Felsefenin düşüncelerin ve keşiflerin sadece birbirini karşılıklı olarak ilişkilendirdiği, şartlandırdığı değil, aynı zamanda insanın karakteri, başkalarıyla ilişkileri ve onun kaderiyle bağlantılı olduğu özel bir bilim dalı olduğu konusunda kimsenin tartışmayacağı söylenebilir.
Ünlü Azerbaycan öğretmeni, felsefe bilimleri doktoru, profesör, Bilimler Akademisi'nin muhabir üyesi Maksat Mehemmedeli oğlu Settarov'un hayatı ve yaratıcılığı bu fikrimizi doğruluyor. O, uzun yıllar boyunca Bilimler Akademisi sisteminde çalışmış, Felsefe Kürsüsü'nü yönetmiştir. O zamanlar meslek seçiminden bağımsız olarak felsefe sınavına giren ve bunun, onların fikrince, bilim kariyerlerine asla engel olmadığını, aksine, düşüncelerinin daha mantıklı olmasına yardım ettiğini, dünya görüşlerini genişlettiğini itiraf eden tüm bilim insanları arasında ona özel saygı duyulmuştur.
Maksat öğretmen, 1925 yılı Mayıs ayının 13'ünde o zamanki Gazak kazasının (9 Aralık 1867-1929) Poylu köyünde aydın bir ailede dünyaya gelmiş, II. Dünya Savaşı'na katılmış, ağır yaralandıktan sonra Vatana dönerek öğretmenliğine devam etmiştir. Belirtmek gerekir ki, biz Azerbaycanlılar dünyaya göz açtığımız yurda her zaman özel bir sevgi besleriz, Gazak bölgesi ise birçok ünlü Azerbaycan aydını ve şairinin doğduğu yerdir. Görünüşe göre, bu yüzden o, daha sonra bilimsel kariyeri yıllarında Azerbaycan eğitimi ve kültürünün özelliklerini anlamaya yönelerek, küçük Vatanını, onun güzelliğini, okullarını, özel atmosferini ve orada öğretmenliğe, eğitime gösterilen saygıyı her zaman olağanüstü bir sevgiyle hatırlardı.
Maksat Settarov, yüksek kaliteli felsefe olmadan temel tarih bilimi yaratmanın zor olduğunu iyi anlayarak, 1945 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin (ADÜ) tarih fakültesinin bünyesindeki felsefe bölümüne girer. 1950 yılında ADÜ'deki eğitimini başarıyla, onur diplomasıyla tamamlar ve aynı yıl Üniversitenin doktora programına kabul edilir ve programı bitirir bitirmez felsefe bilimleri adaylığı bilimsel derecesi almak için tez savunur. O dönemde ülkede bilim insanı azdı ve akademik derece saygı uyandırıyordu, çünkü bu, sahibinin özel bilimsel statüsünü gösteriyordu. Maksat Settarov'un lisansüstü eğitimi sırasında itibar kazandığını, çalışkan ve yetenekli, başarılı bir araştırmacı olduğunu daha sonra onun öğrenci arkadaşları olan akademisyen Firidun Köçerli, muhabir üye Ziyeddin Göyüşov ve o dönemin birçok başka filozof ve tarihçileri hatırlıyorlardı. Kısa süre sonra Maksat Settarov felsefe kürsüsünde baş öğretmen, sonra ise doçent pozisyonlarında çalışmaya başlar. Bununla birlikte, düşünüyoruz ki, onu bilimsel faaliyet, filozof akademisyen kariyeri daha çok cezbediyordu ve bu nedenle artık 1950'lerin sonlarından itibaren kaderini ömür boyu Felsefe Enstitüsü ile bağlar. Belirtmek gerekir ki, Felsefe Enstitüsü'nün kendine özgü bir aurası vardı ve şimdi de vardır. Düşünüyoruz ki, bir zamanlar burada çalışan ve şimdi de çalışanların arasında onu sözde seven de, beğenmeyen de olabilir, ancak kariyerini onunla ilişkilendirenler, görüldüğü gibi, hayatlarını onunla sağlam bir şekilde bağlamış olurlar. Bu Enstitü'nün profili ve adı birkaç kez değişti. Ancak o, her zaman ülkede felsefi araştırmaların merkezinde oldu; onun filozofları onun dışında da tanındı ve tanınıyor, onların görev ve derecelerine, en önemlisi ise bilgilerine saygı duyuldu ve gösteriliyor. Hatırlatalım ki, geçen yüzyılın 60-80'li yıllarında o zamanki Orta Asya cumhuriyetlerinde Savunma Kurulları olmadığından onların bilim insanları tezlerini bu tür kurulların olduğu bizim Felsefe ve Hukuk Enstitüsü'nde savunuyorlardı. Enstitü'nün önde gelen uzmanlarından biri olarak Maksat Settarov ise geleneksel olarak bu kurulların üyeliğine dahil edilirdi ve onun sözü geniş Sovyetler