Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 5 Ocak'ta yerel televizyon kanallarına röportaj verdi.
Oxu.Az AZƏRTAC'a dayanarak röportajı sunuyor.
REAL Televizyonu'ndan Mirşahin Ağayev: Hayırlı günler, Sayın Cumhurbaşkanı. Size bugünkü görüşme için sadece röportaja katılan meslektaşlarımız adına değil, tüm Azerbaycan medyası adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Sağ olun!
Mirşahin Ağayev: İnanıyoruz ki, her zaman olduğu gibi, bugünkü görüşmede de dile getirdiğiniz fikirler stratejik gündem yaratacak ve Azerbaycan basınına, kamuoyuna yeterince konu sağlayacaktır.
2025 yılı masadaki başarılarına göre, bence, yılların 8 Kasım'ı olarak adlandırılabilir ve zirve de muhtemelen ağustos ayında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın davetiyle Washington'a tarihi ziyaretiniz ve şüphesiz ki, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmanızdır. Amerika Birleşik Devletleri ile Azerbaycan arasında imzalanan belgeler, elde edilen anlaşmalar sadece Azerbaycan için değil, tüm bölge için önemlidir. Bu açıdan hem BM'nin yüksek kürsüsünden dünyaya seslenişiniz hakkında konuşmak, hem de Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan belgeler hakkında konuşmak isterdim. Böylece, 8 Ağustos'un Beyaz Saray ve 21 Eylül'ün BM günleri hakkında, buyurun.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Teşekkür ederim. Bizim görüşmelerimiz geleneksel bir karakter taşıyor. Her yılın başında bir araya gelerek Azerbaycan kamuoyuna sizin aracılığınızla yılın sonuçları hakkında hem bilgi veriliyor hem de kendi düşüncelerimi bir kez daha paylaşmak için fırsat doğuyor. Belirttiğiniz gibi, geçen yıl gerçekten de tarihi bir yıl olarak kabul edilebilir. Çünkü tam olarak geçen 2025 yılında Ermenistan-Azerbaycan savaşına siyasi açıdan son verildi ve artık birkaç aydır barış ortamında yaşıyoruz. Barış ortamında yaşamanın ne demek olduğunu öğreniyoruz. Çünkü bağımsızlık elde edildikten sonra, hatta ondan önce de Azerbaycan halkı ve devleti savaş koşullarında yaşamıştır. Savaşın farklı aşamaları oldu. Siz de bunu iyi hatırlıyorsunuz. Hem savaşın aktif aşaması, ateşkes aşaması, İkinci Karabağ Savaşı, anti-terör operasyonu, sonraki dönem ve tüm bu olaylara geçen yılın ağustos ayında son verildi. Yani Azerbaycan savaş meydanında elde ettiği parlak Zafer'e siyasi alanda ve belirttiğim gibi, dünyanın bir numaralı ofisinde siyasi mühür vurdu. Bu, doğal olarak bağımsızlık tarihimizde hatırlanacak olaylardan biri olacak, belki de birinciler sırasında olacak. Bu açıdan geçen yılı ülkemiz için, halkımız için çok başarılı ve tarihi bir yıl olarak kabul edebiliriz ve inanıyorum ki, bundan sonra Azerbaycan halkı barış ortamında yaşayacak. Biz henüz sadece beş aydır bu ortamda yaşamamıza rağmen, bunun meyvelerini görüyoruz - hem siyasi hem ekonomik alanda. Toplumda var olan olumlu ruh hali, istikrara ve güvenliğe olan güvenin artması, tüm bu faktörler elbette bize başarıyla ilerleme ve ülkenin karşısında duran tüm görevleri bundan sonra da çözme imkanı veriyor.
Azerbaycan-Amerika ilişkileri bağlamında da 2025 yılı tarihi bir yıl olarak kabul edilebilir. Çünkü sır değil ki, Azerbaycan devlet bağımsızlığını kazandıktan sonra Amerika-Azerbaycan ilişkilerinin üzerinde kara bir bulut gibi nefret edilen 907 Sayılı Düzeltme, adeta dolaşıyordu ve Azerbaycan genç, bağımsız bir ülke olmasına rağmen, Amerika gibi dünya çapında bir numaralı devletle gerekli düzeyde ilişkiler kuramamıştı - Amerika'daki Azerbaycan karşıtı güçlerin faaliyeti, Ermeni lobisinin faaliyeti sonucunda. Azerbaycan tarafından böyle girişimler defalarca gösterilmiştir. Belirli aşamalarda ilişkiler olumlu yönde gelişiyordu. Ancak mevcut kısıtlamalar, özellikle Ermenistan-Azerbaycan savaşının devam etmesi Amerika'daki söz sahiplerine Azerbaycan'la geniş kapsamlı ilişkiler kurma imkanı vermiyordu. Artık bu kısıtlama da yok ve bunun doğal olarak iki ana nedeni var: birincisi, Ermenistan-Azerbaycan savaşının resmen sona ermesi, ikincisi, Amerika'da Başkan Trump yönetiminin iktidarda olması. Bu yönetim çok pragmatik, çok profesyonel ve Amerika'nın ulusal çıkarlarının ne olduğunu çok iyi bilen üyelerden oluşuyor, Başkan başta olmak üzere. Doğal olarak, Azerbaycan gibi bölgede güçlü potansiyeli ve nüfuz alanı olan bir ülke ile iş birliği Amerika Birleşik Devletleri için de önemlidir. Bizim için de. Bu nedenle bu açıdan geçen yıl da dönüm noktası yılı olarak kabul edilebilir. Beyaz Saray'da Başkan Trump benim oradaki katılımımla gerçekleştirilen törende 907 Sayılı Düzeltme'ye son verdi, bunu ortadan kaldırdı. Oysa henüz Kongre bunu resmen ortadan kaldırmalıdır. Ancak özellikle benim katılımımla Başkan tarafından atılan bu adım, doğal olarak sembolik anlam taşıyor.
Bunun yanı sıra, Amerika ile Azerbaycan arasında stratejik çalışma grubunun kurulması belgesi imzalanmıştır. Bu çalışma grubunun ana faaliyeti stratejik ortaklık şartını hazırlamaktır ve artık bu yönde de aktif çalışma başlamıştır. Doğal olarak, uzun yıllar arzuladığımız Azerbaycan'ın ana bölümü ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasındaki coğrafi bağlantının kurulması da tam olarak aynı gün gerçekleşti. Yani Zengezur Koridoru'nun açılması artık Amerika Başkanı tarafından da onaylanmıştır. Artık ben de eminim, Azerbaycan vatandaşlarında şüphe yoktur ki, Zengezur Koridoru açılacak. Onun adı farklı olabilir, ama özü değişmiyor. Böylece, bize Ermenistan ile normalleşme süreci çerçevesinde gereken tüm konular istediğimiz şekilde çözüme kavuştu. Elbette, Ermenistan ile Azerbaycan arasında parafe edilmiş barış anlaşmasının önemi, imzaladığımız ortak Bildiri doğal olarak göz önündedir. Başkan Trump şahit olarak bu Bildiri'ye imzasını attı. Tüm bunlar ve diğer önemli olaylar bahsettiğiniz konuya belki de daha geniş bir perspektiften açıklık getiriyor.
Dediğim, saydığım bu konular işlerin kronolojisidir. Bu, kamuoyuna açık olan taraftır. Ama aynı zamanda, bugün çok aktif diplomatik hareket var. Azerbaycan ile Amerika arasındaki ilişkiler çok pratik ve sonuç odaklı bir yönde ilerliyor. Ekim ayından bu yana benim tarafımdan Amerika'ya bakanlardan ve özel sektör temsilcilerinden, diğer sorumlu kişilerden oluşan dört resmi heyet gönderilmiştir. Neredeyse tüm temel yönler üzerinde stratejik şartın hazırlanması ve karşılıklı yatırımlar, onların organizasyonu ve ilişkilerimizin ekonomi, ticaret, ulaştırma, askeri-sanayi yönlerinin kapsanması konuları tartışılıyor. Yani umutlarımız büyük, sonuçlar da oldukça etkileyici. Bu nedenle bu açıdan 2025 yılını doğal olarak çok başarılı ve tarihi bir yıl olarak kabul edebiliriz.
Azerbaycan Televizyonundan Mümtaz Halilzade: Sayın Cumhurbaşkanı, 1992'de kabul edilen o adaletsiz 907 Sayılı Düzeltme hakkında konuştunuz. Elbette ki, tarihi Amerika ziyaretinizden sonra onun bir kez daha askıya alınması hakkında da karar verildi. Bu düzeltmenin tamamen kaldırılması perspektifleri hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. Aynı zamanda, 907 Sayılı Düzeltme'nin sadece ekonomik yönlerini değil, siyasi ve stratejik yönlerini de önem açısından değerlendirmenizi rica ediyorum.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Elbette ki, bu düzeltme bize karşı uygulandığında bu, çok büyük bir adaletsizlik ve aynı zamanda, o dönemdeki Azerbaycan yönetiminin buna kayıtsız yaklaşımıydı. O dönemde Azerbaycan iktidarı ve onun diplomasisi hangi seviyedeydi, sanırım bunu burada oturanlardan sadece Mirşahin daha iyi bilir. Siz o zamanlar çok genç idiniz, belki de çocuktunuz. Elbette ki, bu, utanç verici bir manzaraydı. Azerbaycan diplomasisine liderlik eden insanlar hiçbir dilde konuşamıyorlardı, hatta Azerbaycan dilinde bile düzgün konuşamıyorlardı ve hiçbir tecrübeleri olmadan, yani diplomasi veya siyasetle ilgisi olmayan alanlardan getirilerek bu önemli görevlere atandılar. O zamanki AHC-Müsavat iktidarı genellikle profesyonellerden oluşmuyordu, aksine, çok tesadüfi insanlar iktidarı ele geçirmişti ve fiilen Azerbaycan'ı mahvolmaya doğru götürüyorlardı. Bundan sadece bir yıl sonra halkın talebiyle utanç verici bir şekilde iktidardan ayrılmak zorunda kaldılar. Bu nedenle bu iki faktör önemli rol oynamıştır. Eğer Azerbaycan o zaman kendi haklı sözünü Amerika yönetimine ulaştırabilseydi, eğer mücadele etseydi, belki de Kongre'de Ermeni lobisi tarafından organize edilmiş bu meseleye Amerika yönetimi başka bir perspektiften bakabilirdi. Her halükârda Kongre bağımsız bir organ olsa da, dış politikayla ilgili konuları çoğu zaman Başkanlık Ofisi ile istişare eder. Benim bilgime göre, o zaman Azerbaycan'da iktidarda olanlar gündemde böyle bir konu olduğunu, böyle bir yasanın kabul edileceğini ve Azerbaycan'a karşı bu adaletsiz düzeltmenin uygulanacağını bile bilmiyorlardı.
Meselenin ikinci tarafı ise bize karşı büyük bir adaletsizlik yapılmış olmasıydı. Çünkü 907 Sayılı Düzeltme 1992 yılının Ekim ayında kabul edildi. O zaman topraklarımız zaten işgal altındaydı, Şuşa, Laçin işgal altındaydı. Ermenistan devleti tarafından Hocalı Soykırımı gerçekleştirilmişti, halkımıza karşı savaş suçu işlenmişti ve Azerbaycan topraklarının işgal altında olması, doğal olarak Ermenistan'ı ablukaya alma imkânlarını da sıfıra indiriyordu. Yani, hangi ablukadan söz edilebilirdi?! Dikkate alırsak ki, Ermenistan'ın Gürcistan ve İran ile sınırları açıktı, hatta Türkiye-Ermenistan sınırı 1993 yılında kapatıldı. Bu nedenle herhangi bir ablukadan söz edilemezdi. Ancak Ermeni lobisi ve onun etki alanındaki senatör ve kongre üyeleri böyle adaletsiz bir düzeltmeyi kabul ettiler.
Şunu da belirtmeliyim ki, onların birçoğu artık hayatta değil, ancak hayatta olanlar arasında çok ilginç isimler de var. Bunları siz bulabilirsiniz, ama ben sadece bir isim vermekle yetineceğim, o da eski senatör, daha sonra başkan yardımcısı ve sonra başkan olan Joe Biden. Joe Biden, 907 Sayılı Düzeltme'nin kabul edilmesinde çok büyük faaliyet göstermiştir. Sadece bu gerçek, neden bizim hem Obama-Biden, hem de Biden-Blinken yönetimleriyle ilişkilerimizin istenen düzeyde olmadığını herkesin anlaması için yeterlidir. Obama-Biden yönetimiyle ilişkiler yeterince mesafeliydi, Biden-Blinken yönetimi ise ilişkilerimizi fiilen krize sokmuştu.
O zaman bu düzeltmenin tabii ki büyük bir etkisi vardı. Çünkü Azerbaycan çok fakir bir ülkeydi, hazine boştu, döviz rezervlerimiz yoktu. Bizi yardımdan mahrum etmek, elbette ki bize büyük bir darbe idi. Dikkate alırsak ki, o zaman binlerce, on binlerce mülteci artık zor şartlarda yaşıyordu ve bu, hem siyasi açıdan adaletsizdi, hem de pratik açıdan çok etkiliydi. Biz uzun yıllar bu 907 Sayılı Düzeltmeyi kaldırtmaya çalıştık. Ancak bu, çok zor bir süreçti ve sadece 11 Eylül 2001 olaylarından sonra Amerika Başkanı bu düzeltmeyi kendi imzasıyla kaldırdı ve bu, 2024 yılına kadar devam etti. Çünkü Afganistan'daki operasyonlarda Azerbaycan Amerika'ya lazımdı, hem ulaşım, lojistik hem de diğer konularla ilgili olarak. Ancak ne yazık ki, Amerika'nın Afganistan'daki misyonu tamamlandıktan sonra, - hepimiz onun nasıl tamamlandığını hatırlıyoruz, bu, Biden-Blinken yönetiminin bir başka rezaleti sayılabilir, onların Afganistan'dan böyle kaotik kaçışı ve yakın müttefiklerini orada fiilen kaderin insafına bırakması, - Biden yönetimi bu düzeltmenin kaldırılmasını durdurdu. Yani artık Azerbaycan onlara lazım değildi, Afganistan'daki misyon tamamlanmıştı ve böylece, bu düzeltme yeniden uygulanmıştı. Elbette, bunun bizim ekonomik gelişimimize hiçbir etkisi yoktur ve olamaz da. Ancak bu, Biden-Blinken yönetiminin ne kadar nankör ve vefasız olduğunu bir kez daha gösteriyor. O zaman yönetimin üst düzey yetkilileriyle konuşma sırasında ben demiştim ki, gün gelecek ve biz size bir kez daha lazım olacağız. Ama o zaman kapımızı çalmayın. Eğer o yönetim ve onun temsilcileri bugün iktidarda kalsaydı, biz onların bir ricasını bile yerine getirmeyecektik.
Trump yönetimi iktidara geldi ve durum tamamen değişti. Doğal olarak, belirttiğim gibi, şu anda Amerika-Azerbaycan ilişkileri yeni bir seviyeye yükselmiştir ve elbette, biz Kongre'nin bu adaletsiz, geçmişten kalan, bugün tamamen absürd sayılan düzeltmeyi kaldırmasını bekliyoruz. Çünkü ne o zaman abluka vardı, ne de bugün abluka var. Aksine, bugün Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan'a çeşitli yerlerden yükler gidiyor, yollar açıldı ve hatta Azerbaycan'ın petrol ürünleri Ermenistan'a ihraç ediliyor. Hangi ablukadan söz edilebilir?! Eğer 907 Sayılı Düzeltme'nin resmi nedeni abluka idiyse, bu bugün mevcut değil. Bu nedenle elbette, biz Trump yönetiminin kendi imkânlarını kullanarak Kongre üyelerini, özellikle Cumhuriyetçi Parti üyelerini bu düzeltmenin tamamen kaldırılması gerektiğine ikna edebileceğini umuyoruz ve buna umut etmek için yeterince nedenimiz var. Bugün bu düzeltme yine de sembolik bir nitelik taşısa da, nasıl denilirse, masayı tamamen geçmişin bu kalıntılarından temizlemek için Kongre bunu bir kerelik kaldırmalıdır.
İctimai Televiziyadan Murad Hüseynov: Sayın Cumhurbaşkanı, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerden, - artık değindiniz, - burada elde edilen başarılardan bahsettiniz. Azerbaycan'ın dış politikası için 2025 yılında başarı getiren diğer olay ve süreçleri karakterize etmenizi rica ederdim.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Ben büyük önem taşıyan olaylardan birinin de Çin ile olan stratejik ortaklığımız olduğunu düşünüyorum. Geçen yıl benim Çin'e devlet ziyaretim sırasında Kapsamlı Stratejik Ortaklık hakkında Ortak Bildirge imzalanmıştır ve bu da çok büyük bir başarı sayılabilir. Çünkü Çin de dünyada önde gelen ülkelerden biridir ve bu siyasi çerçeve, siyasi platform, elbette ki başarılı diplomasimizin bir tezahürü sayılabilir.
Diğer taraftan, D-8 Teşkilatına üye olduk. Ben bunu da çok büyük bir başarı olarak değerlendiriyorum. Çünkü bu teşkilat 30 yıla yakındır kurulmuştur ve kurulduğu günden yeni üye kabul etmemiştir. Bu yüzden bugüne kadar adı da D-8'dir. Tek yeni üye Azerbaycan olmuştur. Dikkate alsak ki, bu teşkilatta Müslüman dünyasının en büyük ülkeleri birleşiyor, Azerbaycan'ı davet etmek ve bizi seçmek, eğer böyle demek mümkünse, elbette ki büyük bir başarı sayılabilir. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bu örgütte birleşen ülkelerin toplam nüfusu bir milyardan, toplam ekonomisi dört trilyondan fazladır. Azerbaycan ne nüfus ne ekonomi bakımından büyük ülke sayılamaz. Bizim orada artık resmi katılımımız, elbette ki bize olan saygının işaretidir ve bizim yürüttüğümüz bağımsız politikanın sonucudur ve derhal biz aktif çalışmalara başladık. Bizim girişimimizle Azerbaycan'da örgütün birkaç merkezi kurulmuştur - medya, iklim, ekoloji, enerji, ulaşım ve biz de doğal olarak bu örgütte aktif üye olarak yer alacağız.
