Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı askeri saldırısı sonucunda barış ve insanlık aleyhine suçlar, savaş suçları, saldırgan savaşın hazırlanması ve yürütülmesi, soykırım, savaş kanunlarını ve kurallarını ihlal etme, ayrıca terörizm, terörizmi finanse etme, iktidarı zorla ele geçirme, zorla tutma ve diğer çok sayıda suç işlemekle suçlanan Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşları Arayik Arutyunyan, Arkadi Gukasyan, Bako Saakyan, Davit İşhanyan, David Babayan, Levon Mnatsakanyan ve diğerlerinin hakkındaki ceza davalarına ilişkin açık mahkeme duruşması 26 Mayıs'ta devam etti.
Oxu.Az AZERTAC'a dayanarak bildiriyor ki, Bakü Askeri Mahkemesi'nde hakimler Zeynal Ağayev başkanlığında, Camal Ramazanov ve Anar Rzayev'den oluşan heyet (yedek hakim Günel Semedova) tarafından gerçekleştirilen mahkeme oturumunda sanıkların her biri bildikleri dilde tercüman ve savunmaları için avukatlarla temin edildi.
Oturumda sanıklar, savunucuları, mağdurların bir kısmı, onların yasal varisleri ve temsilcileri ile devlet iddiasını savunan savcılar katıldı.
Hakim Zeynal Ağayev, duruşmaya ilk kez katılan mağdurlara mahkeme heyetini, tercümanları vb. tanıttı ve ayrıca onların yasalarca öngörülen haklarını ve görevlerini açıkladı.
Mahkemede sanık Arkadi Gukasyan'ın savunmasına yeni bir avukatın katıldığı duyuruldu. Gukasyan yeni avukatına itiraz etmediğini belirtti.
Önce sanık Madat Babayan sorgulandı. O, Bakü Şehrinin İlçe Mahkemelerinde Devlet İddiasının Savunması Bölümü Savcısı Terane Memmedova'nın sorularına cevabında Ağdere ilçesinin Kozluköprü köyünde silahlı birliğin bünyesinde faaliyet gösterdiğini, savaş mevzilerine çıktığını söyledi, ancak Ağdere'nin köylerinin işgaline katılmadığını iddia etti.
Sanık, 1992 yılının Şubat ayında Ağdere'den Hocalı'ya geldiğini mahkemede bir kez daha doğruladı. Devlet Savcısı Fuad Musayev'in Ağdere'den Hocalı'ya gelme nedeni hakkındaki sorusuna ise "Destek, yardım için gelmiştim" cevabını verdi.
Babayan, Valerik Petrosyan, Davit Grigoryan, Albert Grigoryan adlı kişileri tanıdığını, Lambert Karapetyan'ın birliğinde savaştığını, onların Kelbecer ilçesinde Azerbaycanlı halka karşı katliama katıldıklarını doğruladı.
Daha sonra duruşmada tercümanın katılımıyla Ermenice video materyal incelendi. Video materyalde Ağdere'nin "özgürleştirilmesinin" 19. yıldönümü ile ilgili "kutlama etkinliği" düzenlendiği, orada o zamanlar sözde rejime "liderlik" eden Bako Saakyan'ın, Ermenistan temsilcilerinin ve diğerlerinin katıldığı gösteriliyor. Etkinlikte Ağdere'nin işgaline katılmış eski savaşçılara madalyalar ve hediyeler takdim ediliyor.
Saakyan video materyalde belirtiyor: "Burada gazileri onurlandırmamız, tüm eski savaşçıları onurlandırdığımız anlamına gelir. Yani bu, şu anda bölükte, takımda veya birlikte hizmet etmesine bakılmaksızın, tüm katılımcıların onurlandırıldığı anlamına gelir."
Başsavcının Özel Görevler üzere Yardımcısı Tugay Rehimli'nin sorusunu yanıtlayan Babayan, video materyalde madalya alan kişinin kendisi olmadığını iddia ederek şöyle dedi: "Tanımıyorum, o ben değilim."
Sanık Bako Saakyan, savcıların sorularına cevabında böyle bir etkinliğin düzenlendiğini doğruladı. Ancak o, söz konusu etkinlikte Babayan'a madalya verdiğini ne doğruladı ne de yalanladı. Saakyan vurguladı: "Bu soruyu neden sorduğunuzu anlıyorum. Ama ben Madat Babayan ile o zaman tanış değildim, burada tanıştım."
