazarlıklardan farklı, uluslararası baskılardan arınmış ve daha çok Türkiye'nin iç dinamikleriyle şekillenen bir süreç olduğu fark edildi.
Sonuç olarak, PKK'nın silah bırakmasında halkın tutumu belirleyici oldu. Halk, silahlı mücadelenin artık sona ermesini uzun süredir istiyordu.
- Devletin, silah bırakan örgüt üyelerine yaklaşımı Kürt halkı tarafından yeterli bulunuyor mu?
- Kürt halkı da Türk halkı da bu coğrafyanın kadim ve tecrübeli halklarıdır. Her şeyin bir anda çözülemeyeceğinin, sürecin aşama aşama ilerlemesi gerektiğinin farkındadırlar. PKK'nın silah bırakması Irak'ta önemli bir eşik olarak gerçekleşti. Şimdi sıra devlette. Devletin bu süreçte stratejik bir hedef koyması şart.
Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı çağrıya bakarsak, bu çağrıda silah bırakmanın amacı net: "Devletle ve toplumla bütünleşmek." Yani Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşmek. Bu bir taktik değil, stratejik bir hedef.
"Terörsüz Türkiye" sloganı, bu hedefin bir ifadesidir. Ancak bu sloganın içini doldurmak gerekir. Silahları bırakan PKK mensupları toplumda nerede yer alacak? Hayatlarına nasıl devam edecekler? Bu sorulara kapsamlı, gerçekçi ve stratejik yanıtlar verilmeli. Aksi takdirde, yalnızca pişmanlık yasası ya da hasta tutukluların salıverilmesi gibi yüzeysel adımlar çözüm getirmez. Bu nedenle, bir genel af tartışması da önümüzdeki dönemin kaçınılmaz başlıklarından biri olmalı.
- Öcalan'ın bu süreçteki rolü Kürtler açısından ne kadar belirleyici?
- Abdullah Öcalan, modern çağın en belirgin "putlaştırılmış" figürlerinden biridir. Bu, kendi örgütü tarafından inşa edilen bir yapıdır. PKK içinde Öcalan'ın sözü kanun gibidir. Bu durum geçmişte hükümetler tarafından bir "kullanma" aracı olarak görülüyordu. Ancak bugün bu yapı "değerlendirme" eksenine kaymıştır.
Öcalan'ın "görüşmelerimiz özgür irade temelinde yapılıyor" açıklaması bu nedenle önemlidir. Onun bu konumu, çözüm sürecinde önemli bir kolaylaştırıcı rol oynayabilir. Hem Kürtler hem de Türkler açısından -hatta daha geniş bir ölçekte Arap halkları ve dünya halkları açısından- Öcalan'ın bu süreçteki rolü küçümsenmemelidir.
Elçin Aslangil