Dış politika ile ilgili diğer önemli başarı Orta Asya İstişare Kurulu'na tam yetkili üye seçilmemizdir. Düşünüyorum ki, bu da nadir bir olay sayılabilir. Çünkü doğal olarak coğrafi bakımdan biz Orta Asya'da değil, Güney Kafkasya'da bulunuyoruz. Ancak Orta Asya ülkeleriyle hem ikili hem de çok taraflı formatlarda o kadar sıkı ilişkilerimiz var ve son yıllarda o kadar çok proje yürütülüyor ki, artık bu ülkeler oybirliğiyle bizi tam yetkili üye seçtiler. Biz bunu da büyük bir siyasi ve diplomatik başarı olarak değerlendirebiliriz. Ben Cumhurbaşkanı olarak artık iki yıl üst üste fahri konuk olarak Zirve toplantılarına davet ediliyordum. Ancak katılımımla gerçekleşen üçüncü Zirve Toplantısı'nda artık tam yetkili üye seçildik. Elbette ki bugün sadece bizim bölgemiz için değil, dünya için Orta Asya-Azerbaycan birliği ve C5'in C6'ya dönüşmesi büyük önem taşıyor. Çünkü bağlantılar, ulaşım, lojistik bugün birçok önde gelen uluslararası aktör için büyük önem taşıyor ve burada Orta Asya'yı Batı ile coğrafi açıdan birleştirebilecek tek güvenilir ülke Azerbaycan'dır. Doğal olarak, coğrafi açıdan diğer güzergahlar da kullanılabilir. Ancak mevcut jeopolitik durumu göz önünde bulundurarak tam kesinlikle diyebiliriz ki, Batı için alternatif güzergahlar kabul edilebilir sayılamaz. Bu yüzden bizim rolümüz, yani canlı köprü ve güvenilir ortak olarak, artık büyük projeleri uygulayabilecek ülke olarak doğal ki artacak ve biz bunu artık pratik hayatta görüyoruz. Topraklarımızdan geçen yüklerin sayısı artıyor. İlk kez olarak artık 100 bin konteyner Azerbaycan topraklarından geçti. Bu sadece bir başlangıçtır, onların sayısı defalarca artacak ve şu anda biz kendi ulaşım altyapımızı genişletmek için aktif çalışıyoruz. Halbuki düşünüyorduk ki, oluşturduğumuz altyapı uzun yıllar boyunca bize yeterli olacak, ancak görüyoruz ki, hayır. Bu yüzden ek yatırım yapılıyor ve yapılacak, burada sadece yüklerden söz edilmiyor. Bildiğiniz gibi, 2024 yılının Kasım ayında Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan başkanları Bakü'de enerji kablosunun inşaatı ile ilgili sözleşme imzalamışlardır. Yani bu bağlantılar da olacak - fiber optik kablonun Hazar'ın dibi ile çekilmesi ve birçok diğer projeler. Bu nedenle Azerbaycan'ı bu gruba resmi olarak kabul etmekle Orta Asya ülkeleri, onların liderleri hem bize büyük saygı göstermiş oldular, hem de kendi ileri görüşlülüklerini sergilediler. Çünkü bu, bölgedeki jeopolitik durumu tamamen değiştiriyor.
Birçok yurtdışı seyahatim oldu, yanılmıyorsam, 20'ye yakın, belki de çok. Birçok yabancı devlet, hükümet başkanı Azerbaycan'a gelmiştir. Ülkemizde uluslararası etkinlikler düzenlenmiştir. Onların arasında doğal olarak Hankendi'de düzenlenen EİT Zirve Toplantısı'nı belirtmeliyim. Ana etkinlik orada - Hankendi'de düzenlenmiştir, ama işgalden kurtarılan diğer şehirlerde - Şuşa'da, Laçın'da, Ağdam'da bizim girişimimizle üç forum düzenlenmiştir: İş Forumu, Gençlik Forumu, Kadınlar Forumu. Yani biz istiyorduk ki, gelen misafirler kurtarılan toprakların hepsini olmasa da büyük kısmını görsünler ve biz buna hazırdık. Dokuz devlet ve hükümet başkanını biz Hankendi'de, Ağdam'da, Şuşa'da kabul etmeye hazırdık. Mevcut altyapı, konferans salonları, oteller ve diğer gerekli faktörler bu imkanı bize sağlamıştır.
Gebele'de Türk Devletleri Teşkilatı'nın Zirve Toplantısı'nı da özellikle belirtmeliyim. Bu, bir kez daha Türk dünyasının birliğini yansıtan bir Zirve idi ve bildiğiniz gibi, bizim girişimimizle gayri resmi Zirve toplantıları da düzenlenmeye başlamıştır. Birinci gayri resmi Zirve Şuşa'da düzenlenmiştir, resmi Zirve Gebele'de ve bu geleneği şimdi diğer ülkeler de devam ettiriyorlar. Artık gayri resmi Zirve Toplantısı Macaristan'da düzenlenmiştir. Muhtemelen bu yıl da düzenlenecek. Yani dış politika alanında sonuçlarla ilgili çok konuşulabilir. Bu yakınlarda Dışişleri Bakanı basın toplantısı düzenledi, daha geniş bilgi verdi. Ben ise sadece, esas olarak önemli gördüğüm noktaları aydınlatmak istedim.
Murad Hüseynov: Bir soru daha vereyim, Gebele'de Türk Devletleri Teşkilatı'nın Zirvesinde Sizin konuşmanızda Türk devletleri arasında askeri iş birliği unsuru özellikle hissedildi. Bu, Sizin teklifiniz miydi?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet.
Murad Hüseynov: Yaşadığımız modern dünyada bu iş birliğinin perspektiflerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, tamamen haklısınız. Ben bunu belirttim. İlk defa değil ki ben bu Zirve toplantılarında bu konuya değiniyorum. Çünkü biliyorum ve görüyorum, dünyadaki süreçler o yönde gidiyor ki, her ülke öncelikle kendi askeri potansiyelini güçlendirmeli, güvenliğini güçlendirmelidir. Hatta Yeni Yıl Bayramı vesilesiyle Azerbaycan halkına tebriğimde de demiştim, bugünkü dünya böyledir: kim güçlüdür, o da haklıdır. Benim sözlerim şimdi neredeyse haftalık formatta bu veya diğer bölgelerde doğrulanıyor. Gebele'deki Zirve Toplantısı'nda ben bu tezden daha da ileri giderek teklif ettim ki, bu yıl Azerbaycan'da üye ülkelerin ortak askeri tatbikatları düzenlensin. Düşünüyorum ki, buna da ihtiyaç var. Biz üye ülkelerle ikili formatta askeri tatbikatlar düzenliyoruz. Doğal olarak, en çok Türkiye ile, ama diğer ülkelerle de. Ancak ortak askeri tatbikatların düzenlenmesinde hem büyük sembolik anlam olabilir, aynı zamanda, pratik açıdan buna ihtiyaç var. Çünkü yine de diyorum, ben bunu artık birkaç yıldır dile getiriyorum. Hem de kendi analizimi yaparak görüyorum ki, bugünkü dünyada uluslararası hukuk denilen mesele yoktur. Bunu herkes unutmalı. Güç var, iş birliği var, müttefiklik var, karşılıklı destek var. Doğal olarak, sen kendin emin olmalısın ki, hak yolundasın. Hiçbir ülke, hiçbir lider haksız iş yapmamalıdır, hiçbir ülkenin toprak bütünlüğüne göz dikmemelidir, hiçbir ülkeyi işgal etmemelidir. Bizim büyüklüğümüz ve bilgeliğimiz, aynı zamanda, sorumluluğumuz göz önündedir. Biz hem 2020'de hem 2023'te hem de bu yıllar arasındaki olaylar sırasında güç uygulayarak Ermenistan'a, yani onlara layık olan cevabı verebilirdik. Nasıl ki bizim halkımız acı çekmiş, nasıl ki bizim topraklarımız harap edilmiş, nasıl ki bize karşı savaş suçları işlenmiş, biz de onların şehirlerini Ağdam'ın durumuna getirebilirdik. Tam rahatlıkla ve eminlikle diyebilirim ki, hiç kimse bizi durduramaz. Biz bunu yapmadık. Çünkü birincisi, bu, haksız iş olurdu. İkincisi, ben tam emindim ve biliyordum ki, er ya da geç savaş, askeri çatışma durmalı ve bunu biz durdurmayacaksak, bu durmayacak. Bunu güçlü taraf durdurmalıydı ve hatta bu artık basına da çıkmıştır, Başkan Trump'ın Danışmanı bay Witkoff röportajlarından birinde demişti ki, Beyaz Saray'da Başkan Trump da benden sordu "Niye siz durdunuz? Siz güçlüydünüz". Benim cevabımı da herhalde duymuşsunuzdur. Bu yüzden, buna rağmen, askeri gücün olmalı ki, hiç kimse sana hor bakmasın, hiç kimse sana zarar vermesin. Hatta hiç kimse düşünmesin ki, sana zarar verebilir ve bunun karşılığını ödemeyecek.
Bu yüzden biz gücümüzü artırıyoruz, o cümleden askeri gücümüzü. Biz Türkiye ile resmi müttefiklik formatında iş birliği yapıyoruz, o cümleden askeri müttefiklik, o cümleden birbirine askeri yardım çerçevesinde. Ancak iyi olurdu ki, ailemiz olan Türk devletleri bu yönde de iş birliğine başlasınlar. Bunu teklif etmekle ben hiç de herhangi bir askeri örgütün kurulmasını teklif etmiyorum. Bazıları bunu böyle yorumluyor. Hayır, bu, tamamen asılsızdır. Biz şimdi sadece, enerji alanında, ulaşım alanında, ticaret, yatırım, birçok alanda iş birliği yapıyoruz. Neden bu alanda da iş birliği yapmayalım? Dikkate alsak ki, bugün tüm ülkeler için bu, bir numaralı meseledir, bu yüzden teklifim geçerlidir. Biz şimdi mesajlarımızı çeşitli diplomatik kanallarla gönderiyoruz. Eğer genel bir anlaşma olursa, o zaman biz bu yıl bu tatbikatları gerçekleştireceğiz. Eğer görürsek ki, tatbikat yapılmadı, demek ki soru sormanız lazım "Kim bunu desteklemedi?" Ama ben umuyorum ki, tüm üye ülkeler bunu destekleyecek.
CBC Televizyonundan Elmira Musazade: Sayın Başkan, CBC Rusça yayın yapan uluslararası bir kanaldır. İzninizle sorumu Rusça olarak soracağım.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Buyurun.
Elmira Musazade: Sayın Başkan, dış politika önceliklerinden bahsederken, Çin Halk Cumhuriyeti'nin önemini vurguladınız ve gerçekten de son yıllarda ikili ilişkilerimiz önemli ölçüde güçlendi. Bu, hem en üst düzeyde ziyaretlerde hem de farklı alanlarda, özellikle ekonomi, ulaşım, lojistik ve teknoloji alanlarındaki anlaşmalarda kendini gösteriyor. Bu anlaşmaların önemini nasıl değerlendiriyorsunuz ve bunların Azerbaycan'ın bölgesel ve küresel süreçlerdeki rolüne etkisi nedir?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Sanırım aramızda imzalanan bu siyasi belgeler, - sayıları ikidir ve birinden zaten bahsettim, - bu kapsamlı stratejik ortaklıktır, bundan bir yıl önce ise biz stratejik ortaklık hakkında Ortak Bildiri kabul ettik. Yani bir yıl içinde stratejik, sonra da kapsamlı stratejik ortaklık hakkında iki belge imzalandı, bu da ikili ekonomik ilişkilerin gelişimine büyük bir ivme kazandırdı. Gerek bizim tarafımızdan, gerekse Çin Halk Cumhuriyeti tarafından iş yapılarına, devlet yapılarına ilişkilerimizi maksimum düzeyde aktifleştirmek üzere ciddi bir önem verildi ve bunu karşılıklı ziyaretlerin, temsilcilerin, artık imzalanmış sözleşmelerin sayısında, aynı zamanda yatırımların örneğinde de görüyoruz.
Ticaret hacminin arttığını görüyoruz. Rekor seviyeye - 4 milyar dolara ulaştı, hatta %20 artarak 4 milyar doları da geçti. Bu, muhtemelen herhangi bir ülkeyle ticaret hacmimizdeki en büyük artıştır. İmzalanan yatırım nitelikli sözleşmeleri görüyoruz, Çin şirketleri Azerbaycan'a aktif şekilde yatırım yapmaya başladı, önceden bu yoktu. Ayrı yatırım projeleri vardı, ama böyle büyük sayıda ve devlet yapılarıyla bu tür koordinasyon ortamında bunu gözlemlemiyorduk. Yani bu, karşılıklı faaliyeti genişletmek için çok ciddi bir sinyal ve ivme verildiğini gösteriyor.
Şu anda Çin şirketleri yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıyor. Elektrik, Güneş, rüzgar santrallerinin inşasına başlanıyor ve bu santrallerin sayısının artırılması için başvurular var.
Güneş panellerinin üretimi için fabrikanın inşaatına başlandı, elektrikli otobüslerin montajına başlandı. Bununla ilgili söylemeliyim ki, bu Azerbaycan tarafının stratejik bir kararı oldu, çünkü biz sadece yeşil enerjiyi değil, aynı zamanda yeşil ulaşımı da geliştirme kararı aldığımızda, gündemde stratejik ortak seçimi meselesi vardı ve Çin şirketlerini seçtik.
Bu seçim, ayrıca zaten belirttiğim anlaşmaların bir sonucuydu ve doğal olarak, projenin uygulanmasının profesyonelliği, kalitesi ve hızı bu seçimin doğruluğunu teyit etti. Bu nedenle Bakü'de gördüğümüz yeşil otobüsların bazıları satın alındı ve montajlarına bu yıl başlanacak, gelecekte ise yerelleştirme artacak.
Ulaşım sektöründe zaten bahsettiğim aktif iş birliği fonunda yük taşımacılığının ana artış kaynağı doğal olarak Çin olacak. Çin Halk Cumhuriyeti şu anda Hazar Denizi'ne demiryolunun, Kırgızistan ve Özbekistan üzerinden başka bir demiryolunun inşaatını finanse ediyor, milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Orada arazi çok karmaşık ve çok sayıda tünel ve köprü inşa edilmeli. Bu gerçek gösteriyor ki, onlar bu projeyi finanse etme kararı aldıkları için söz konusu demiryolu boş kalmayacak. Hazar Denizi'ne ve dolayısıyla Azerbaycan'a yük taşımacılığının hacmi artacak. Orta Asya ülkeleriyle birlikte, Çin'den ek yük taşımacılığı doğal olarak Doğu-Batı rotasını, Orta Koridoru tam işler hale getirecek.
Şüphesiz ki, Çin ve Orta Asya ülkelerinden gelen yüklerin Zengezur Koridoru boyunca hareket edeceğini bekliyoruz. Doğal olarak, biz buna öncelikle Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile bağlantı, hem de uluslararası ulaşım koridoru olarak bakıyoruz. Bugün Azerbaycan'dan Batı'ya doğru bir demiryolu rotası var, bunların sayısı iki olacak. İki her zaman birden iyidir, özellikle açık okyanuslara çıkışınızın olmadığı ve komşu ülkelerden geçmek zorunda olduğunuz bir ortamda. Her zaman hacim için, rekabet edebilirlik için, transit rotanın tekelleştirilmesinin önüne geçmek ve tabii ki daha rekabetçi tarifeler sağlamak için alternatife sahip olmak daha iyidir.
Bu, karşılıklı faaliyetimizin çok büyük bir sektörüdür ve tabii ki, böyle bir durumda düşünüyorum, hem ticaret hacmi açısından, potansiyel açıdan ve demek mümkünse, hem de Güney Kafkasya'dan akışı sonraki istikametler üzerinde dağıtacak ülke olarak, Çin Halk Cumhuriyeti için burada, bu bölgede Azerbaycan öncelikli bir ortaktır.
Bu akışlar ise hepimizin bildiği gibi, birçok yönde hareket edebilir. Buradan iki yönde batıya, bir yönde ve daha sonra iki yönde - yeniden Zengezur Koridoru aracılığıyla güneye, Orta Doğu'ya, Fars Körfezi'ne ve elbette ki kuzey istikametine doğru akış olacak ki, bu istikamet de tam kullanıma verilecek.
Bu nedenle Azerbaycan, demek mümkünse, ticari verimlilik ve birçok diğer faktöre dayanarak, yük taşımacılığının artmasına yardım eden, kendi ve komşu ülkelerin altyapısına yatırım yapan, akışların sağlayıcısı olacak ülke rolünü oynamalıdır. Bu sebepten de özellikle açık denize çıkışı olmayan Azerbaycan'ın ulaşım merkezi olarak rolü doğal olarak artacak.
Elbette ki, burada bir yeni iş birliği yönünü belirtmeden edemem. Bu, askeri-teknik iş birliğidir. O da, aynı şekilde elde edilen siyasi anlaşmalar çerçevesinde başlatıldı. Bu, Çin ve Azerbaycan arasında yeni bir karşılıklı faaliyet alanıdır. Bu iş birliğinin bir kısmı askeri geçit töreninde sergilendi, ancak bu sadece başlangıç.
Biz bu durumda büyük karşılıklı ilgi görüyoruz. Ayrıca, askeri tekniğin temin edilmesiyle yetinmeyerek, ortak işletmelerin kurulması üzerinde çalışıyoruz ve bu alanda işler artık başladı. Bu, genellikle kamuoyunun dikkatinden gizli tutulur, nasıl ki öyle olması gerekiyorsa, ama aynı zamanda her iki ülke tarafından verilen stratejik nitelikli ciddi siyasi bir karardır ve büyük potansiyele sahiptir. Eminim ki, yakın gelecekte hem yeni sözleşmelerin, hem de halihazırda süreçteki projelerin hayata geçirilmesinin şahidi olacağız. Bu, tabii ki Azerbaycan'a büyük fayda getirecek.
AnewZ Televizyonundan Nadia Cani: Sayın Başkan. Ben uluslararası İngilizce yayın yapan AnewZ kanalını temsil ediyorum. Bu yüzden bu soruyu Size İngilizce olarak yönelteceğim.