Sanık Melikset Paşayan, Başsavcılığın Devlet İddiasının Savunması Dairesinin Şube Müdürü Nesir Bayramov'un sorularını yanıtlarken Askeran ilçesinin 31. taburunun bünyesinde hizmet ettiğini belirtti. O, taburun bünyesinde 1993-1994 yıllarında Ağdam ilçesinin Suma, Sarıcalı, Güllüce köyleri istikametinde mevzilerde durduğunu söyledi. "Bu, piyade taburuydu. Taburda bombaatarlar, havan topları, makineli tüfekler, otomatik silahlar, bombalar vardı," diye Paşayan sorulara cevabında söyledi.
O, Azerbaycan topraklarının işgalinden sonra orada yağmayla meşgul olup olmadığıyla ilgili soruya ise şöyle cevap verdi: "Ben yağmalara katılmadım. Nöbet bitip tamamlanana kadar yağmalamak için hiçbir şey kalmıyordu."
Sanık, yağmaya katılanların sivil Ermeniler olduğunu iddia etti. Askerlerin yağmaya giden sivillere bölgeye girmemekle ilgili uyarı yaptıklarını söyledi. "Oraya gitmeyin, size kurşun, mermi değer diyorlardı."
Paşayan, askerlerin sivilleri bu yağmadan caydırmasının nedeninin onları fiziksel açıdan korumak için olduğunu da ekledi.
Sanık, Birinci Karabağ Savaşı'na katılımından dolayı sözde rejimin "Cesaret için" "madalyası" ile onurlandırıldığını da belirtti ve şöyle dedi: "Tam hatırlamıyorum, ya Bako Saakyan'ın ya da Arayik Arutyunyan'ın dönemindeydi."
Daha sonra Paşayan ile aynı taburda bulunmuş sanık Garik Martirosyan sorgulandı. O, Başsavcılığın Devlet İddiasının Savunması Dairesinin Ağır Suçlar Mahkemelerinde Devlet İddiasının Savunması Şubesinin Savcısı Fuad Musayev'in sorularına cevabında savaşa 1993 yılından itibaren katıldığını belirterek şöyle dedi: "'Askeran savunma bölgesi'nin bünyesindeydim, komutan Vitali Balasanyan idi."
O, bünyesinde bulunduğu taburun Ağdam'da yerleştiğini de söyledi ve ekledi: "Tabur önce Askeran'ın Ağbulak köyünde yerleşiyordu. Ağdam alındıktan sonra tabur o ilçeye yerleştirildi. Tabur komutanı Vilen Safaryan, takım komutanı Armen idi. Bölük komutanını hatırlamıyorum."
Sanık, bünyesinde bulunduğu 31. taburun askerlerinin bir kısmının Ağdam'ın işgaline katıldığını da söyledi, ancak kendisinin işgale katılmadığını iddia etti ve belirtti: "Ele geçirilen bölgelerin savunması amacıyla mevzide duruyorduk."
Garik Martirosyan onurlandırıldığını da doğruladı: "'Cesaret için' madalyası ile onurlandırıldım. Bu, ya Arkadi Gukasyan'ın ya da Bako Saakyan'ın kararnamesi ile oldu."
Aradan sonra mahkeme süreci "İnsanların zorla kaybedilmesi, esir ve rehinelere işkencelerin verilmesi" bölümü üzere kanıtların incelenmesi ile devam etti.
Başsavcının Birinci Yardımcısı Vüsal Aliyev, işgalden kurtarılan bölgelerde mezarlıkların bulunduğunu belirtti. Soruşturma organları tarafından mezarlıklara inceleme yapıldı. Mahkemede söz konusu inceleme tutanakları araştırıldı.
Belirtildi ki, Azerbaycan'ın egemen toprakları kurtarıldıktan sonra gerçekleştirilen çalışmalar sırasında insan cesetlerinin kemiklerinin bulunduğu çok sayıda toplu mezar ortaya çıkarıldı. Bu alanlara soruşturma organı tarafından inceleme gerçekleştirildi.
Vurgulandı ki, esir ve rehine alınan kişilerin bazıları tutuldukları yerde işkence, insanlık dışı muamele uygulanarak kasıtlı olarak öldürüldü. Ayrıca esir ve rehine alınan kişilerin birçoğu Azerbaycan devleti ve uluslararası kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen önlemler, ayrıca onların yakın akrabalarının kişisel girişimleri ve bağlantıları ile verilen para karşılığında serbest bırakıldı.