Azerbaycan'ın ekonomik ve bölgesel gelişiminden, özellikle Ermenistan'la yeni barış anlaşması bağlamında bahsedebilir misiniz? Bu, gelecek yıllarda ülke için ne anlama geliyor? Azerbaycan'ın Güney Kafkasya'da başlıca ekonomik lider olarak konumlanmasına yardımcı olan bazı başarılarını sıralayabilir misiniz?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, geçen yılın ağustosunda Washington'da paraflanmış barış anlaşması, elbette ki yatırımlar için, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen yatırımlardan bahsettiğimizde, büyük fırsatlar açıyor. Biz bunun üzerinde aktif olarak çalışıyoruz. Aynı zamanda, Azerbaycan'ın Birleşik Devletler'e yaptığı yatırımların halihazırda belirli bir geçmişi var. Biz esas olarak menkul kıymetlere yatırım yapmıştık. Ancak şimdi, iki ülke arasındaki ilişkilerin bu yeni aşamasından sonra biz gerçek ekonominin projelerine yatırım yapmak için çeşitli seçenekleri değerlendiriyoruz. Aynı zamanda, Azerbaycan'ın hedeflerinden biri de bölgesel yapay zeka merkezine, IT merkezine dönüşmektir ve düşünüyorum ki, bunu başarmak için potansiyelimiz var. Şu anda ortaklarımızla veri merkezlerinin kurulması üzerinde çalışıyoruz. Bildiğiniz gibi, veri merkezlerinin çok fazla elektrik enerjisine ihtiyacı var. Bugün daha geniş bölgede elektrik enerjisi konusunda ek imkanı olan tek ülke Azerbaycan'dır. Böylece bugün iç amaçlar için kullanmadığımız ihraç edilebilir veya burada tüketilebilir ek 2000 megavat veya 2 gigavat kapasitemiz var.
Siber güvenlik merkezinin kurulması, uzmanlarımızın eğitimi ile ilgili planlarımız ve halihazırda uygulanmış projelerimiz var - birçok uzmanımızı yurtdışına eğitimlere gönderiyoruz ve aynı zamanda, Azerbaycan'da eğitimler düzenliyoruz - hedefimiz, bağlantının yanı sıra, yapay zeka ve IT için bir merkez olmaktır. Potansiyel mevcuttur. Güçlü siyasi irade mevcuttur. Elbette ki, biz Amerikan şirketlerini ana ortaklarımız olarak görüyoruz. Belirtmek isterim ki, Stratejik Ortaklık Şartı'nın hazırlanması amacıyla Stratejik Çalışma Grubu'nun oluşturulması üzerine Başkan Trump ile Mutabakat Muhtırası'nı imzaladıktan sonra Avrupa'nın birkaç önde gelen ülkesi bizimle stratejik ortaklık ilişkileri kurmak için başvurmuştur. Böylece, belirli bir anlamda bu, Washington'dan gelen bir sinyaldi. Buna rağmen, şimdiye kadar neredeyse 30 ülke ile stratejik ortaklık üzerine beyanat ve anlaşma imzaladık, - bu ülkelerden 10'u Avrupa Birliği üyesidir, - ancak Washington'dan gelen bu güçlü mesaj ABD'nin müttefiki olduğu ülkelerde iyi karşılanmıştır.
Ekonomik faaliyetimizle ilgili olarak, ülkemiz ekonomik açıdan tamamen bağımsız olduğu ve herhangi bir destekten, herhangi bir krediden veya bir şeyden bağımsız olduğu için bugünkü durum bizi memnun ediyor. Birkaç yıl önce ben dış borcumuzu azaltmak için hükümetin önüne bir görev koydum ve bunu başardık. Borç almayı tamamen durdurduk ve uluslararası finans kuruluşlarıyla olan tüm ilişkilerimizi, aktif ilişkilerimizi bitirdik. Şu anda dış borcumuz GSYİH'nın %6+ oranında olup tarihte en düşük seviyededir. Biz yeniden sınırlı miktarlarda borç almaya başladık. Ancak yine de finansmana ihtiyaç duyan projeleri desteklemek için 2-3, belki de 4 milyar ABD doları tutarında borç almaya karar verdik. Biz sosyal alana finansmanı kesmek istemiyoruz. Biz savunma alanına, Karabağ'ın yeniden inşasına finansmanı kesmek istemiyoruz. Ancak bize ulaşım projeleri, su-kanalizasyon sistemi için ve esas olarak bağlantı konularında finansman lazım. Bunun için borç alacağız. Ancak bugün dış borcumuz tarihte en düşük seviyededir, hesaplamalara bağlı olarak GSYİH'nin %6,3-6,4'ünü oluşturmaktadır. Rezervlerimiz dış borcu 16 veya 17 kat aştığı için dış borcumuzu geri ödeyebiliriz. Neden bir rakam belirtmiyorum, çünkü geçen yıl aynı zamanda altın rezervlerimizi artırmak için stratejik bir karar aldık. Biz jeopolitik düzlemde cereyan eden olayları açık seçik görüyorduk ve ben tamamen emindim ki, altının fiyatı artacak ve fiyat fırladı. Böylece, bu karar bize çok para kazandırdı. Altın rezervlerimizi artırarak Devlet Petrol Fonu sadece bu nedenle 10 milyar ABD dolarından fazla gelir elde etti. Ancak altının fiyatı düşerse, elbette ki rezervlerimiz de azalacak. Böylece, bugün rezervlerimiz her gün değişiyor. Bugün belki 84 veya 83 milyardır. Yarın 85 olacak. Buna rağmen, bu, dünyada kişi başına düşen rezervler açısından herhangi bir ülkede olan en yüksek göstergelerden biridir, 83-84 milyar ABD doları.
Dev yatırım projelerini ve Karabağ'ın yeniden inşasını dikkate alırsak, bu, gerçekten ekonomimizin güçlü dayanıklılığını göstermektedir. İki önde gelen derecelendirme şirketi kredi notumuzu güncelledi. Bunlar Moody's ve Fitch şirketleriydi ve burada derecelendirme yatırım seviyesi güncellenerek, görünüm de istikrarlıdan olumluya doğru güncellenmiştir. Ben tamamen eminim ki, kredi notumuz olduğundan daha düşük değerlendirilmektedir, çünkü büyük rezervlerimiz var, düşük dış borcumuz var, kendi kendine yeten bir ekonomimiz var ve düşünüyorum ki, birçok diğer faktör bize daha yüksek bir derecelendirmeye sahip olmamıza olanak sağlıyor. İlgili devlet kurumlarımız, faaliyetlerimiz hakkında daha fazla bilgi vermek için bu derecelendirme kuruluşlarıyla çalışıyor ki, Azerbaycan'ın gerçek derecesi gerektiği şekilde yansıtılsın. Çünkü bu, sadece bir prestij meselesi değil, her ne kadar öyle olsa da. Bu, aynı zamanda bize, özellikle şimdi borç almaya karar verdiğimiz bir dönemde daha iyi şartlarla borç alma imkanı veriyor. Bu yüzden, hükümete borç almayı durdurmalarını talimatlandırdığımda hedefim dış borcu GSYİH'nın %10'undan daha aşağı bir seviyeye getirmekti ve şimdi o, GSYİH'nın %6,3-6,4'ünü oluşturuyor.
Elbette ki, bu açıdan daha fazla kaynak bölgesel kalkınmaya ayrılacak. Bugün bizim iki yatırım programımız var - biri geleneksel programdır, diğeri ise Karabağ ve Doğu Zengezur içindir. Her ikisi de yüksek seviyede uygulanarak başarıyla hayata geçiriliyor. Biz bağlantı, ulaşım konularında daha fazla iş yapmalıyız. Daha önce belirttiğim gibi, deniz limanları ve demiryolları ile ilgili yaptığımız işlerin birçok yıl için yeterli olacağını düşünüyordum. Şimdi ise görüyorum ki, artan yük taşımacılığı hacmi nedeniyle bunlar yeterli olmayacak.
Biz yakında Bakü, Sumgayıt ve Hırdalan'ın, tüm Abşeron yarımadasının su-kanalizasyon sistemleri üzerine büyük ölçekli bir program kabul edeceğiz, çünkü buna büyük bir ihtiyaç var. Birçok iş yapıldı, ancak hala eksiklikler var. Hala şiddetli yağmurlar olduğunda sorunlarla karşılaşıyoruz. Böylece kanalizasyon-su sistemlerinin yönetimi ve içme suyu, aynı zamanda Azerbaycan'da ilk kez kurulacak olan tuzdan arındırma tesisi içme suyuna olan büyük talebi karşılayacak. Tarımı daha fazla su ile sağlamak amacıyla yeni kanalların inşası, ayrıca, elbette ki, Bakü'nün ulaşım sorunları çözülecek.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, - belki siz bunu benden de iyi biliyorsunuz, - trafik bugün gerçekten de ciddi bir sorundur. Önceki yıllarda çok iş yaptık, 50 tünel, 50'ye yakın köprü inşa ettik, yolları genişlettik. Sadece Bakü'de 2500 kilometre yol yapıldı. Düşünün, şehrin içinde 2500 kilometre yol. Hepimiz, - belki hepimiz değil, - ama Mirşahin ve ben buradan Bakü şehrine giden yolun nasıl olduğunu çok iyi hatırlıyoruz. O zaman sadece bir yol vardı. Bu alanda yapılacak işler hala çok. Biz artık Bakü'de ek 10 metro istasyonunun inşaatını öngören bir program kabul ettik. Benim görev sürem boyunca yedi istasyon inşa edildi, ancak bu yeterli değil. Bu nedenle 10 metro istasyonu daha, aynı zamanda yeni köprüler ve tüneller inşa edilecek. Tüm bunlar için finansman sağlamalıyız, çünkü bu, bize oldukça finansal tasarruf sağlayacak ve bu kaynakları Karabağ için kullanabileceğiz.
Genel olarak ekonomik gelişmeden memnunum. Evet, bir sorunumuz var, o da petrol üretiminin doğal olarak azalmasıdır. Bu faktör GSYİH göstergelerine belirli ölçüde olumsuz etki gösteriyor. Ancak eğer petrol ve gaz dışı sektörde GSYİH'ye bakarsak, 11 ay içinde %3,2 artış kaydedildiğini görürüz, bu da kötü bir gösterge değil. Bu artış daha yüksek olabilir ve büyük olasılıkla olacak. Aynı zamanda, petrol üretiminin istikrara kavuşturulması üzerinde çalışıyoruz - bu mümkündür - ve doğal gaz üretiminin artırılması yönünde de adımlar atıyoruz. Bu da ekonomimize ek dinamizm kazandıracak ve büyümesine katkıda bulunacak. Ancak büyüme doğal olmalıdır.
Biliyorsunuz, ben defalarca Ermenistan'ı güçlü bir şekilde destekleyen ve sürekli Ermenistan için jeopolitik açıdan zorluklardan, güya bazı ülkelerin onun çıkarlarına zarar vermek istemesinden şikayet eden bir grup ülkenin liderleriyle görüşürken her zaman diyorum: "GSYİH'ye bakın ve Rusya ile ticaret hacmine bakın." Rusya-Ukrayna savaşı başladığında Ermenistan ile Rusya arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2 milyar ABD dolarıydı. İki yıl sonra ise bu rakam 12 milyar dolara ulaştı. Bu, artık her şeyi açık bir şekilde gösteriyor.
Bu, yaptırımlardan kaçınma mekanizmasıdır - onların dediği gibi, paralel ithalat ya da "gri bölge" ithalatıdır. Ancak ne Avrupa Komisyonu ne Avrupa Parlamentosu ne de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde hiç kimse bu konuda tek bir kelime bile söylemedi, ne Ermenistan'ı kınadı ne de genel olarak yaptırımlar konusuna değindi. Çünkü onlar için yaptırımlardan kaçınma kanalı olmak kabul edilebilirdir. Bizim GSYİH'mizin artması ise birine yaptırımlardan kaçınmasına yardım ettiğimiz için değil, - biz bunu yapmıyoruz, - o, ekonomik faaliyetimizin gerçek sonuçları sayesinde artıyor.
Rakamlarla ilgili bir noktayı daha belirtmek isterdim. Rakamlar, elbette ki önemlidir, ancak en önemlisi insanların günlük hayatı ve ülkenin ekonomik imkanlarıdır. Aynı zamanda açıktır ki, ekonomi ne kadar büyükse, her bir yüzde artışının değeri de o kadar yüksek olur. Öyle ki, ekonominin hacmi yaklaşık 70-80 milyar ABD doları olduğunda, her bir yüzde artışı neredeyse 1 milyar dolar eder. Bu 1 milyar doları sadece bir yıl içinde elde etmek ise kolay bir mesele değildir. Bununla birlikte, ben düşünüyorum ki, göstergeler daha iyi olabilir. Petrol üretimi istikrara kavuştuktan sonra GSYİH üzerinde daha yüksek rakamları göreceğimizi düşünüyorum. Ama yine de benim için bu, ne rekabettir ne de yarıştır. Önemli olan ekonomimizin bize gelişmemize, halk için daha iyi yaşam koşulları yaratmamıza, özgürleştirilen bölgeleri restore etmemize, savunma kapasitesine yatırım yapmamıza ve genel olarak, ekonomimizi daha da güçlendirmemize olanak sağlamasıdır.
Mümtaz Halilzade: Teşekkür ederiz, Sayın Cumhurbaşkanı. Azerbaycan devletinin dış politikası, bölgesel kalkınması, ekonomik göstergeleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaştınız. Benim bir sonraki sorum devletin sosyal politikasının sonuçlarıyla ilgili olacak. Ricam, hem 2025'te devletin sosyal politikasının sonuçları, hem de bu yıldan itibaren uygulanması planlanan, özellikle toplumun sosyal refahının daha da iyileştirilmesi yönünde hayata geçirilecek projeler hakkında bilgi vermenizdir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Bu, her zaman politikamızın ana hattını belirleyen yöndür. Çünkü uzun yıllardır söylüyorum ve bunu pratik işlerde de görüyoruz ki, politikamızın merkezinde Azerbaycan vatandaşı duruyor. Bu sadece bir slogan değil. Tüm politikamız hem sosyal odaklıdır hem de yatırım odaklıdır. Her ikisi arasında çok hassas bir denge, eşitlik olmalıdır. Eğer olmazsa, hiçbir ülke başarı kazanamaz, bu birincisi. İkincisi, her zaman popülizmden uzak durmaya çalıştım ve bugün de çalışıyorum; mümkün olmayan vaatler vermemeye özen gösteriyorum. Mümkün olan gelişmelerle ilgili Azerbaycan kamuoyunu düzenli olarak bilgilendiriyorum. Eğer son 20 yılın istatistiğine bakarsak, sadece şunu söylemek yeterlidir ki, asgari ücret Azerbaycan'da 40 defadan fazla artmıştır. Doğrudur, başlangıç bazı çok düşüktü, ancak bu artış da elde edilen kaynak sayesinde mümkün olmuştur. Yani biz ekonomik reformları yaparak, petrol-gaz projelerini uygulayarak, öncelikle elde edilen gelirleri sosyal alana yönlendiriyorduk ve bugün de böyledir. İşgal döneminde bizim temel harcamalarımız askeri amaçlı harcamalardı, ondan sonra eğitim harcamaları, ondan sonra da zorunlu göçmenler için ayrılan harcamalardı. Yani biz işgal döneminde 300 binden fazla göçmene yeni evler, daireler sağlamıştık, 100'den fazla site inşa edilmişti. Yani bu, niyetimizi açıkça gösteriyor ve bugün insanların refah düzeyini iyileştirmek için sosyal politika daha hassas yürütülüyor. Yani eskiden bu alanda olan ihlaller gideriliyor, adaletsizlikler ortadan kaldırılıyor, şeffaf mekanizma uygulanıyor. Bu, bize imkan verdi ki, biz birkaç ciddi sosyal reform paketi uyguladık, daha doğrusu, son yedi yıl içinde 5 sosyal reform paketi uygulandı. Bu reformların kapsadığı kitle 4 milyon insandır ve yaklaşık 8 milyar manata yakın kaynaktır. Sadece geçen yıl 1,4 milyar bütçe kaynağı bu amaçlar için harcandı. Yani maaşlar, emekli maaşları, ödenekler düzenli olarak artırılıyor, emekli maaşları indeksleniyor.
Elbette, daha da fazla olmasını isterdik. Ancak bir atasözü var: "Ayağını yorganına göre uzatmalısın." Yine de diyorum, biz hiçbir zaman popülizmle uğraşmadık, hiçbir zaman çözümü mümkün olmayan sözler vermedik, hiçbir zaman gelecek nesilleri borca sokmak için bir yerlerden büyük miktarda para alıp onu dağıtmadık. Biz stratejik gelişimle ilgili tam, nasıl desek, net bir bakış açısına sahibiz. Bu nedenle ülke ekonomisi geliştikçe, ülkenin döviz rezervleri arttıkça, elbette sosyal alana daha büyük kaynak ayrılacak.
Biz birkaç yıldır kendi kendine istihdam programı ile uğraşıyoruz, eğer böyle demek mümkünse ve 100 binden fazla insan bu programla kapsanıyor. Yani toplumda başkasına el açma olmamalıdır. Bunu tamamen ortadan kaldırdık mı? Hayır, yine de var. İş yerleri yaratılıyor, bunun içinde Karabağ ve Doğu Zengezur da büyük inşaat meydanıdır. Yani çalışmak isteyen Azerbaycan'da kendine iş bulabilir, ya inşaatta, ya tarımda, ya başka alanlarda. İşsizlik düşük seviyededir, ancak işsizler var ve bu her ülkede var. Gelişmiş ülkelerde bizden de büyük yüzde ile ölçülen işsizlik var. Ama benim sözüm şudur ki, bugün Azerbaycan gibi bir ülkede, geniş imkanları olan bir ülkede iş bulmak o kadar da zor bir mesele değil. Sadece, bazıları belki de onlara teklif edilen işlerden memnun değil, bu yüzden iş aramaya devam ediyorlar. Kendi kendine istihdam programı işsizliğin büyük bir kısmını fiilen ortadan kaldırıyor ve bu insanlara verilen araçlarla onlar kendi aile bütçelerini karşılayabilirler.
Son yıllarda 16 bin şehit ailesi ve savaş gazisine, onların ailelerine devlet tarafından konutlar verilmiştir. Burada da Azerbaycan kadar bu alana dikkat gösteren ikinci bir ülke yoktur. Savaşlar oldu, İkinci Dünya Savaşı, ondan sonraki savaşlar. Hangi ülkede şehit olanlara devlet tarafından konutlar veriliyor bilmiyorum, belki veriliyor, ancak ben bilmiyorum, duymadım. Binek araçları veriliyor. Biz savaş sırasında engelli olan askerleri devlet tarafından en modern protezlerle temin ettik. Beş yüzden fazla insan protezlerle donatıldı ve normal hayata döndüler. Bunlar en son model protezlerdir. Düzenli olarak onlara hizmet verilmeli, değiştirilmelidir. Çünki bunu fizyolojik açıdan değiştirmeye ihtiyaç var. Elbette, biz bunu yapıyoruz, o insanlar karşısında bizim vatandaşlık borcumuzdur. Bir sözle, bu yönde ben henüz sosyal altyapı projelerini belirtmiyorum. Son 20 yılda Azerbaycan'da 3 bin 600 okul, yüzlerce hastane yapıldı ve kapsamlı şekilde yenilendi. Yani bu, politikamızın, ekonomik politikanın ayrılmaz bir parçasıdır ve yine diyorum, ekonomimiz ne kadar artarsa, öncelikle o kadar sosyal konulara dikkat edilecek ve finansman ayrılacak.
Murad Hüseynov: Sayın Cumhurbaşkanı, Siz Karabağ'ın ve Doğu Zengezur'un restorasyonunu Azerbaycan devletinin en öncelikli yönlerinden biri olarak ilan ettiniz. Büyük Dönüş'e dair Birinci Devlet Programı'nın uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İşgalden kurtarılan bölgelerin Azerbaycan'ın ekonomik zincirine dahil edilmesi için yeni kurumsal adımların atılması planlanıyor mu?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, doğal olarak. Çünkü, öncelikle, biz bu bölgeler arasında bağlantılar oluşturmalıydık. Çünkü işgal döneminde oradaki durum içler acısıydı. Siz hepiniz - Azerbaycan vatandaşları o bölgelerde bulunduğunuzda, özellikle işgalden kurtarıldıktan sonraki ilk aylar içinde görüyorduk ki, durum çok içler acısıydı. Hatta ben kendim de defalarca orada bulunduğumda kendime soruyordum: peki bu kadar milyonlar, yüz milyonlarla telemaratonlar, - Ermeniler her yıl yüz milyonlarla para topluyorlardı, - bu para nereye gidiyordu? Ben onu orada görmedim. Ancak belki de orada ayrılıkçıların villalarını sayabiliriz, ama ne kamu binaları, ne de herhangi bir konut binası vardı. Fiilen orada hayat sanki 20. yüzyılın 70'li yıllarında kalmıştı. Bende böyle bir izlenim vardı. Ben 1970'li yıllarda defalarca Azerbaycan'ın bölgelerinde bulunmuştum ve sanki o anılar geri dönmüş oldu.
Bu nedenle biz bu bölgeleri canlandırmak için bağlantılar, enerji tedariki oluşturmalıydık. Bu işle uğraştık ve kurtarılmış tüm bölgeleri merkezle, merkezi altyapıyla fiilen birleştirdik. Enerji sistemi - dairesel enerji sistemi kuruldu ve bugün merkezden oraya değil, oradan merkeze enerji giriyor. Çünkü biz beş yıl içinde 307 megavat gücünde hidroelektrik santralleri oluşturduk ve elbette kurtarılmış bölgelerde tüketim kat kat aşağıdadır. Bu nedenle biz bu dairesel sistemi oluşturarak bugün enerji akışını ülke genelinde gerekli düzeyde dağıtabiliriz.
Su tedariki olmadan kimse oraya taşınmaz, orada yaşamaz. Bu konu da çözülüyor ve su barajları - birkaç su barajını yeniden kurduk, sıfırdan kurulan, örneğin Zabuhçay su barajı, kapsamlı şekilde yenilenen Serseng, Sugovuşan, Köndelençay'da üç, Haçınçay barajı. Bütün bunlar hem büyük kaynak hem de işgücü gerektiriyor ve şunu da söylemeliyim, bu işler, elbette, kaynak sayesinde yapılıyor. Eğer kaynak olsa ama işgücü veya hazırlıklı kadrolar olmasa, biz bu işi yapamazdık. Şimdi Kelbecer dağlarından elektrik hatları çekmek başlı başına bir kahramanlıktır, hem de ağır hava koşullarında yollar, köprüler, mesela 70 kilometre uzunluğunda tüneller inşa ediliyor. Bunların büyük çoğunluğu tamamlandı. Öncelikle, bu bölge demiryolları - Berde-Ağdam, şimdi Ağdam-Hankendi, karayolları, ana yollar, - yani Zengezur Koridoru yerinde, - ama aynı zamanda, Cebrayıl, Hadrut, Laçın, Kelbecer birbirine bağlı olmalıydı. Ben ilk kez Kelbecer'den Laçın'a gittiğimde hayatımda böyle tehlikeli bir yol görmemiştim. Uzun yıllardır araba kullanıyorum, eskiden çeşitli ülkelerde de kullanmıştım, tabii ki Azerbaycan'ın her yerinde, ama ben öyle tehlikeli bir yol görmemiştim. Belki de Göygöl-Kelbecer yolu, Murov geçidi, - tünel yapılana kadar o yoldan faydalanıyorduk, - ona benzer olabilir. Yani şimdi bu dört şeritli köprülerle, tünellerle donatılan yollar - bütün bunlar imkan verecek ki, bir yerde yaşayan insan diğer yerde çalışabilsin. Mesela, Hankendi-Şuşa mesafesi o kadar da büyük değil. Ama yine de bu mesafeyi daha da kısaltmak için o yol boyunca tünel yapıyoruz. Ya da ki, Şuşa-Laçın, o mesafeyi de şimdi 40 dakikada gitmek mümkün. Ama bu, yeni tünellerle, yolların genişletilmesi ile 20-25 dakikaya düşecek. Yani imkan verecek ki, hareketlilik artsın, aynı zamanda Ağdam'da yaşayan Şuşa'da çalışacak ve tersi.
Tüm o bölgeyi birbirine bağlamak bizim ana görevimizdir. Bu bölgeyi Azerbaycan'ın diğer bölgeleriyle, - Kelbecer vasıtasıyla Gence-Batı istikameti, Terter-Berde-Bakü istikameti, Füzuli-Bilesüvar-Güney istikameti ile ilişkilendirmekle, ülkede bağlantılar daha güvenilir olacak, yola harcanan zaman kısalacak. Hepimiz iyi biliyoruz ki, insanlar genellikle yaşadıkları bölgelerde yaşıyorlar. Ancak o bağlantılar - demiryolu, karayolları kullanıldığında, gelecekte hava yollarının kullanımıyla insanlar da ülke içinde göç edebilirler. Herkesin Bakü'ye gelmesi şart değil. Aksine, bugün, örneğin Hankendi gibi bir şehre Bakü'den, Nahçıvan'dan, başka yerlerden geliyorlar. Hankendi ve Ağdam kurtarılmış bölgelerin ana şehirleri olacak.
Bu hareketlilik topluma yeni bir kültür getirecek. Yani özellikle bugünkü internet döneminde nerede iş var gidiyorum, orada çalışıyorum, orada yaşıyorum, orada koşullar olmalı. Bakü'deki gibi olmasa da, en azından Bakü'ye yakın olan koşullar olmalı. Yani amaç budur. Bu, diyebilirim ki, bir yan amaçtır. Tabii ki, ana amaç eski göçmenleri oraya geri getirmektir. Bugün artık 70 bin insan orada yaşıyor. Elbette, onların hepsi göçmen değil. Otuz iki şehir ve köyde. Bu yıl biz orada yaşayanların sayısını birkaç kat artırabiliriz. Ama şimdilik hiçbir rakam söylemek istemiyorum. Çünkü olabilir, bazı durumlarda işin uygulanması uzar. Ama düşünüyorum ki, en az 30-50 köyde biz insanları yerleştirebiliriz ve böylece, olabilir 120, 130, 140 bin nüfus bu yılın sonuna kadar orada yaşayacak, çalışacak.
Altyapı projeleri uygulandıkça elbette ki, evlerin inşaatına daha büyük kaynak verilecek. Ama her şey sırayla, Ana plan temelinde yapılıyor. Biz hem acele ediyoruz hem de acele etmemeliyiz. Çünkü bazı durumlarda aceleciliğe izin verildiğinde kalite kayboluyor. Ya da ki, herhangi bir işi kalitesiz yapanlar diyorlar ki, işte acele ettim, ben bunu falan tarihte teslim etmeli idim. Ben herkese söyledim, bakın, kamuoyuna da söyleyebilirim ki, hiçbir zaman hiçbir tarih koymadım. Bu yıl için de hiçbir tarih koymadım. Ne zaman hazır olacak, o zaman hazır olacak. Ama her şey kaliteli olmalı ve elbette, kamu denetimi de olmalıdır.
Mirşahin Ağayev: Sayın Cumhurbaşkanı, ben tam buradan Zengezur Koridoru konusuna geçmek istiyorum. Şimdi onun bir adı da şöyle: Amerika Birleşik Devletleri ve Ermenistan arasında imzalanan uluslararası barış ve refah adına Trump Rotası üzerine anlaşma. Nahçıvan yönünde yapılan işleri artık biz yayında da sunmaya başladık. Bu yönde yapılan işlerle ilgili duruşunuz, tavrınız nasıldır ve bizim bilmediğimiz hangi bilgiler var?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Biz aslında bu koridoru savaştan - İkinci Karabağ Savaşı'ndan birkaç ay sonra uygulamaya başladık. Yanılmıyorsam, 2021 yılının başında artık o demiryolunun temeli de atıldı. Yani doğrusu, bende şüphe yoktu ki, bu yol açılacak. Eğer şüphe olsaydı, sanırım bu kadar kaynak koymazdık. Hatta röportajların birinde de söylemiştim ki, her ne pahasına olursa olsun açılacak. Bazen böyle retoriğe de ihtiyaç var, çünkü bu, karşı tarafı, nasıl desek, yumuşak anlamda cesaretlendiriyor. Ancak elbette ki, bu konunun Amerika'da Trump'ın katılımıyla çözülmesi bu konuyu artık tamamen çözülmüş mesele olarak ortaya koydu.
Bizim Ermenistan sınırına giden yollarımız - hem demiryolu hem karayolu neredeyse yakında hazır olacak. Karayolunun hazırlığı yaklaşık yüzde 95'tir. Demiryolunun fiziksel hazırlığı yüzde 70'tir. Biz işi hızlandırabiliriz de. Ama Ermenistan topraklarında henüz hiçbir iş yapılmadığı için buna da büyük ihtiyaç görmüyoruz. Çünkü Ermenistan topraklarında 42 kilometre yol inşa edilmelidir. Paralel olarak Nahçıvan topraklarında, - bildiğiniz gibi, yolun uzunluğu yaklaşık 190 kilometredir, - onun büyük kısmı var. Doğrudur, durumu o kadar da iyi değil, ancak bugün mevcut olabilecek yükleri taşımak için o yol yeterlidir. Hem Ordubad hem de Sederek yönünde olmayan kısımlar da var. Şimdi biz orada olmayan demiryollarını inşa etmeye başladık ve düşünüyorum ki, bir-iki yıl içinde o da tamamlanacak.
Geriye kalan yol kısmına gelince, burada biz yabancı yatırımcıları da davet ediyoruz, kim istiyor yatırım yapsın. Bu alanı da yabancı yatırımlar için açık ettik. Böylece, bu proje tamamen tamamlandıktan sonra onun yük taşıma kapasitesi 15 milyon tona eşit olacak ve az önce belirttiğim gibi, hem Doğu-Batı, hem de Doğu-Güney, belki de Kuzey-Güney yolunun bir kolu olacak. Çünkü bugün Kuzey-Güney projesi denildiğinde, öncelikle, Rusya-Azerbaycan-İran, yani Reşt-Astara yolu kastediliyor. Bu yol da önemlidir. Ancak Zengezur Koridoru açıldıktan sonra Sovyet döneminde mevcut olan Sovyetler Birliği-İran yolu yine de restore edilecek. Yani Rusya-Bakü-Ağbent-Ermenistan-Nahçıvan-Culfa-Fars Körfezi - bu, Kuzey-Güney rotasının ikinci yolu olacak. Bu, aynı zamanda, Orta Koridor'un da ikinci yolu olacak ve doğal olarak, yük taşıma kapasitesi artacak. Yol Nahçıvan'dan iki yön üzere devam edecek. Bir yön Türkiye-Avrupa, bir yön ise İran, Fars Körfezi ve Yakın Doğu. Belirttiğim gibi, bunun ana, nasıl desek, yön veren tarafı da biz olacağız. Yükler Azerbaycan'da toplanacak ve Azerbaycan'dan çeşitli yönlere gidecek. Bu nedenle Zengezur Koridoru'nun gerçekleşmesi artık çözülmüş bir mesele olarak kabul edilmelidir. İnanmıyorum ki, Ermenistan bu konudan kaçınsın, bu, intihar gibi değerlendirilebilir. Özellikle dikkate alırsak ki, Amerika Başkanı Trump bu yola kendi adını verdi, artık bu, onun yoludur. Ermenistan'dan da gelen haberler gösteriyor ki, bu yıl bu yolun fiziki inşaatı planlanıyor.
Bildiğiniz gibi, geçen yıl Kars-Nahçıvan Demiryolu'nun inşası ile ilgili Türkiye tarafı karar aldı. Böylece, Nahçıvan'dan Kars'a kadar ve fiilen Türkiye'nin demiryolları ağına tam bağlantı olacak ve bu da çok önemli bir proje sayılmalıdır. Çünkü Nahçıvan'ı Türkiye ile de birleştirebilecek demiryolu mutlaka olmalıdır ve tüm bu projeler doğal olarak koordinasyon şeklinde yürütülmelidir. Azerbaycan topraklarında tüm bu yollar daha çabuk çözülebilir. Ama koordinasyon olduğunda harcanan kaynakta tasarruf da olacak. Çünkü biz de bilmeliyiz, ne zaman, hangi yolun segmenti hazır olacak ki, o zamana kadar kendi altyapımızı buna hazırlayalım. Ama yine diyorum, bizim topraklarımızda Zengezur Koridoru ile ilgili artık hiçbir sorun kalmadı.
Şunu da belirtmeliyim ki, bizim girişimimizle Ağbent kasabasında Aras üzerinden köprü de inşa ediliyor. Yani bizim o bölgeden Batı yönüne ve Güney yönüne aslında iki yolumuz olacak. Biri Zengezur Koridoru - Ermenistan üzerinden, diğeri ise Aras Koridoru - İran üzerinden. Bunun da girişimcisi biz olduk. Köprüyü biz kendi kaynağımızla inşa ediyoruz. Şu anda Azerbaycan'ın ana kısmından Nahçıvan'a gitmek için Bilesüvar'dan uzun yol kat edilmelidir. Şimdi ise İran topraklarından Nahçıvan'a sadece 45-50 kilometre gidiş olacak. Böylece, Azerbaycan'ın ana kısmı ile Nahçıvan arasında iki bağlantı olacak, biri Ermenistan üzerinden, diğeri ise İran üzerinden. Biz fiilen Nahçıvan'ı, Doğu Zengezur'u ve Karabağ'ı bir bölge olarak birleştireceğiz.
Nahçıvan'ın Ana Planı da hazırlanıyor, hem merkezin hem de tüm şehirlerin. Karabağ ve Doğu Zengezur'da giden yapım işlerine paralel olarak Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nde de ister yeşil enerji olsun, ister tarım, ister sulama, - şimdi orada büyük sulama projeleri uygulanacak, - ister turizm, bu bölgeyi biz birleştireceğiz. Ben bunu bir daha söylemek istiyorum, biz bunu zaten yapacaktık, ama iyi ki, bunu barış yoluyla yapıyoruz. Ermenistan da doğal olarak bundan ancak fayda görecek. Çünkü Ermenistan şu anki çıkmaz durumundan çıkabilir ve çıkacak. Azerbaycan ile Ermenistan arasında yollar açılacak. Türkiye ile Ermenistan arasında yollar açılacak. Ermenistan Nahçıvan vasıtasıyla İran'ın demiryollarına, Azerbaycan vasıtasıyla Rusya'nın demiryollarına erişim elde edecek. Yani bu, Ermenistan için de faydalıdır. Burada kaybeden taraflar olmamalıdır. Her durumda ekonomik ve ulaşım açısından kaybeden taraf olmayacak. Eğer biri kendini siyasi açıdan kaybetmiş sayıyorsa, bu, nasıl desek, onun problemidir. Ancak eğer herkes bu konuya pragmatizm açısından bakarsa, burada kendisi için yararlı bir iş yapabilir.
Elmira Musazade: Sayın Cumhurbaşkanı, biz, Ermenistan'ın da katılacağı ilk bölgesel projelerden bahsediyoruz. Washington anlaşmasından sonra barışa doğru kırılgan da olsa, ilk adımları görüyoruz. Ancak konuşmalarınızda defalarca vurguladığınız gibi, hiçbir zaman tetikte olmayı bırakmamalıyız. Geçen yıl Vatan Savaşı'nın, Azerbaycan'ın 44 günlük savaşta Zaferinin beşinci yılı tamamlandı. 8 Kasım'da düzenlenen geçit töreni sadece Zaferin sembolü değil, aynı zamanda yeni bir gerçekliğin gösterisi oldu. Bu dönemi, bu beş yılı Azerbaycan'ın, galip ülkenin yeni Silahlı Kuvvetlerinin oluşturulması ve yeni güvenlik mimarisinin yaratılması açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, bu beş yıl boyunca ordu inşasıyla aktif bir şekilde meşgul olduk ve kazandığımız başarılara güvenerek rehavete kapılmadık. Şanlı Zaferimizden hemen sonra demiştim ki, rehavete kapılmamalıyız, hayatımızı bu Zaferi kutlamaya adamamamalıyız. Bu bizi hiçbir yere götürmeyecektir. Ermenistan'ın örneği de gözümüzün önünde. Bu kibir ve yalancı kendini övme, onların 2020'de ve daha sonra 2023'te topraklarımızdan utanç verici bir şekilde kaçmak zorunda kalmalarıyla sonuçlandı. Bu yüzden hemen Silahlı Kuvvetlerimizi güçlendirmeye başladık. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı hem güçlü yanlarımızı hem de daha iyi sonuçlar elde etmek de dahil olmak üzere, yönetimi geliştirmek için aktif olarak çalışmamız gereken alanları açıkça gösterdi. Çünkü bir zaferle sonuçlansa ve bizimki gibi zafer kazanılmış olsa bile, sonuç çıkarmak için her zaman paha biçilmez bir deneyimdir. Ben tam olarak bunu esas aldım.