Ardından belirtilen bölüm üzere mağdur Zahid Hesenov ifade verdi. O, 1994 yılı Mart ayının 7'sinde Füzuli ilçesinin Aşağı Seyidehmedli köyünde yaralandığını, 8 Mart'a kadar orada kaldığını belirtti ve ekledi: "8 Mart'ta o köye Ermeniler girdi ve bizi - 4 yaralıyı esir aldılar. Yaralı durumda bizi 'KamAZ' ile götürürken, ondan sonra ise hastanede işkence ettiler.
Bizi Hankendi'deki 3 numaralı çocuk hastanesinde tuttular. Bizim esir ve rehineler, kadınlar ve çocuklar dahil oradaydılar. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) de bize bakmıyordu. Komitenin Mark adlı temsilcisi vardı, hemşiresi ise Veronika idi. Ben yaklaşık bir buçuk ay orada kaldım. Bu süre zarfında Mark oraya iki kez geldi. Ne yaramıza baktı, ne de başka bir şey yaptı. Sonra bizi Şuşa hapishanesine götürdüler, Mark oraya hiç gelmedi."
O, Hankendi'de hastanede tutulduğu sırada ortaokul öğrencilerinin öğretmenleriyle birlikte onlara bakmaya geldiğini söyledi ve dedi: "Bizi çocuklara gösterip 'bakın, bunlar Türklerdir, sizin düşmanlarınızdır' diyorlardı. Çocuklar da bize tükürüyor, taş atıyorlardı."
Mağdur, Hankendi'de tutulduğu sırada tedavi edilmediğini belirtti ve ekledi ki, o süre zarfında alkollü içki ve uyuşturucu madde almış Samvel, Vrej, küçük ve büyük Borya'lar, Karen, Armen, Serjik adlı Ermeni askerleri ve gardiyanları tarafından sürekli olarak yaralı yerlerine yumruk-tekme, demir sopa, otomatik silahın dipçiği ile çok sayıda darbe indirilerek acımasızca dövüldü, çeşitli şekillerde işkencelere maruz kaldı. Onunla birlikte hastanede tutulan Gurbanov İlham Salman oğlu, Nazim, Penah İsgenderov, Şahbaz, İgor Aliyev, Hasay, Abdullayev Eldar İsrayıl oğlu, Terlan, Sevil ve adlarını hatırlamadığı Azerbaycanlı esir-rehinelere de aynı şekilde ağır işkenceler yapıldı.
28 Nisan 1994'te Hasay, Penah İsgenderov, İgor Aliyev ve Mürşüd Mesteliyev ile birlikte Şuşa hapishanesine götürüldü, orada da Emin, Karen, Gor, Vren, Albert, Sergey ve adlarını bilmediği Ermeni gardiyanlar tarafından sürekli olarak ağaç sopa, demir çubuk ve diğer künt aletlerle acımasızca dövüldü, soğuk hücrelerde aç susuz tutuldu, ağır ve kirli işlerde zorla çalıştırılarak mecburi emeğe tabi tutuldu. Aynı zamanda, 1 Mayıs 1994'te Karen tarafından tek hücreye konulup, üzerine bir kova soğuk su dökülerek ağaç sopalarla bilincini kaybedene kadar dövüldü. 8 Mayıs 1994'te Azer Aslanov ve Mürşüd Mesteliyev ile birlikte Hankendi şehrinde üç katlı binada bulunan tecrit merkezine götürüldü, Hankendi şehrindeki askeri hastanenin yakınında bulunan ve Karen Babayan'ın komutanı olduğu 4. taburda her gün ağır işlerde zorla çalıştırıldı.
Mağdur, esir tutulduğu sırada sanıklardan Bako Saakyan'ı taburda gördüğünü, tabur komutanının onu karşıladığını belirtti.
Sanık Bako Saakyan ise 1992'nin sonlarından itibaren ve sonraki 30 yıl boyunca görev pozisyonu gereği esirlerle, rehinelerle ilişkide olduğunu belirterek şöyle dedi: "Ben o uluslararası kuruluşlarla, ICRC (Uluslararası Kızılhaç Komitesi) ile iletişim halindeydim."
Devlet Savcısı Vüsal Abdullayev'in açıklayıcı sorusuna ise Saakyan cevap vermekten kaçındı.