Güçlü tarafları iyi bilerek, aynı zamanda, gerekli düzeltmeleri yapmakla meşgul olduk. Gerçi sayıları azdı. Ama, söylendiği gibi, mükemmelliğin sınırı yoktur. Bu nedenle, bu beş yıl boyunca Silahlı Kuvvetlerimiz gelişti. Aynı zamanda, bu beş yılda 2023 olayları ve 2022 olayları, özellikle Ermenistan'ın Karabağ'ı Azerbaycan'ın toprakları olarak tanımasını özünde belirleyen birkaç önemli askeri operasyon oldu. Elbette, bu gönüllü olarak gerçekleşmedi. Bu, 2020'den beri siyasi yolla bunu elde etmeye çalıştığımız için oldu.
Başka yöntemlere başvurmamız gerektiğinde bunu yaptık, ancak ölçülü ve kontrollü bir şekilde. 2020'nin Kasım'ından 2023'ün Eylül'üne kadar attığımız hiçbir adım plansız, duygusal veya gerçek dışı değildi. Her şey tek bir amaca tabiydi: Ermenistan'ı "Miatsum politikası"nı sürdürmenin felaket olduğuna ikna etmek. Belli bir dereceye kadar bu başarılı oldu ve 2022'nin Ekim ayında Ermenistan resmen Karabağ'ı Azerbaycan'ın bir parçası olarak tanıdı.
Bu önemliydi, ama henüz her şey değildi, çünkü hepsi sadece sözde kalmıştı, fakat uygulamada her şey devam ediyordu. Mayın tedariki, askerlerin rotasyonu, ordunun finansmanı, silah tedariki - Karabağ'ın resmen Azerbaycan'ın bir parçası olarak tanınmasına rağmen tüm bunlar devam ediyordu. Sonra hem Ermenistan ile şartlı sınırda hem de Rusya barış güçlerinin konuşlandığı bölgede başka tedbirler almak zorunda kaldık. Ayrıca bunu hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırmadan yaptık, çünkü yapmamız gerekeni biliyorduk. Eğer bunu yapmasaydık, hiçbir 8 Ağustos olmazdı. Şimdiye kadar hiçbir barış da olmazdı ve ayrılıkçılar bugüne kadar kendilerini korunmuş hissederek ve Azerbaycan devletine meydan okuyarak serbestçe hareket ederlerdi.
Doğal olarak, buna tahammül etmeyi düşünmüyorduk. Brüksel'deki görüşmelerde Ermeni meslektaşıma defalarca söylemiştim ki, sabrımızı test etmek gerekli değil, orada kimin olmasından veya başkalarının ne demesinden bağımsız olarak, istediğimiz an "Laçın Koridoru" denilen bölge üzerinde kontrolü tamamen ele geçirebiliriz. Ne yazık ki, argümanlarım istenen etkiyi vermedi, biz bunu 2023'ün Eylül ayında göstermek zorunda kaldık. Ancak 2023 Eylül ayına hazırlık yapılmalıydı ve henüz kontrolümüz altında olmayan bölge de dahil olmak üzere, yerinde buna hazırlık yapılmalıydı.
Bu nedenle Karabağ'daki stratejik yüksekliklerin ele geçirilmesi üzerine yürütülen operasyon tedbirleri özünde bizi 19-20 Eylül'de ayrılıkçıları teslim olmaya mecbur etmek için sadece birkaç saat gerektiğine getirdi. Yani demek istiyorum ki, bu 5 yıl içinde biz sadece hazırlık yapmadık, aynı zamanda harekete de geçtik. Ermenistan'da bugün söylenenleri anladıkları zaman, - doğru da söylüyorlar, düşünüyorum ki bu çok mantıklı, - öyle ki, kendi sınırları ile gerçek bir Ermenistan var ve biz bu sınırları tanımadığımız sürece onlar mevcut değil. Eğer hatırlıyorsanız, onları düzenlemek gerektiği zaman ben diyordum ki, sınır bizim gerekli gördüğümüz yerde olacak.
Bununla paralel olarak yeniden silahlanma, yeni silahlı birliklerin oluşturulması süreci devam ediyordu, ben bu konuda geçit törenindeki konuşmamda kısaca bahsettim. Bunların bir kısmı gösterildi, bir kısmı gösterilmemelidir, ama zamanı gelecek. Her halükârda potansiyelimizi oldukça güçlendirdik. Eğer Azerbaycan Ordusunu bugün ve Vatan Savaşı'nda galip geldiğimiz zamanki silahları ve savaş kabiliyeti ile karşılaştırırsak, şu anda birkaç kat daha güçlüyüz. Sanırım bu durumu değerlendirmek için yeterlidir. Kaç kat olduğunu söylemeyeceğim, ama birkaç kat. Tabii ki bu, kendi gücümüze inanmak için bize dayanak sağlıyor.
Nihayetinde, bu süre zarfında bölgemizde Azerbaycan'ın katılımıyla birçok heyecanlı süreç yaşandı, diplomatik olarak belirteyim ki bunlar Ermenistan'la ilgili değil ve biz tüm bu zor sınavlardan layıkıyla, kendi vicdanımızla, öncelikle, onurumuzla taviz vermeden çıktık. Herkese, kime gerekiyorsa kanıtladık ki, bize saygıyla yaklaşmak gerekir ve biz kabalığa, hayasızlığa ve dayatma girişimlerine tahammül etmeyeceğiz. Bunun için savaş yeteneği olan bir orduya sahip olmak gerekir. Yeni yıl hitabımda belirttim ki, biz savaşa hazırlanmıyoruz ve bu, gerçekten de böyle. Düşünüyorum ve umuyorum ki, savaşlar geride kaldı, ancak hiç kimse garanti veremez. Nihayetinde, dünyadaki olayların nasıl değiştiğini görüyoruz.
Bir kez daha söylediklerime dönerek belirtiyorum ki, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Teşkilatı - bunların hepsi artık bir kalıntıya dönüştü. Her şey o kadar eskidi ki, onlara atıfta bulunmak basitçe gayri ciddidir, buna tutunup kalanlar ise, sadece eski gerçeklikte yaşıyorlar. Şimdi yeni bir gerçeklik var, elbette ki, onu büyük ülkeler yaratıyor, ama eğer ülke çok büyük değilse, o dahil siyasi, askeri ve ekonomik potansiyele sahipse, o zaman o da yeni gerçekliğin yaratılmasına kendi katkısını verebilir. Sanırım, bizim İkinci Karabağ Savaşı'ndaki Zaferimiz, - bunu bir kez söyledim, - hem siyasi hem de karakterli çok büyük katmanları yerinden oynattı. Muhtemelen birçokları bizim başarımızı tekrarlamak isterdi, ancak bu, kimseye nasip olmadı. Umuyorum ki, bugün hala savaşan taraflar anlayacaklar ki, savaş bir ülke ve ya insanın başına gelebilecek en kötü şeydir. Bunu tam sorumlulukla söylüyorum. Bu, en kötü sayılmalıdır. En iyisi ise, barıştır. Ancak barışın olması için güçlü olmalısın, dolayısıyla bu yöndeki faaliyetlerimize devam edeceğiz.
Mirşahin Ağayev: Sayın Cumhurbaşkanı, aslında ben moderatör olarak yetkilerimi kötüye kullanmak zorunda kalacağım. Çünkü şimdi bu soruyu sormazsam, daha sonra bu konuya dönmek zor olacak. Tam da bu bağlamda sormak istiyorum, Azerbaycan'da savunma sanayisinin gelişimi - hem iç talebin karşılanması, hem de ihracat açısından askeri amaçlı ürünlerin üretimi alanında durumumuz nasıl?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Son zamanlarda bu alana yeni bir bakış açısıyla yaklaşmaya başladık ve talimatımla özel şirketler bu alana dahil edildi. Bildiğiniz gibi, kararnameyle daha 20 yıl önce Savunma Sanayii Bakanlığı kurulduğunda, o zamanlar bunu devlet tekelinde olan bir alan olarak değerlendiriyorduk. Ancak yıllar geçtikçe ve özellikle uluslararası deneyime baktığımızda, birçok ülkede öncü rollerde özel şirketlerin olduğunu gördük. Bir de özel şirketleri bu işe dahil ederek devlete düşen yükü de, mali yükü de azaltmış olabiliriz. Bu nedenle son iki yıl içinde devlet şirketinin yanı sıra özel şirketlere de fırsatlar verildi. Bugüne kadar 15 şirkete lisans verildi, doğal olarak bu alan lisans gerektiren bir alandır. Zaten 7 özel şirket askeri amaçlı ürünlerin üretimine başladı. Eğer yatırılan sermayenin büyüklüğüne bakarsak, yeni üretim alanları yaratmak ve mevcut olanları genişletmek için 2024-2025 yıllarında bir milyar manat değerinde yatırım yapılmış. Bunun da yarısı özel sektör tarafından konulmuştur. Yine de bu alan kamuoyu için biraz kapalı olduğundan geniş bilgi verilmiyor. Ancak bu süreç çok geniş bir şekilde ivme kazandı.
Geçen yıl 1,4 milyar manat değerinde askeri amaçlı ürün ürettik. Bunun büyük kısmı Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerine verildi, bir kısmı ise ihraç edildi. Bugün Azerbaycan 20'ye yakın ülkeye askeri amaçlı ürünler ihraç ediyor.
Yeniliklerden biri de büyük, dünyanın önde gelen savunma sanayii şirketleri ile Azerbaycan'da ortak işletmeler kurmamızdır. Burada hem insansız hava araçları, topçu sistemleri, diğer araçlar, silah ve mühimmat üretimi öngörülüyor. Bu alana birkaç farklı açıdan bakıyoruz. Birincisi, iç tüketimi iç üretimle maksimum seviyede sağlamak. İkincisi, büyük bir sanayi alanı yaratmak. Üçüncüsü, modern insan kaynağı potansiyeli oluşturmak ve ihracat imkanlarımızı genişletmektir ki, bu alana, aynı zamanda, gelir getiren bir alan olarak bakmaya başladık.
Yine söylüyorum, ilk aşamada amaç sadece ithalata bağımlılığı azaltmaktı. Bugün ise buna, iş yönü olarak da bakıyoruz. Çünkü dünyada, ne yazık ki, savaşların sayısı artıyor, askeri amaçlı ürünlere olan talep artıyor. Bunların fiyatı keskin bir şekilde yükseldi. Öncelikle mühimmatların fiyatı keskin bir şekilde yükseldi. Bu nedenle, bu bizim için alternatif bir döviz kaynağı olabilir ve koyduğum kısa vadeli hedef ihracatı bir milyar dolara ulaştırmaktır. Düşünüyorum ki, bu rakama üç-dört yılda ulaşabiliriz. Bu tamamen gerçekçi. Yabancı şirketlerden de çok büyük ilgi var, yerel şirketler de aktif çalışıyorlar. Yani eminim ki, yakın gelecekte Azerbaycan kamuoyu bu alanda yapılan işlerle tanışacak.
Nadia Cani: Sayın Cumhurbaşkanı, aslında ben ordu ile ilgili cevabınıza dönmek istiyorum. Çünkü Siz Yeni Yıl hitabınızda Azerbaycan'ın modern silahlar sayesinde askeri imkanlarını güçlendirdiğini belirttiniz, aynı zamanda, savaşın artık geçmişte kaldığını söylediniz. Dünyada birçok ülkenin "güç haklıdır" sloganını esas alarak silahlanmayı artırdığı bir ortamda bu mesajlar arasındaki dengeyi nasıl koruyorsunuz?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Belirttiğim gibi, ne yazık ki, uluslararası hukukun norm ve prensipleri fiili olarak işlemiyor. Azerbaycan ise uluslararası hukukun işlememesinin ilk kurbanlarından biri olmuştur. Topraklarımız işgal edildikten sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Ermenistan askerlerinin topraklarımızdan çıkarılmasını talep eden dört karar kabul etti. Ancak bu kararlar 27 yıl boyunca kağıt üzerinde kaldı ve eğer biz kendi topraklarımızı güç yoluyla özgürleştirmeseydik, onlar sonsuza dek uygulanmadan kalacaktı. Bizim savaşımız adil bir savaştı ve biz kendi topraklarımızda savaştık. Biz hiçbir başka ülkeyi işgal etmedik, hiçbir ülkeye saldırmadık. Askeri operasyonları BM Şartı'nın 51. maddesine, özellikle meşru müdafaa hakkına dayanarak gerçekleştirdik.
İkinci Karabağ Savaşı'ndan beş yıl geçtiğini göz önüne alırsak, açıkça görüyoruz ki, bütün dünya, uluslararası toplum, aynı zamanda önde gelen ülkeler ve saygın uluslararası kuruluşlar yeni gerçekleri kabul etti. Böylece, biz yerinde gerçeklik yarattık. Bunu zaten birkaç kez hatırlattım - o zamanki AGİT Minsk Grubu ile çok sayıda görüşmelerim sırasında onlar Azerbaycan'a gerçekleri kabul etmeyi tavsiye ediyorlardı. Güvenlik Konseyi'nin kararları, uluslararası hukuk ve uluslararası hukukun ihlali ile ilgili tüm argümanlarım ise yine de kesin bir sessizlikle karşılanıyordu.
Böylece, "yerindeki gerçekler" meselesi ortaya konmuştu. Ben de dedim: Peki, o zaman biz bu gerçekleri değiştireceğiz. Biz bunu yaptık ve bugün bütün dünya bunu tanıyor. Sözde "Dağlık Karabağ Cumhuriyeti" hiç kimse tarafından tanınmamıştı, bu yasa dışı bir oluşumdu. Ancak bizim Zaferimiz ve özgürleştirilen topraklar üzerindeki egemenliğimiz tüm dünya, aynı zamanda Ermenistan tarafından tanınıyor.
Aynı zamanda, uluslararası ilişkiler son derece beklenmedik bir şekilde gelişiyor. Uluslararası hukuk fiili olarak işlemese de, uluslararası arenadaki ana oyuncular, - en azından görünüşte, - uluslararası hukuka bağlı olduklarını göstermeye çalışıyorlardı ve yasadışı adımlar atarken her zaman terminoloji ile manipülasyon yapmaya çalışıyorlardı, kendi kaderini tayin ilkesinden yararlanılıyordu, ancak bu ilkenin devletlerin toprak bütünlüğüne zarar vermemesi gerektiği ya dikkate alınmıyor ya da bilerek göz ardı ediliyordu.
Ama herhangi bir toprak talebi için "kendi kaderini tayin" bahanesi Azerbaycan için çok tanıdıktır. Biz haklı olduğumuzu dünyaya açıklamaya çalışırken, "kendi kaderini tayin ilkesi devletin toprak bütünlüğüne karşı konulamaz ve saldırgan ayrılıkçılık kınanmalıdır" derken, yine kesin sessizlik, kayıtsızlık ve belki de biraz kibir ile karşılaşıyorduk, ta ki biz topraklarda savaşıp düşmanı yenene kadar. Ondan sonra durum değişti.
Ama bir kez daha söylüyorum, birkaç yıl önce bazı düşmanca hareketleri yarı-uluslararası hukuk formülleriyle örtbas etmeye girişimler oluyorduysa, şimdi öyle değil. Şimdi ise hiç kimse kim ne diyor, hangi kuruluş hangi kararı kabul ediyor gibi konulara önem vermiyor. Dünyada meydana gelen olaylar - savaşlar, çatışmalar göz önünde. Peki, güya demokratik Avrupa'da ne diyorlar? "Endişeliyiz, durumu izliyoruz, tutumumuzu gözden geçiriyoruz". Uluslararası hukuk ihlal edildiğinde güçlü olan haklıdır. Bu, bizim seçimimiz değil. Biz her zaman hakikate sadık olduk, aynı zamanda her zaman adalete sadık olduk. Biz hiçbir zaman adalete uygun olmayan hiçbir şey yapmadık. Yaptığımız tüm işler tarihi, hukuki ve insani adalete dayanıyordu. Fakat dünya değişti. Biz kağıt - BM Şartı üzerinde olan dünyada yaşamıyoruz, toprak üzerinde yaşıyoruz. Bu nedenle, güçlü olmalıyız, biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Ben her ülkeye bunu tavsiye ediyorum.
Elmira Musazade: Sayın Cumhurbaşkanı, izninizle, bölgesel çatışmalara ilişkin bir soru daha sorayım. Muhtemelen son zamanların en keskin çatışması Orta Doğu'daki durum ve şüphesiz ki, Gazze Şeridi'ndeki koşullardır. Azerbaycan çok az ülkeden biridir, belki de hem İsrail'de hem de Arap, İslam dünyasında eşit haklara sahip bir ortak olarak kabul edilen tek devlettir. Azerbaycan'ın durumun istikrara kavuşturulması üzerine herhangi bir operasyona potansiyel katılımı düşünülüyor mu? Olabilir ki, uluslararası yetki ve her iki tarafın rızası olması durumunda Azerbaycan barış güçlerinin katılımı mümkün olabilir?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Bize böyle başvurular yapıldı. Doğal olarak, bununla ilgili karar vermeden önce açık bir şekilde anlamalıyız ki, operasyonların yetkisi nasıl olacak ve hangi tür operasyonlar olabilir. Bizim Irak'ta, bundan önce ise hem Kosova'da hem de Afganistan'da barış koruma operasyonlarına katılma tecrübemiz var, bu yüzden faaliyetin yapısını çok iyi biliyoruz.
Gazze Şeridi'ndeki duruma gelince, düşüncemize göre, kimin yetki vereceği ve bunun nasıl olacağı şimdiye kadar belli değil. Bu, barış koruma operasyonları veya barışın tesisi - İngilizcede söylendiği gibi, "peacekeeping" veya "peace enforcement" olacak. Bunlar iki ayrı kavramdır. Doğal olarak, biz ikincisine hazır değiliz ve hatta hiçbir zaman kendi katılımımızı öngörmedik. Afganistan'daki barış misyonumuza gelince, şükürler olsun ve konumumuz sayesinde hiçbir kaybımız olmadı. Yani tüm bu yıllar boyunca kurban vermedik, tam olarak bu yüzden ki, görevimizi stratejik nesnelerin korunmasında görüyorduk. Biz hiçbir zaman savaş operasyonlarına katılmadık ve Azerbaycan'ın sınırları dışındaki savaşlara katılmak benim tarafımdan, genel olarak, öngörülmüyor.
Amerikalı ortaklarımızın dikkatine sunduğumuz ikinci faktör, ülkemin saldırıdan zarar gördüğü, Birinci Karabağ Savaşı'nda büyük kayıplar verdiğiydi. Bununla birlikte, az olmasına rağmen, İkinci Karabağ Savaşı'nda da kayıplar oldu. Azerbaycan'ın her bir vatandaşı bizim için değerlidir. Biz birilerinin adına Azerbaycanlıların hayatını ve sağlığını riske atmak niyetinde değiliz. Başımız belada olduğunda kendi kaderimizin hükmüne bırakılmıştık. Hiç kimse bizi savunmadı. O dahil Filistin'e tüm saygım ve acılarına ortak olmama rağmen. Nihayetinde, Filistin de bizi o kadar savunmadı. Evet, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın herkesin desteklediği kararları vardı. Biz bunun için tüm ülkelere minnettarız, aynı şekilde Azerbaycan da hem BM'de hem Bağlantısızlar Hareketi'nde hem de İslam İşbirliği Teşkilatı'nda her zaman Filistin'i ve Filistin devletinin kurulmasını destekledi. Azerbaycan'da Filistin'in büyükelçiliği de faaliyet gösteriyor, hem de Azerbaycan'ın mali yardımı sayesinde. Bu nedenle benim tutumum her zaman Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletlerinin kendilerinin çözmesi gerektiği yönündeydi. Şimdiye kadar derinden inanıyorum ki, Arap olmayan Müslüman ülkeler lokomotifin önünde koşmamalıdır. Bu, hiçbir iyi sonuç vermez. Arap Birliği var, Arap Birliği'nin tutumu mevcut, o yeterince açık ve biz buna uygun hareket ediyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kararları var ve biz de, o dahil bu kararları kabul ettik ve buna uyuyoruz. Bu nedenle gereksiz hareketlilik göstermek ve yine lokomotifin önünde koşmak o kadar da iyi bir uğraş değil.
Orta Doğu'da herhangi bir faaliyete olası katılıma gelince, ABD'nin BM'deki büyükelçiliğinin Azerbaycan'ın onay vermesi ile ilgili açıklaması bizi şaşırttı. Biz onay vermedik ve diplomatik kanallar aracılığıyla Amerikan yönetimine ilettik ki, bu tür yalan açıklamalar kabul edilemez, onlar yanlış bir tablo yaratıyor. Olabilir ki, böyle bir girişim oldu, birilerini bu sürece dahil etmek için Azerbaycan'ın onay verdiğini söylediler. Eğer böyle olduysa, bunun hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini göz ardı etmiyorum. Biz 20 sorudan oluşan bir başvuru hazırladık ve onu Amerika tarafına ilettik. Bu konulara açıklık getirilmedikçe, Azerbaycan'ın herhangi bir misyona katılımı öngörülmüyor. Böylece, teşekkür ederim ki, siz bu soruyu sordunuz, çünkü yabancı basında bu konuda çok sayıda söylenti dolaşıyor. Özellikle Amerikan diplomasisinin üst düzey memurunun bu tür sorumsuz ve yalan açıklamalar verdiği zamanda. Bu, aynı zamanda bana imkan verdi ki, gerek bizim, gerekse de uluslararası izleyicilerin dikkatine bu konu ile ilgili tutumumuzu ileteyim.
Murad Hüseynov: Sayın Cumhurbaşkanı, Azerbaycan yenilenebilir enerji kaynaklarına birkaç yıldır özel önem veriyor ve bu yönde çalışıyor. Sizce Azerbaycan'ın gelecekteki kalkınma modelinde yenilenebilir enerji kaynakları nasıl bir rol oynayacak? Az önce meslektaşımın sorusunu cevaplarken bilgi teknolojilerine ve yapay zeka teknolojilerine değindiniz. Yenilenebilir enerjinin bu alana katkısı var mı?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, kesinlikle var. Bu sürece başladığımızda, elbette temel amacımız doğal kaynaklarımızdan maksimum düzeyde yararlanmaktı. Çünkü uluslararası kuruluşlar potansiyelimizi derinlemesine analiz ederek tespit ettiler. Sadece rüzgâr enerjisi potansiyelimiz 150 gigawatt'tan fazladır. Güneşli günler de, Allah'a şükür, hem Bakü'de hem de tüm bölgelerimizde çoktur. Hazar Denizi'nin rüzgâr enerjisi potansiyeli oldukça büyüktür. Bu nedenle bundan yararlanmamak günah olurdu.
Bu imkanları dünya enerji çevrelerine sunduğumuzda büyük ilgi gördük. Bugün ana yatırımcımız Birleşik Arap Emirlikleri'nin Masdar şirketidir ki, 230 megavat gücündeki ilk Güneş elektrik santralini inşa etmiştir. İkinci santral yakında hizmete girecek. Burada yatırımcı Suudi Arabistan'ın ACWA Power şirketidir. Bu da 240 megavat gücünde bir santraldır. Üçüncü büyük santrali ise bp şirketi Cebrayıl bölgesinde inşa etmeye başlamıştır, o da 240 megavatlıktır. Bu sadece bir başlangıçtır. Aynı zamanda, Çin ve Türkiye şirketleri de ilgi göstermektedir. Biz Azerbaycan şirketlerine de başvurduk ve bu alan kârlı olduğu ve ülkeye gerekli olduğu için onlara da ulaştık ve artık yerel şirketler de bu işlere katılmış durumda. Hatta geçen yılın sonunda Cebrayıl'de iki santralin temelini attım.
Güneş ve rüzgâr elektrik santrallerinin haritası onaylanmıştır, hem karada hem de denizde, aynı zamanda özgürleştirilen topraklarda. Şu anda ana görevimiz enerji kaynaklarını kabul etme kapasitesini genişletmektir. Çünkü mevcut planlara göre, 2030 yılına kadar 6000 megavat, 2032 yılına kadar ise 8000 megavat Güneş, rüzgâr ve su enerjisi sistemimize dahil edilecektir. Yani bunu kabul etmek, hazmetmek için enerji sistemimizi güçlendirmeliyiz. Buna "Energy Grid" deniliyor.
Bununla paralel olarak batarya depolama sistemleri de kurulmalıdır. İlk aşamada yabancı şirketlere başvurduk ki, yatırımcı olarak bu işi yapsınlar. Ancak gördük ki, büyük ilgi yok. Yani devlet vasıtasıyla yaklaşık 250 megavat gücünde ilk bataryalar artık kurulmaktadır, fakat daha da çok olacak. Çünkü, tekrar söylüyorum, kısa vadeli planlarımız 8 gigavat enerji elde etmektir.
Eminim ki, bunu başaracağız. Çünkü artık sözleşmeler imzalanmıştır; mutabakat zaptı değil, sözleşmeler, bu artık hukuki bir yükümlülüktür. Bu bize ne sağlayacak? Tabii ki, enerji için tüketilen gaza tasarruf ve mevcut gazı da ihraç etme imkanları olacaktır. Bunun için de mevcut gaz altyapımızı genişletiyoruz, Azerbaycan'da değil, başka yerlerde. Bu, temiz enerjiyi ihraç etme imkanı sağlayacak ve bildiğiniz gibi, Karadeniz kablo projesi var. Onun fizibilite çalışması hazır olsa da, finansman kaynakları henüz belli değildir. Bizim pozisyonumuz şudur: Biz burada enerji üretiriz, yeni iletim hatlarını Gürcistan sınırına kadar getiririz. Çünkü yeni hatlar gereklidir. Geri kalanı ise diğer ülkelerin finansal sorumluluğu olmalıdır. Bunu göz önünde bulundurarak, belirttiğim gibi, Kazakistan ve Özbekistan ile Hazar Denizi'nin altından kablo döşenmesini de kararlaştırdık. Burada da şu anda fizibilite çalışması sürüyor.
Üçüncü olası seçenek, ya da her seçenek bir arada da mümkündür, burada enerjiyi tüketmektir. Burada yine söylüyorum, yapay zeka ve veri merkezleri en çok enerji gerektiren projelerdir. Yine söylüyorum, ne Güney Kafkasya'da ne Orta Asya'da ne de yakın komşulukta bizim kadar serbest enerji gücüne sahip olabilecek ikinci bir ülke yoktur. Çünkü bazı ülkeler elektriğe dönüştürmek için yurt dışından doğal gaz alır, bazı ülkeler yurt dışından elektrik enerjisi alır çünkü kendilerine yetmez. Biz ise hem enerji satıyoruz hem de ihraç ediyoruz - hem gaz hem petrol hem petrol ürünleri hem petrokimya ürünleri hem de ana hammadde olan doğal gaz gübreleri. Yani bizde tüm döngü tam olarak oluşmuştur: hem iç tüketim hem ihracat.
Bu nedenle, elbette ki bu yönde faaliyetlerimizi sürdüreceğiz. Bugün bu alana yatırım yapmak isteyen şirketlerin sayısı o kadar çoktur ki, tekrar söylüyorum, enerji merkezlerimiz bunu hazmedemez. Bu yüzden "Energy Grid"i, yani enerji merkezlerini o kadar güçlendirmeliyiz ki, sadece 8 değil, gelecekte 20, 30, 40 gigavat kabul edip iletebilmeliyiz.
Mümtaz Halilzade: Sayın Cumhurbaşkanı, Azerbaycan'ın modern ulaşım altyapısı. Meslektaşımın sorularını yanıtlarken bu konuya kısaca değindiniz. Daha ayrıntılı açıklamanızı isterdim. Çünkü hem Azerbaycan'ın modern ulaşım altyapısı, özellikle Bakü'nün ulaşım altyapısının geliştirilmesi yönünde hangi çalışmalar yapılacak, hangi önlemler planlanıyor? Lütfen bu konuda da bilgi verir misiniz.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, Bakü'de birçok önemli ulaşım projesini hayata geçirdik, bazılarını saydım. Bu, belli bir aşamada kendimizi trafik sıkışıklığından korumamızı sağladı. Ancak gelişme göz önündedir, nüfus artıyor, araç sayısı artıyor. Her yıl ülkemize on binlerce yeni otomobil getiriliyor. Kullanım süreleriyle ilgili şimdi belirli kısıtlamalar da konuluyor. Yerel otomobil üretimi artıyor. Bu nedenle mevcut yol altyapısı artık bize yeterli gelmiyor.
Şunu da bilmeliyiz ki, Bakü'nün tarihi mimari topluluğunu değiştiremeyiz. Yol-ulaşım sisteminin yönetimi ve mikro mobilite, yani toplu taşımaya öncelik verilmesi bir çıkış yolu olabilir. Bu yönde Dijital Kalkınma ve Ulaştırma Bakanlığımız uluslararası uzmanları da dahil ederek aktif çalışıyor. Bakü'nün yeni yol altyapısının haritası onaylandı. Belirttiğim gibi, 10 yeni metro istasyonunun yeri de belirlendi. Bu yerler artık onların kullanımına verildi. Bunun yanında, iki ek depo da inşa edilecek. Mevcut metro istasyonlarında optimizasyon projeleri uygulanıyor. Belirttim, son 20 yılda yedi metro istasyonu inşa edildi. Eğer bunlar yapılmasaydı, şimdi durum nasıl olurdu?
Mikro mobilite, yayalar için daha geniş alan sağlanması ve bazı sokakların sadece yayalar için düzenlenmesi süreci devam ediyor ve önümüzdeki aylarda kamuoyu bunu görecek. Aynı zamanda, Bakü'de yeni kamusal alanların oluşturulması çok geniş bir şekilde yaygınlaşmıştır. Yeni parklar, kamusal alanlar, dinlenme alanları oluşturulduğunda, mutlaka onun ulaşım altyapısı da paralel olarak çözümleniyor. Örneğin, bunu Merkezi Park örneğinde görebiliriz. Bir zamanlar çok dar sokaklar vardı. Şimdi çok geniş sokaklar ve aslında bu yönde, yani Haydar Aliyev Sarayı'ndan yukarı yöne gitmek için çok geniş imkanlar yaratılmıştır.
"Sovetski" olarak adlandırılan bölgenin taşınma süreci devam ediyor ve orada da sadece kamusal alanlar, parklar yapılmalıdır. Yapay göller oluşturulacak ve ulaşım sistemi kurulacak, metro istasyonları dahil, Ağ Şehir'de metro istasyonu. Şimdi bisiklet şeritlerinin oluşturulmasına başlanmıştır. Biliyorum, bazıları bundan memnun değil. Ancak gelişmiş ülkelerin deneyimine bakarsak, bunun da bir çözüm olduğunu görürüz. Çünkü bu hem sağlıktır, hem de trafik sıkışıklığına karşı önemli bir araçtır. Doğal olarak toplu taşıma istediğimiz seviyede olduğunda, elbette toplu taşıma kullanmak en iyi seçenek olabilir. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Tekrar söylüyorum, her yıl Bakü'ye yüzlerce yeni otobüs getiriliyor. Şu anda havayı kirletmeyen elektrikli otobüsler üretiliyor. Hem devlet hem de özel şirketler tarafından her yıl yüzlerce yeni otobüs getirilecek. Bakü'nün trafik sorununu böyle çözebiliriz.
Elbette demiryolları da kendi rolünü oynamalıdır. Bugün Bakü-Sumgayıt demiryolu aktif olarak çalışıyor. Bu yol olmasaydı, şimdi ne olabileceğini düşünün. Ya da Bakü'de 50 tünel veya 50'ye yakın köprü inşa edilmeseydi. Bir zamanlar o kavşaklar vardı, hatırlıyor musunuz, kaç kavşak vardı?! Buradan şehre giderken belki üç-dört kavşak vardı. Şimdi hepsi yok oldu, yerine yol geçitleri oluşturuldu.
Yani bu, ciddi bir konudur ve ciddi şekilde ilgileniyoruz, program kabul edildi, kaynaklar seferber edildi. Düşünüyorum ki, önümüzdeki beş yıl içinde bu temel sorunlar çözülmelidir.
Nadia Cani: Sayın Cumhurbaşkanı, enerji konusuna geri dönmek istiyorum. Çünkü geçen yılın Aralık ayında ülke için bir ilke tanık olduk - yakıt taşıyan bir yük treni Azerbaycan'dan Gürcistan üzerinden Ermenistan'a geçti. Ayrıca Azerbaycan altyapısının yeniden inşasına yardım etmek için Türkiye aracılığıyla Suriye'ye enerji ihraç etti. Bu nedenle, Azerbaycan'ın enerji taşıyıcılarının dağıtımı ve doğal gaz üretimi ile ilgili stratejisinin ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu gaz koridorları bölgesel kalkınma ve ekonomik büyüme için ne kadar önemli?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Hacim ve coğrafya açısından gaz ihracatımız artıyor. Şimdiye kadar düzenli olarak 11'i olmak üzere 14 ülkeye gaz tedarik ettik. Öyle ülkeler var ki, 2024 yılında bizden gaz aldılar, ancak sonra başka kaynaklarla ilgili olarak durdurdular. Bu bir tür talebe dayanıyor, ihtiyaç duydukları zaman tedarike başlıyoruz, ihtiyaç duymadıklarında durduruyoruz. Fakat genel olarak Azerbaycan'ın boru hattı vasıtasıyla gaz naklinin coğrafi kapsamı 14 ülkeden oluşmaktadır. Bu yıl bunlara iki Avrupa ülkesi daha eklenecek. Toplamda 16 ülke olacak, bu boru hattı gazı ile ilgili en yüksek rakam. Dünyada hiçbir ülke Azerbaycan gibi bu kadar çok ülkeyi boru hattı vasıtasıyla gazla tedarik etmiyor. Geçen yıl ihracatımız büyüme potansiyeline sahip olmakla birlikte 25 milyar metreküpten fazlaydı. Bu büyümenin iki kaynağı var. Birincisi, söylediğim gibi, yenilenebilir enerji. Yenilenebilir enerjimiz ne kadar çok olursa, ihracat için o kadar çok gaza tasarruf edebiliriz. İkincisi, mevcut ve yeni yataklardan yeni üretim. Bunlar arasında Azeri-Çırak-Güneşli derin gaz yatağından yeni üretim bekliyoruz. Bildiğiniz gibi, bu yataktan çok miktarda petrol üretiliyor, aynı zamanda derinde büyük gaz yatakları var. Tam da bu nedenle ona "derin gaz yatağı" diyorlar. Üretimin bu yıl başlamasını bekliyoruz. Aynı zamanda önümüzdeki yıllarda Şahdeniz'de ilave hacimde gaz sağlayacak yeni aşamanın başlamasını bekliyoruz, buna "Şahdeniz Kompresyonu" deniyor. Ayrıca Babek yatağı var, çok büyük ve umut verici, bir dizi şirket yatırımcı olmak istiyor. Şüphesiz büyüklük açısından Şahdeniz ile karşılaştırılabilecek yatak Abşeron'dur. Şu anda orada birinci aşama üzerinde üretim gerçekleştiriliyor ve bunu yerel tüketim için elde ediyoruz. Abşeron'un ikinci aşaması bize belki de bugünkünden 3 kat daha fazla gaz sağlayacak ki, pazarlar için daha fazla olsun. Bizim gazımız onu zaten elde eden ve hacmi artırmak isteyen ülkelere, aynı zamanda onu henüz elde etmemiş ülkelere gereklidir.
Suriye geçen yıl yeni ortağımız oldu. Suriye hükümetine elektrik enerjisi eksikliğini azaltmada yardımcı olabildiğimiz için mutluyuz. Çünkü çeşitli hesaplamalara göre, bizim gazımız onlara elektrik enerjisi eksikliğini günde yaklaşık 4 saate kadar azaltma imkanı veriyor. Tedariki artırma seçeneğini değerlendiriyoruz. Çeşitlendirilmiş boru hattı sistemi ve güvenilir tedarikçi olarak iyi bir üne, iyi siyasi ilişkilere sahip olan Azerbaycan'ın gazı birçok ülke için enerji güvenliğinde önemli bir rol oynuyor. Çünkü müşterilerimizin çoğunluğu Avrupa Birliği üyeleridir. Tüm bunlar çok olumlu faktörlerdir.