Mağdur Zaur Gülmemmedov, 1993 yılının Şubat ayında Hocavend ilçesinin Nergiztepe yükseltisinde gerçekleşen çatışmalarda karnından kurşun yarası aldığını belirtti ve şöyle ekledi: "Yaralanmadan dolayı bilincimi kaybettim, uyandığımda başka bir yerde olduğumu gördüm. Sonradan öğrendim ki, burası Hocavend ilçesinin 'Tek çınar' denilen bölgesiydi. Gözümü açıp arkadaşlarımı sormak istediğimde tüfeğin dipçiğiyle vurdular. Önce Hocavend'deki 'hapishane'ye, sonra hastaneye götürdüler, orada ameliyat edip kurşunu çıkardılar. Yine 'hapishane'ye, sonra Kırmızıbazar'a götürdüler. Orada inşaat demiri, tüfek dipçiği ile dövüyorlardı. Yediğimiz sadece ottu, kar suyunu içiyorduk. Üç ay sonra Andranik'in yıldönümünde geldiler ki, bunların kafalarını kesmeye götürüyoruz. ICRC'den temsilci geldi. Ermeniler dediler ki burada yaralı, genel olarak Azerbaycanlı asker yok. ICRC'yi aldatıp bizi öldürmek istiyorlardı.
Bizi öyle bir yere götürüp sakladılar ki, orada doktor yoktu. Saç sakalımız uzamıştı, vücudumuzu bit-pire basmıştı. Ellerimizi yıkamaya izin vermiyorlardı. Bizimle birlikte esir tutulan Ağdamlı Habil vardı. Ağdamlı olduğu için döve döve öldürdüler. Habil'i vahşice dövdükten sonra getirip üzerimize attılar. Vücudunda sağlam yer yoktu. Aynı gün can verdi. Benim sol ayağımı üç kez kırdılar. Sonra bizi Şuşa'ya götürdüler. İşkenceler yeniden başladı. Orada Alman çoban köpeğini üzerimize saldırttılar, kolumda köpeğin diş izi kaldı (bu sırada kolunu gösteriyor - red.). Ağdam'dan Tatar adlı bir genç vardı, onu bir hafta buzdolabında tutarak dondurup öldürdüler."
9 ay esir tutulduktan sonra esir değişimi sırasında Azerbaycan'a teslim edildiğini belirtti ve şöyle dedi: "Şu anda sol tarafım protezdir."
Mağdur Asker Askerov, Kuba ilçesinin Hınalık kasabasında doğduğunu, Kelbecer, Ağdere, Laçın yönlerinde savaştığını belirtti. O, 2 Nisan 1993'te Ermeni askerleri tarafından esir alındı. Mağdurun sözlerine göre, onu zırhlı personel taşıyıcısının arkasına bağlayarak Kelbecer şehrinin merkezinde dolaştırmış, vahşice dövmüş, akşamları direğe bağlayıp tutmuş ve diğer işkenceleri uygulamışlar.
Daha sonra genç, yaşlı esir-rehinelerle birlikte Ermenistan'ın Basarkeçer ilçesi içişleri şubesinin geçici gözaltı merkezine götürülerek hücrelerden birinde bir gün tutulmuş. Daha sonra ise İrevan şehrinde askeri polisin nezarethanesi olarak kullanılan yere getirilmiş. Tutulduğu tüm yerlerde yumruk-tekme, lastik sopalarla acımasızca dövülerek işkencelere maruz kalmış. 15 Ocak 1995'te Bahtiyar Tağıyev ile birlikte Gazak ilçesi ile sınır bölgesinden serbest bırakılarak Azerbaycan tarafına teslim edilmiş.
Mağdur Elçin Caferov, 1993 yılının Mayıs ayında Nerimanov ilçesinden askeri hizmete çağrıldığını, Nahçıvan'da bulunan askeri birlikte göreve başladığını belirtti. O, Haziran 1995'te Ermenistan askerleri tarafından esir alınmış. Onu Karakilise ilçesinde 4-5 saat tutup, sonra Niva marka araçla İrevan şehrine götürmüşler. Burada ise Ermenistan Savunma Bakanlığı'na, sonra ise geçici gözaltı yerine getirmişler. Orada onu 23 gün tutmuşlar. Bu süre zarfında ona işkenceler uygulanmış. Onu daha sonra Ermenistan Devlet Güvenlik Komitesi'nin tecrit merkezine götürüp, Mayıs 1996'ya kadar orada tutmuşlar. Orada başka Azerbaycanlı esirler de varmış.
Tecrit merkezinde tutuldukları süre boyunca ona çok sayıda işkence uygulanmış. Bunlar arasında aralıksız çalıştırma, demir ve diğer nesnelerle dövme, vücutlarına ısıtılmış demir parçaları basma gibi eziyetler yer alıyor.