Ayrıca fosil yakıt alerjisine gelince, muhtemelen değişimi görüyorsunuz. Bunu birkaç yıl önce gözlemledik, o zamanlar herkes fosil yakıtlara karşı çıkıyordu, herkes yenilenebilir enerji hakkında konuşuyordu. Başkan Trump ve onun yönetimi bu yaklaşımı değiştirdi. Bildiğiniz gibi, o, yenilenebilir enerjiye kesin bir şekilde karşıdır ve fosil yakıttan yanadır. Birleşik Devletler ise şüphesiz dünyanın önde gelen ülkesidir ve orada meydana gelen olaylar farklı yönlere ivme kazandırır.
Avrupa'nın bazı finans kurumlarının önce tamamen yasaklanan fosil yakıtlara ilişkin politikalarını gözden geçirmeye başladıklarını biliyorum. Şimdi ise fosil yakıt projelerinin finansmanını değerlendirmeye başladılar. Önde gelen enerji şirketleri, sadece ana eğilime uyuyordu ve bazıları hatta isimlerinden "petrol" kelimesini çıkarıyordu. Şimdi ise yeniden fosil yakıta dönüyorlar. Bu, belli bir meseledir ve açıkçası, gülünçtü.
2024 yılının Kasım ayında burada, Bakü'de COP29'a ev sahipliği yapan ülkenin lideri olarak konuşmamda belirttim ki, - tekrarlamak istemiyorum - bu gerçeklik göz ardı edilemez. Tüm yeşil hareket grupları bana saldırdı ve dediler ki, COP29'a ev sahipliği yapan bir ülke fosil yakıtları nasıl teşvik edebilir?! Ben bunları, sadece gerçekliğe dayanarak söylüyordum. Hiç kimse şu anda fosil yakıtları inkar edemez. Ne kadar sevmezseniz sevmeyin, onlarsız yaşayamazsınız. Eğer yaşayabilirseniz, o zaman ilerleyin! Ancak meseleye gerçekçi yaklaşmalıyız.
Petrol ve gazla zengin olan ülkelerin sorumluluğunun olması Azerbaycan ve diğer ülkeler gibi örneklerde görülüyor, çünkü onlar aynı zamanda yeşil enerjiye yatırım yapıyorlar. Dolayısıyla, şu anda Avrupa kurumlarının fosil yakıtlara yaklaşımda korkunun ortadan kaldırılması ve pragmatik, gerçekçi yaklaşımın esas alınması gerektiğini anladıklarını düşünüyorum.
Azerbaycan bugün ve gelecek yıllarda Avrupa tüketicileri için önemli bir ortaktır. Enerji güvenliği açısından güvenilir bir tedarikçi olarak rolümüz yalnızca artacak, azalmayacak, artacak. Elektrik enerjisini, yeşil enerjiyi, hidrojeni ve ayrıca yeşil hidrojeni eklersek, rolümüz daha da büyük olacak.
Mirşahin Ağayev: Sayın Cumhurbaşkanı, İngilizce, Rusça mükemmel konuşuyorsunuz, ama Azerbaycan dili Sizin için hayati öneme sahip bir kavramdır. 3 Kasım'da Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi'nin 80. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen toplantıda Siz yine bu konuyu gündeme getirdiniz ve Azerbaycan dilinin, edebi dilinin saflığının korunması yönünde medyaya, aydınlarımıza çok ciddi talimatlar verdiniz. Genel olarak bu, sadece "Ayrılır mı gönül candan? Azerbaycan, Azerbaycan!" dediğinde duygulandığınız Haydar Aliyev'in Sizin bilinçaltınızda bıraktığı iz değil, bu sadece gramer değil, sadece kelime bilgisi, ne bileyim, morfoloji değil. Burada belki de sıradan bir Azerbaycanlının anlamadığı derin bir anlam var. Neden bu kadar Azerbaycan dilini korumayı talimatlandırıyorsunuz, her seferinde ısrarla, ısrarla, ısrarla? Ne tehlike var?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Biliyorsunuz, öncelikle, dil insanları birleştirir, halkı birleştirir. Dil devletçiliğin temel unsurlarından biridir, belki de birincisidir, tabii ki bayrak, arma, milli marşla birlikte. Halkımızın kaderini hepimiz iyi biliyoruz, zor bir kaderdir. Yüzyıllar boyunca bağımsızlık özlemiyle yaşamış bir halkız, yüzyıllar boyunca sömürgecilik şartlarında yaşamış bir halkız. Bunun isimleri farklı olabilir, ama özü itibariyle bu sömürgeciliktir. İster antik dönemlerde, ister Rusya İmparatorluğu döneminde, Fars İmparatorluğu döneminde, Sovyetler Birliği döneminde bu, sömürgecilikten başka bir şey değildi. Bağımsızlık tarihimiz de zengin olmuştur. Devletçilik temelleri olmuştur. O devletlerle gurur duyuyoruz. Ancak başka imparatorlukların, ülkelerin bünyesinde yaşadığımız için ister istemez halkımızın psikolojisine de belirli bir etki bırakmıştır. Bu psikolojinin sonuçları bugün de var. Azalıyor, ama var. Ne kadar az olursa, o kadar da iyi. Muhtemelen nesillerin değişmesi ile, başka faktörlerle ilgilidir. Ancak dil, milleti millet yapan unsurdur. Biz tüm dönemler boyunca dilimizi korumuşuz ve bugün konuştuğumuz Azerbaycan dili ulu atalarımızın konuştuğu Azerbaycan dilinden farklı değildir. Bu, büyük bir başarıdır. Ben düşünüyorum ki, halkımızın büyüklüğüdür ki, biz başka dillerin etkisine girmemişiz. Doğrudur, Sovyet zamanında sözlüğümüze bazı kelimeler dahil olmuştur. Ben uluslararası sözlükten gelen kelimeleri kastetmiyorum. Fakat prensip olarak bağımsızlık döneminde kendimizi onlardan temizleyebildik.
İkincisi, biz büyük bir halkız, 10 milyondan fazlası sadece bağımsız Azerbaycan'da yaşıyor, ama dünyada 50 milyondan fazla Azerbaycanlı yaşıyor. Yani dilimiz büyük bir halkın dilidir, bunu hiçbir zaman unutmamalıyız ve dilimiz hiçbir dilin gölgesinde olamaz. Dilimiz zengindir, herhangi bir ifadeyi söyleyebilirsin, herhangi bir şiiri yazabilirsin. Çok zengin, çok melodik ve güzeldir, sadece bizim dilimiz olduğu için değil. Birçok meslektaşımdan, birçok insandan duydum ki, gerçekten çok zengin ve güzel bir dildir. Düşünüyorum ve eminim ki, Azerbaycan halkı bu görüşleri tamamen paylaşıyor. Eğer biz sömürgecilik yıllarında dilimizi koruyabildiysek ve atalarımız onu bize emanet ettiyse, nasıl olur da bugün bu dilimizi korumayız? Bazen bilerek, bazen bilmeyerek dilimize giren yabancı kelimeler - onlar dilimizi zenginleştirmiyor ve o kelimeleri kullananları daha akıllı yapmıyor. Çok dil bilmek iyidir, ben de onun taraftarıyım. Ama yabancı dillerde gerektiği zaman konuş, biz kendi dilimizi korumalıyız. Yabancı kelimeler dilimizi bozuyor, zenginleştirmiyor ve milli kimliğimizi de sarsıyor, damla damla, yavaş yavaş. Belki de kendimiz buna dikkat etmiyoruz, damla damla sarsıyor. Dil elden gittikten sonra, ya da bozulduktan sonra, ya da başka bir dile tamamen uyumlaştıktan sonra o zaman milli kimlik de gidecek, ondan sonra devletçilik de gidecek, ondan sonra, Allah korusun, ülkemiz de, nasıl denilir, büyük bir felaketle karşılaşabilir. Bu yüzden Azerbaycan dilini korumak hepimizin görevidir. Bunu tam bir inançla söylüyorum ve herkesi bu mücadeleye davet ediyorum. Neden mücadele? Çünkü bugünkü dünyada kapalı bir mekânda yaşayamazsın. Kendini demir perdeyle kapatamaz - ister istemez temaslar, ondan sonra internet kaynakları, sosyal ağlar ve diğerleri. İster istemez yabancı kelimeler giriyor ve sonra orada hazmediliyor ve ondan sonra kullanılıyor. Ben bunun karşısındayım.
Hiçbir dilin karşısında değilim, her dile saygı duyuyorum ve daha çok dil bilseydim, ancak mutlu olurdum. Ancak biz Azerbaycan dilimizi korumalıyız ve Azerbaycan dilinin koruyucusu Azerbaycan devletidir. Dünyada 50 milyon Azerbaycanlı yaşıyor, ama ezeli, ebedi, edebi dili koruyan biziz ve çok istiyorum ki, yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar da Azerbaycan dilini mükemmel bilsinler. Günlük konuşma seviyesinde değil, mükemmel bilsinler. Buna büyük ihtiyaç var. Azerbaycanlıların yaşadıkları bazı ülkelerde Azerbaycan okulları yok. Bu, büyük bir adaletsizliktir ve bu adaletsizliğe son verilmelidir. Biz imkan dahilinde etkilemeye çalışıyoruz, ama imkanlarımız da çok geniş değil. Bunun için de benim talimatımla artık çevrimiçi okullar açılıyor ve onların sayısı da artmalıdır, kapsama alanı genişlemelidir. Azerbaycanlıların yaşadıkları tüm yerlerde çevrimiçi Azerbaycan dili okulları olmalıdır ki, çocuklarımız kendi ana dillerini bilsinler. Çünkü üçüncü-dördüncü nesil Azerbaycanlıların çocuklarının artık bazıları ana dilini bilmiyorlar. Burada birçok faktör birleşiyor. Ana faktörler daha önce söylediğim meseledir ve büyük bir halk olduğumuz için çok istiyorum ki, tüm Azerbaycanlılar Azerbaycan dilinde, işte bizim gibi konuşsunlar. Bu, benim arzumdur. Bu, elbette ki zordur, çünkü yurt dışında yaşayan Azerbaycanlıların, doğal olarak, her birinin imkanı yoktur. Ama arzum budur ve burada gazetecilerden çok şey bağlıdır. Çünkü, nasıl denilir, yayın alanında en çok konuşan gazetecilerdir ve onlardan da rica ediyorum, yabancı kelimeler kullanmasınlar. Bazen televizyon programlarında duyuyorum, size ait değil. Doğal olarak, aydınlarımız, şairlerimiz, yazarlarımız onların da sözüne büyük ihtiyaç var, onlar da ilgisiz kalmasınlar bu işe. Akademideki konuşmamda bu konuya kısaca değindim. Bugün çerçeveyi daha da açıyorum. Bu, ayrı bir röportajın konusu olabilir, çünkü gerçekten çok geniş bir konudur ve sadece vatandaşları çağırmalıyız ki, dikkatli olsunlar. Bu, sadece öyle dedim, böyle dedim değil. Bunun çok derin, nasıl denilir, katmanları var ve dilimizi ne kadar çok korusak, ne kadar saf, temiz tutarsak, o kadar da milletimiz, nasıl denilir, saf olacak ve milli kimliğimiz her zaman yerinde olacak.
Murad Hüseynov: Sayın Cumhurbaşkanı, bu konunun devamı olarak, devleti, milleti güçlü kılan aynı zamanda bilim ve eğitimdir. Birkaç yıl önce sizin eğitimli millet, "kara altın"ı insan sermayesine dönüştürmekle ilgili konseptiniz vardı. Azerbaycan'da bilim ve eğitim alanındaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi adımlar atılmalıdır? Gençlere bu açıdan tavsiyeniz ne olurdu?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Biliyorsunuz ki, biz artık yapısal değişiklikler de yaptık, Bilim ve Eğitim Bakanlığı kuruldu. Neden? Çünkü fiilen bilim devlet yapılarının dışında kalmıştı. Bilimler Akademisi doğal olarak uzun yıllardır faaliyet gösteriyor ve ben de yıl dönümü etkinliklerine katıldım. Ancak aynı zamanda devlet politikasını daha dolgun bir şekilde hayata geçirmek için bilim ve eğitim bir arada olmalıdır. Çünkü gelişmiş ülkelerin deneyimini biliyoruz. Orada bilim daha çok üniversitelerle birlikte, ya da onların bünyesinde gelişiyor ve biz de bu modeli seçtik. Şimdi yapısal reformlar devam ediyor. Birçok bilimsel araştırma enstitüsü birbirleriyle birleştiriliyor. Yapısal reformlarla paralel olarak, kadro reformları da devam ediyor, daha modern, daha genç kadrolar öne çıkarılıyor. Burada kalite katsayısını bulmak o kadar da zor değil. Bu, dünya deneyiminde var. Senin bilimsel eserlerinin hangi bilimsel dergilerde, hangi yayınlarda ne kadar basıldığı ve senin bilimsel potansiyelinin bugünkü gerçeklere ne derece uygun olduğu. Eğer biz gerçekten de bilimi geliştirmek istiyorsak, sadece bilim insanlarını işle sağlamak değil, bilimi geliştirmek istiyorsak, bu reformlara gitmeliyiz. Bu, kaçınılmazdır. Biz bunu yapmazsak, o zaman gelişmenin de belirli sınırlamaları olacak. Çünkü bunu defalarca söyledim, bir daha tamamen bilinçli olarak söylüyorum, gelişmiş ülkelerin gelişimi sadece zeka, akıl, eğitim, bilimle ilgilidir, petrolle, gazla değil. Bakın, petrolle, gazla zengin olan ülkelerin ve gelişmiş ülkelerin durumuna. Evet, petrolle, gazla zengin olan ülkeler arasında başarılı ülkeler var, çok değil, ama var. Onların teknolojileri nereden geliyor? Onlar kendileri mi icat ediyor? Hayır, o, beyin merkezlerinden, teknolojik merkezlerden geliyor. O da neye bağlıdır? Eğitime, bilime. Basit bir mesele. Bu yüzden bu yönde aktif çalışmalıyız.
Son 20 yıl içinde Azerbaycan'da 10 yeni yüksek öğretim kurumu, - birkaçı yabancı ortaklarla birlikte, - kuruldu. Örneğin, ikisi Rusya, biri Fransa, biri Türkiye, biri de İtalya ile - beş tane. Geri kalanını da kendimiz, bunun içinde Hankendi Üniversitesi de var. Bu, devletin niyetidir, devletin politikasıdır. Eğitimin kalitesinin, öğretmenlerin sosyal güvencesinin ve profesyonelliğin artırılması, test sistemi vs. Tüm bu faktörler bir amaca yönelik ki, toplum eğitimli ve bilgili olsun. Ancak o durumda biz uzun vadeli gelişime ulaşabiliriz. Yoksa, petrolümüz, gazımız tükendikten sonra çok zor bir duruma düşebiliriz. Ama şimdi halkımızın, devletimizin geleceğini on yıllar, yüzyıllar sonrasına göre tasarlamaya çalışmalıyız. Bu nedenle bu, son derece önemli bir alandır ve umuyorum ki, yapılan reformlar iyi sonuçlar verecek.
Bizim çok yetenekli gençlerimiz var. Şimdi hem yurt dışında, hem de Azerbaycan'da eğitim almış çok sayıda genç uzmanımız var. Çeşitli devlet programları uygulanıyor. Bunlardan biri de bu "Yükseliş" programıdır. Bu da gençleri daha çok teşvik etmek, motive etmek, sonra da devlet kurumlarına, özel kurumlara çekmek için çok önemli. Bir zamanlar benim talimatımla yurt dışında eğitim alanlar çoktan geri döndüler. Birçoğu geri dönüp burada çalışıyor ve görüyoruz ki, mesela, üst düzey bir pozisyona modern, bilgili bir yönetici geldiğinde durum tamamen değişiyor. Ben 22 yıldır bu kürsüdeyim. Tüm bu olaylar benim gözümün önünde gerçekleşiyor ve hem iyi hem de kötü deneyim, hepsi bende. Ben onun hepsini yaşadım ve bu da bana bugün bu sözleri söyleme imkanı veriyor. Kadro reformu, bilim-eğitim, toplumun genel entelektüel seviyesi - çünkü bunlar olmazsa, o zaman nadir durumlarda herhangi bir yetenekli kişi ortaya çıkabilir. Toplumun genel entelektüel seviyesi, bilgi seviyesi yüksek olduğunda, orada, nasıl denilir, kümeler, böyle yetenekli şahsiyetler oluşur. Elbette, hepimiz ülkemiz için sadece iyi günler diliyoruz ve sorduğunuz bu soru da tam zamanında sorulan bir sorudur. Bu da ayrı bir konuşmanın, yani sohbetin konusudur. Ancak düşünüyorum ki, biz doğru yoldayız ve reformlar devam edecek.
Nadia Cani: Sayın Cumhurbaşkanı, geçen yıl "Keskin Seyahat" Uluslararası Grubu'nun gönderdiği bir gezginden röportaj alma fırsatım oldu. O ve bir dizi diğer kişiler bölgeyi tanıtmak, yeniden yapılanma projelerini gözlemlemek amacıyla Laçın, Hankendi ve Ağdam'da önemli mekanlara seyahat ettiler, yeniden yapılanma projelerine özel ilgi gösterdiler. Azerbaycan turizm imkanlarını ek olarak nasıl daha verimli tanıtabilir, zengin kültürünü nasıl sergileyebilir, turistleri sadece başkente değil, özgürleştirilen bölgelere de nasıl çekebilir?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, COVID'den önce turizm alanında oldukça büyük bir artışımız vardı. Gelenlerin sayısı her yıl artıyordu, sonra aniden kesildi. Şimdi bu rakamları yeniden elde ediyoruz. Düşünüyorum ki, birkaç kriter Azerbaycan'ı çekici kılabilir. Birincisi, elbette ki güvenlik ve istikrardır. Bugün dünyada insanlar seyahat etme kararı verirken her zaman ülkenin güvenliğini ve istikrarını göz önünde bulundururlar. Kısacası, Azerbaycan küresel seviyede en güvenli yerlerden biri olarak kabul edilebilir.
İkincisi, konumudur. Ülkemiz hem Asya'ya hem de Avrupa'ya yakın, bir nevi onların kesiştiği yerdedir. Elbette ki kriterler arasında zengin kültür, tarihi anıtlar, doğanın çeşitliliği, dokuz iklim tipi ve gelişmiş başkent var. Sadece başkent değil, aynı zamanda birçok turizm mekanları, dokuz uluslararası havalimanı, demiryolları ve tabii ki, iklim var. Bakü'deki ve aynı zamanda bölgelerdeki iklimi çok beğeniyorum. Kayak turizmi, plaj turizmi, yürüyüş, ormanlar ve özellikle de nadir ve benzersiz mutfağı da eklemek mümkün. Ülkemizin çok misafirperver, yabancıları seven insanları var. Biliyorum ki, Azerbaycan'da yaşayan birçok yabancı kendini evindeymiş gibi hissediyor.
Kısacası, ülkede çok olumlu bir ortam, çok pozitif insanlar var. Azerbaycan halkı çok misafirperver bir halktır. Ülkemize ilk kez gelen misafirlerin neredeyse hepsi Bakü'nün güzelliği hakkında konuşuyor. Görüyoruz, çoğu insanların güler yüzlü olduğunu söylüyor. Birçok insanın yüzünde tebessüm var. Toplumda iyi bir ruh hali mevcut. Daha fazla turist çekmek için daha aktif olmalıyız. Çeşitli etkinlikler düzenleyerek, bunları yerel düzeyde ve uluslararası arenada gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Örneğin, yarım milyar izleyicisi olan bir numaralı spor etkinliği - Formula 1 yarışları düzenleniyor. On yıldır bu yarışlar yapılıyor. Turistlerin sayısı da yıldan yıla artıyor.
Bu yıl, iki ay sonra Şahdağ'da ilk kez Kayak Dünya Şampiyonası düzenlenecek. Bu tatil bölgesini en yüksek uluslararası seviyede geliştirmek de bizim hedefimizdir. Şu anda pistlerin yaklaşık 50 kilometresi hazır durumda. Mesafe, muhtemelen 55 veya 60 kilometre olacak. Dünya Şampiyonası Şahdağ'da ilk kez düzenlenecek. Ülkemiz Uluslararası Kayak Federasyonu'nun takvimine artık dahil edildi. Azerbaycan bir güney ülkesidir. Plajlar buradan uzak değil. Hacmi, ölçeği ve güzelliği açısından nadir olan Sea Breeze büyük inşaat projesi hayata geçiriliyor. Dünyanın hiçbir yerinde buna benzer bir proje yok. Bir mekanda hem otel hem eğlence hem konut alanları ve diğer imkanlar mevcut.
Karabağ ve Zengezur'a gelince, burası cennettir. Gerçekten doğal bir cennettir. Kısacası, orada turizmin geliştirilmesi önceliklerden biridir. Şuşa ve Laçın'da bir dizi otel zaten var. Biri Zengilan'da inşa ediliyor. Yakında, Kelbecer'de, İstisu'da bir otel açılacak. Belki gelecek yıl ve hatta bu yıl Hankendi'de yeni bir otel açılabilir. Bu, turizm için önemli bir mekan olacak. Bununla birlikte, Gebele, Lenkeran, Gence ve diğer birçok mekan gibi geleneksel turizm yerleri de mevcut.
Birçok konu hava yollarına bağlıdır. Bu alanda da bir dizi reform gerçekleştiriliyor. Şu anda sadece milli havayolu şirketimiz değil, birçok diğer uluslararası havayolu şirketleri, ayrıca ekonomik havayolu şirketleri de Azerbaycan'da faaliyet gösteriyor. Uçuşların coğrafyası genişliyor. Evet, kara sınırları şimdiye kadar kapalı kalıyor. Düşünüyorum ki, bunun sebebi anlaşılabilir. Bununla birlikte, turist sayısını iki kat artırmak, onu 5-6 milyona çıkarmak tamamen gerçekçi görünüyor.
Planladığımız işler arasında Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı'nda yeni terminalin inşası da var. Geçen yılın rakamlarını henüz almadım, ama düşünüyorum ki yolcu sayısı 7 milyonu geçecektir. Bize 15 milyonluk, belki de 20 milyonluk yolcu kapasiteli terminal gerekecek. Kısacası, yeni terminalin yeni konsepti üzerinde çalışıyoruz.
Tüm bunlar ve daha önce belirttiğim gibi, savaşın bitmesi kriteri tamamen yeni bir durum yaratıyor. Bu yük omuzlarımızdan kalktı. Bu yükü 30 yıldan fazla taşıdık. Uluslararası ilişkiler, iş dünyası, seyahat ve turizm açısından bu, tamamen yeni bir durumdur. Böylece, büyük perspektifler görüyorum. İş turizmi ve potansiyel olarak sağlık turizmi hakkında düşünebiliriz. Şu anda bunun üzerinde çalışıyoruz. Belki bir şey söylemek için henüz erken olabilir. Ancak dinlenme amaçlı turizm zaten mevcut: Naftalan, Galaaltı veya Duzdağ ve diğer birçok yer var. Fakat sağlık turizmine de ulaşmak mümkündür. Planlar çok. Umuyoruz ki, hepsi gerçekleşecek.
Murad Hüseynov: Sayın Cumhurbaşkanı, Siz birçok planınız olduğunu söylediniz ve bunların hayata geçirileceğini belirttiniz. Zamanınızı bu kadar aldığımız için özür dileriz ve meslektaşlarımın izniyle son sorumu sormak istiyorum. Barışçıl, güzel bir Azerbaycan kurmakta olduğunuzu anlattınız ve bu işin yapılması için sahada iyi yöneticilere ihtiyaç var. Geçen yıl devlet memurları ve icra başkanları ile ilgili verdiğiniz talimatların tümü toplumda geniş şekilde tartışıldı. Sizce modern dönemin devlet memuru, icra başkanı nasıl olmalıdır? Ayrıca işgalden kurtarılmış bölgelerde Cumhurbaşkanı'nın özel temsilcilikleri kurumunun faaliyetlerini görüyoruz. Bu faaliyet gelecekte tüm cumhuriyet topraklarına yayılabilir mi? Bununla ilgili herhangi bir plan var mı?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Evet, olabilir, çünkü Karabağ ve Doğu Zengezur'da artık yeni bir yönetim tarzı öngörülmüş ve uygulanmaktadır. Düşünüyorum ki, bu kendi başına daha esnek yönetim için daha uygundur. Ancak yine de temel mesele, kadro meselesidir. Örneğin, Nahçıvan'da da özel temsilcilik kurumu oluşturdum. Ancak ne yazık ki, oraya atadığım kişi güvenimi boşa çıkardı ve bu yüzden görevinden alındı. Yakın zamanda Bakü'nün ilçelerinden birine icra başkanı atandı. Üstelik Kasım ayındaki o atamada grup halinde birkaç icra başkanı atanıyordu. İnsanlara dikkat, iş adamlarına dokunmamak, rüşvet ve yolsuzluğa karşı mücadele, sosyal adalet hakkında verdiğim talimatlar, sözler basında yer aldı. Ama atadığım kişilerden birini bir ay sonra görevden aldım. Yani bu, beni çok üzüyor. Çünkü biliyorsunuz, ben artık 22 yıldır bu görevdeyim ve bu yıllar boyunca birçok kadroyu göreve atadım, güven gösterdim. Her defasında yeni atanan icra başkanıyla ya görüşmelerim oluyor ya da telefonda konuşuyorum. Bunların bazıları televizyona, basına veriliyor, bazıları verilmiyor ve tavsiyelerim de yaklaşık olarak pek değişmiyor. Üzücü olan şu ki, maalesef genç kadrolar arasında da yolsuzluk yapanlar var. Yani burada genç nesil, yaşlı nesil sohbeti geçmiyor. İnsanların niteliğinden söz ediliyor, ailede, okulda, toplumda aldığı terbiyeden söz ediliyor. Bu nedenle güven gösteriliyor, bunu doğrulayan her zaman destekleniyor. Ben her zaman kadrolara adil oldum. Ancak güveni boşa çıkaran, yanlış yola gidenler, elbette ki ya cezai sorumluluk altına alınır - böyle durumlar oldukça fazladır - ya da idari olarak cezalandırılır. Ne diyebilirim, ben devam edeceğim, bu süreç pürüzsüz değil. Yapısal reformların yapılması elbette önemlidir. Ancak dürüst, temiz kadroların yetiştirilmesi ondan daha önemli bir konudur ve benim tecrübem gösteriyor ki, bu, yapısal değişikliklerden daha önemli bir meseledir.
Halbuki Karabağ ve Doğu Zengezur'da uygulanan yönetim modeli bir gün ülkenin farklı yerlerine, belki de tüm ülkeye uygulanabilir. Çünkü bu da operatif, esnek ve daha az memurun katılımını gerektiren bir yönetim metodudur. Her halükârda kurtuluşa kavuşturulmuş bölgelerde kendini kanıtladı, yani gelecek gösterecek.
Her halükârda genel gelişimimiz için biliyorsunuz, her bir insan, özellikle görev sahibi yürekten çalışmalıdır, özellikle böyle muhteşem ve tarihi bir Zaferden sonra toplumda şimdi bu kadar güzel bir ruh hali var. Biz hepimiz son beş yılı, nasıl desem, gururlu, mutlu insanlar olarak yaşıyoruz. Bu yüzden hepimiz toplumdaki sorunlara, kadrolarla ilgili memur keyfiliğine - buna daha tahammülsüz olmalıyız, başta ben olmak üzere, hepimiz daha tahammülsüz olmalıyız.
Bizim toplumumuz çok güzel bir toplumdur. Ülkede işler olumlu yönde ilerliyor, ülkemiz dünya arenasında görün ne kadar büyük başarılara ulaştı. İşte, bahsettiğim dış politikayla ilgili konular işlerin sadece bir kısmıdır. Ekonomik gelişmeyle ilgili hiçbir endişe yok. Ancak güvendiğim kadrolar ve tüm devlet memurları faaliyetlerini bu ilkeler temelinde kurmalıdırlar. Yine toplumsal denetime dönüyorum, çünkü kararlarımın birçoğu tam da toplumsal denetim sonucunda verilmiştir. Bunu şimdi kamuoyu bilmiyor, ama yerlerden gelen sinyaller kontrol ediliyor ve bahsettiğim bu başarısız atamalarla ilgili sinyaller yerlerden geliyor. Eğer yerlerden sinyal gelmezse, o zaman ben nereden bileceğim? Bunlar birkaç kez kontrol ediliyor ve birkaç kurum tarafından, bir kurum değil, birkaç kurum ki, burada kişisel garaz olmasın. Ondan sonra bu, doğrulandığında artık karar veriliyor ve tüm memurlar bunu bilmelidirler. Göreve atamak büyük bir güvendir. Ancak bu güven eğer memur tarafından doğrulanmazsa, o zaman kararname de kendini çok bekletmeyecek.
Mirşahin Ağayev: Sayın Cumhurbaşkanı, Size soracağım sorunun 28 yaşı var. Ben bu soruyu 1998 yılında Ulu Önderimiz Haydar Aliyev'e sormuştum. O soru o zaman yarım kalmıştı. Haydar Aliyev ne kadar detaylı cevap verse de, düşündük ki, o yarım kalmıştır, bugün de. Şimdi Size soracağım soru ve vereceğiniz cevapla o soru da, cevap da mükemmel olacak, bütün olacak. Bana öyle geliyor ki, burada Ulu Önder Haydar Aliyev bizi dinliyor.
Soru o zaman şöyleydi, "Belki de topraklarının yüzde 20'sini kaybetmiş, elden gitmiş bir devletin vatandaşının sorusu biraz gülünç çıkıyor, ama her halükârda toprağa karşı tutumunuz nasıldır? Sizin için toprak nedir?". Ulu Önder o zaman soruya cevabı şöyle başlamıştı: "Toprak çok geniş bir kavramdır". Sonra açıklamıştı, toprak onun hayatında nasıl bir rol oynuyor? Hatta işgal altındaki topraklarımızın ne kadar değerli olduğundan da bahsetmişti. Ama kabul edelim ki, topraklar işgal altındaydı ve bu soru tam olarak Azerbaycan'ı kapsamıyordu. Şimdi ben bu soruyu artık toprak bütünlüğünü iade etmiş, devlet egemenliğini sağlamış Muzaffer Başkomutan İlham Aliyev'e soruyorum ve eminim ki, cevaptan Ulu Önder'in ruhu da mutlu olacak.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Biliyorsunuz, hepimiz için toprak kavramı, öncelikle, kaybedilmiş topraklarla ilgiliydi. Çünkü bu konuda soru işgal döneminde sorulduğunda hepimiz kaybedilmiş topraklar hakkında düşünüyorduk ve eminim ki, toplumumuzun çoğunluğu inanıyordu ki, biz bu topraklara döneceğiz. Doğrudur, yıllar geçtikçe bu inanç da tükeniyordu ve ben bunu hissediyordum. 2020 yılına kadar eski göçmenlerle gerçekleştirdiğim çok sayıda görüşme sırasında ben her zaman diyordum ki, biz o topraklara döneceğiz, toprak bütünlüğümüzü iade edeceğiz. Ama bazılarının gözlerinden hissediliyordu, buna inanmıyorlar ve onları da kınamamak gerek. Çünkü 30 yıl boyunca toprakları kaybedilmiş insanlar hangi duyguları yaşayabilir? Bu, anlaşılırdır. Ancak ben içten her zaman inanıyordum ki, biz bunu başaracağız. Birinci aşamada inanıyordum ki, - belki de biraz safça düşünüyordum, - bunu barışçıl yollarla çözmek mümkün olacak. Yabancı partnerleri ikna etmeye çalışıyordum. Düşünüyordum ki, onlar bu işin özünü o kadar da anlayamıyorlar, bilmiyorlar ki, biz haklıyız, Ermenistan haksız iş yapıyor. Ama sonra yıllar geçtikçe gördüm ki, hayır, her şeyi iyi biliyorlar. Sadece, onların büyük çoğunluğu düşünüyordu ki, böyle de olmalıdır: bu topraklar Ermenilere ait olmalıdır. Yani bu, onların dünya görüşüydü. Bunlar bilmiyorum nereden gelen, hangi kaynaklardan gelen bir fikirdi ve özellikle bu, Batılı meslektaşlarıma ait olan bir meseleydi. Onlar düşünüyorlardı ki, böyle de olmalıdır. Belirttiğim gibi, bazıları diyordu ki, siz gerçeklerle barışmalısınız. Yıllar geçtikçe askeri seçeneğin kaçınılmaz olmasıyla ilgili de bende hiçbir şüphe kalmamıştı. Sadece, hazırlık çalışmaları gerekli düzeyde yapılmalıydı.
Vatan Savaşı döneminde toprak benim için her kurtuluşa kavuşturulmuş köyün timsalinde, nasıl desem, ortaya çıkıyordu ve her bir şehidin şehit olduğu yer topraktı benim için. Her gün kayıplarla ilgili bilgi aldığımda hangi duyguları yaşadığımı, bunu sözle anlatmak mümkün değil. Artık herkes çok iyi biliyor ki, birkaç kez operasyonun yönünün değiştirilmesi de mümkün olabilecek büyük kayıplarla ilgiliydi ki, bu kayıplar olmasın ve savaşın 10 Kasım'da durdurulması da bununla ilgiliydi. Savaş durmasaydı, kayıplar kat kat fazla olacaktı. Her defasında bayrağımız bir köye, şehre dikildiğinde, benim için Azerbaycan tam olarak o topraktı. Ne diyeyim, 8 Kasım'dan sonra kontrolümüzde olmayan toprak benim için Azerbaycan'dı. O toprağı geri almak nasıl? Bazıları diyordu ki, hiç kimse izin vermez. Bazıları diyordu ki, bu kadar iş yapmışsınız ya, yeter. Bazıları diyordu ki, Sizin adınız tarihe yazıldı ya, hiçbir şey gerekli değil. Birçok şey söylendi. Yani kötü niyetle değil. Sadece, bazı insanlar böyle düşünüyordu. Ben de düşünebilirdim ki, şimdi Şuşa bizdedir, savaşta galip geldik, Ermenistan'ı mağlup ettik, orada 2000 Rusya subayı, askeri yerleşmiş, kalsın sonraya, bazıları kalsın sonraya. Ben de öyle düşünebilirdim. Ama benim için toprak o zaman o idi, Azerbaycan o idi, Hankendi idi, Hocalı idi. O da artık özgürlüğe kavuştu. Şimdi, nasıl desem, toprak deyince, doğrusunu söylemek gerekirse, ben daha çok toprağın kalitesine bakıyorum, nerede daha verimli toprak var, nerede iyi ekim yapılabilir. Karabağ'a gittiğimde bakıyorum, görüyorum, orada kara topraktır. Diyorum, ne güzel verimli topraktır. Artık o toprak kavramı, yani o yaralı, incinmiş toprak kavramı yok. Bu da iyi bir durumdur. Çünkü artık barış dönemidir, inşa dönemidir. Biz bu dönemi yaşıyoruz. Biz hepimiz sadece beş ay öncesine kadar bunu belki de sonuna kadar idrak edememiştik: Barış ortamında yaşamak ne demektir? Ama, aynı zamanda, yine de konuştuğumuz meseleye dönüyorum. Her an uyanık olmalıyız, güçlü olmalıyız. Her an kendi toprağımızı savunmak için güçlü olmalıyız, hazır olmalıyız ve eminim ki, bundan sonra asla bir karış toprağımız hiç kimsenin işgaline girmeyecektir. Bunun için hem güç var hem irade var halkın birliği var. Güçlü Azerbaycan devleti var.
Mirşahin Ağayev: Ben teşekkür ediyorum, tüm meslektaşlarım adına minnettarım. Devlet büyük bir ailedir. Biz Size aile saadeti diliyoruz.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: Sağ olun.
Mirşahin Ağayev: Sağ olun.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 5 Ocak'ta yerel televizyon kanallarına röportaj verdi.
Oxu.Az'ın haberine göre, röportaj şu anda canlı olarak yayınlanıyor.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 5 Ocak'ta yerel televizyon kanallarına röportaj verdi.
Oxu.Az bu konuyla ilgili AZƏRTAC'a dayanarak haber veriyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, yerel televizyon kanallarına röportaj verdi. #İlhamAliyev #röportaj #oxuaz pic.twitter.com/LKyy7pAYTL
— Türk Dünyası Haberleri (@oxuazturkce) January 5, 2026