Ermeniler onları kendi taraflarına geçmeye zorlamış, buna itiraz ettiklerinde ise acımasızca dövmüşler. Mağdur 10 Mayıs 1996'da esirlikten kurtarılmış, İrevan havalimanından o, çeşitli yerlerde esir tutulan 67 Azerbaycanlı ile birlikte Bakü'ye gönderilmiş.
Mağdurlar, temsilcilerinin, savunma tarafının ve sanıkların sorularını da yanıtlamışlar.
Mahkemede mağdurlar hakkındaki tıbbi-adli rapor sonuçları da açıklanmış.
Mahkeme süreci 29 Mayıs'ta devam edecek.
Askeri cinayetler işlemekle suçlanan Ermeni asıllı kişilerin ceza davası duruşması yapılıyor.
Oxu.Az Report'a dayanarak bildiriyor ki, süreç Bakü Mahkeme Kompleksinde Bakü Askeri Mahkemesi hakimi Zeynal Ağayev'in başkanlığında gerçekleşiyor.
Belirtelim ki, onlar Ermenistan devleti ve silahlı kuvvetleri, ayrıca Ermenistan tarafından Azerbaycan'ın işgal edilmiş topraklarında kurulan sözde Dağlık Karabağ cumhuriyeti ve onun yasadışı silahlı birlikleri tarafından Azerbaycan'a ve halkına karşı barış ve insanlık karşıtı suçlar, savaş suçları, ayrıca saldırgan savaş yürütme, soykırım, nüfusu zorla göç ettirme, zulüm, işkence, askeri yağma ve diğer yasadışı eylemlerle suçlanıyorlar.
Hatırlatalım ki, Ermenistan Cumhuriyeti ve silahlı kuvvetleri, ayrıca Ermenistan'ın kurduğu yasadışı "Dağlık Karabağ Cumhuriyeti" ve onun yasadışı silahlı birlikleri tarafından işlenen suçlarla suçlanan 15 kişi - Arkadi Arşaviri (Arşaviroviç) Gukasyan, Arayik Vladimiri (Vladimiroviç) Arutyunyan, Bako Saaki (Saakoviç) Saakyan, Davit Rubeni (Rubenoviç) İşxanyan, Davit Klimi (Klimoviç) Babayan, Lyova Henrixi (Henrixoviç) Mnatsakanyan, Davit Azati (Azatoviç) Manukyan, Garik Grigori (Grigoroviç) Martirosyan, Melikset Vladimiri (Vladimiroviç) Paşayan, Davit Nelsoni (Nelsonoviç) Allahverdiyan, Gurgen Omerosi (Omerosoviç) Stepanyan, Levon Romiki (Romikoviç) Balayan, Madat Arakeli (Arakeloviç) Babayan, Vasili İvani (İvanoviç) Beglaryan ve Erik Roberti (Robertoviç) Gazaryan'a karşı Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanunu'nun 100 (saldırgan savaşı planlama, hazırlama, başlatma ve yürütme), 102 (uluslararası korumadan yararlanan kişilere veya kuruluşlara saldırma), 103 (soykırım), 105 (nüfusu yok etme), 106 (kölelik), 107 (nüfusu sınır dışı etme veya zorla göç ettirme), 109 (zulüm), 110 (insanları zorla kaybetme), 112 (uluslararası hukuk normlarına aykırı özgürlükten mahrum bırakma), 113 (işkence), 114 (ücretli askerlik), 115 (savaş kanunlarını ve geleneklerini ihlal etme), 116 (silahlı çatışma sırasında uluslararası insani hukuk normlarını ihlal etme), 118 (askeri yağma), 120 (kasten adam öldürme), 192 (yasadışı girişimcilik), 214-1 (terörizmi finanse etme), 218 (suç örgütü (organizasyon) kurma), 228 (yasadışı olarak silah, parçaları, mühimmat, patlayıcı maddeler ve cihazlar edinme, başkasına verme, satma, saklama, taşıma ve bulundurma), 270-1 (havacılık güvenliğine tehdit oluşturan eylemler), 277 (devlet adamına veya kamu görevlisine suikast), 278 (iktidarı zorla ele geçirme ve zorla tutma, devletin anayasal düzenini zorla değiştirme), 279. madde (yasalarla öngörülmeyen silahlı birlikler ve gruplar kurma) ve diğer maddelerle suçlanıyorlar.