Birliği alanında oldukça geçerliydi. O dönemde o, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm Bölümü'nün müdürü pozisyonunda çalışıyordu. Şimdi, elbette, tüm bunlar felsefenin önemli gelişim eğilimi değil, ama o zaman bu, temel felsefi disiplin sayılıyordu ve doğal olarak, böyle bir bölüme ülkenin en saygın filozoflarından biri liderlik etmeliydi. Maksat öğretmenin Bilimler Akademisi'nin Felsefe Kürsüsü'nün müdürü atanması, Akademi'nin muhabir üyesi seçilmesi yani o zamanlar ülkedeki tüm filozofların bilgilerini test etmek için bir nevi tam yetki alması bu itibarın varlığına tanıklık ediyordu. Felsefeden sınav vermek ise kolay bir iş değildi: bunun için çok şey bilmeli, söylemek caizse, bilgilerinin güvenilirliği sınavından geçmeliydin. Bunları sonraları 1970-1990'lı yıllarda Enstitü'nün filozofu olmuş şimdiki tanınmış çalışanlarından bazıları, bunların arasında Eynulla Medetli (müdür yardımcısı), Rena Mirzezade ve Sakit Hüseynov (bölüm müdürleri) hatırlıyorlar. Şu anda onların hepsi artık bilimler doktoru ve önde gelen bilim insanlarıdır. Bununla birlikte, Maksat öğretmenin disiplinli olduğunu ve bilgi zenginliğini, aynı zamanda, genç ve gelecek vadeden bilim insanlarına gösterdiği özenli tutumu unutmamışlardır.
Bilim insanlarından söz edildiğinde onların seçip geçtikleri yol, kitapları, makaleleri akla gelir. Maksat Settarov yaklaşık otuz yıldan fazla Felsefe Kürsüsü'ne liderlik etmiş ve felsefe, din, ontoloji, gnoseoloji ve etiğin birçok güncel sorunlarına adanmış otuz kitap, monografi ve çok sayıda makale yazmıştır. Onun öğrencilerinden biri hesaplamıştır ki, hacim itibarıyla bu, 200'den fazla basım sayfasına eşittir. Evet, o yıllarda eser yayımlatmak zordu, bunun için birçok engeli aşmalı, her bir satır için endişelenmeliydin. Bu nedenle bu, son derece yüksek nicelik ve uygun nitelik göstergesidir. Elbette, bu, Sovyet döneminin felsefesiydi, ama bu bilim Maksat öğretmene pratik olarak, Marksist ideolojisinin çöküşünden hemen sonra felsefe, ideoloji ve ilahiyat sorunlarıyla uğraşmaya imkan verdi. O iyi anlıyordu ki, dindarlık ve ilahiyat her zaman felsefi refleksiyon nesnesidir. Onu hem de o zamanlar sadece Marksist-Leninist olarak adlandırılabilen etik cezbediyordu. Ancak o dönemin filozofları, örneğin, Maksat Settarov veya onun dostu ve meslektaşı Ziyeddin Göyüşov biliyorlardı ki, etik sade insanların mutluluk, adalet ve vicdan hakkındaki düşüncelerini, onların besledikleri arzu ve umutları içerir. Maksat Settarov, onun dost ve meslektaşları olan bilim insanları bunu başkalarının sözünden değil, Azerbaycan'ın köy ve şehirlerinden onlardan tavsiye isteyen, öneri bekleyen insanların onlara yazdıkları mektuplardan biliyorlardı. Şu anda bunu çoğu zaman bilimden uzak kişiler yapıyor, bu ise, bizce, üzüntü uyandırmadan edemez. Maksat öğretmenin öğütlerini birçokları bugün de hatırlıyor. Görünüşe göre, bu, hem de onun bilimsel eserlerin çok güzel editörü olmasıyla da ilgilidir. Bugün Enstitü'de XX. yüzyılın sonlarında hazırlanmış felsefi eserleri incelediğimizde görebiliriz ki, Maksat Settarov onlardan birçoğunun editörü, çoğu durumda kolektif yayınların yayın kurulu üyesi olmuştur. Bu makalenin yazarı onu da hatırlıyor ki, Maksad öğretmenin olağanüstü hafızası vardı, o, dünya siyasetini iyi anlıyor, edebiyatı mükemmel biliyor, müzik sanatının değerini derinden kavramıştı.
Onun eserleri çok yönlüdür, felsefe ve sosyal bilimlerin birçok güncel konusuna adanmıştır. Hayatının son yıllarında ortaya çıkardığı "Felsefe ve İdeoloji" veya Maksat öğretmen hayattan gittikten sonra yayınlanan "İnsan ve Toplum Hakkında Düşünceler" adlı eserlerini hatırlıyorum. Filozof bu kitaplarında o dönem için yeni olan sorunlara değiniyor ve onları anlamlandırıyor. Onun toplum ve ideoloji hakkındaki düşünceleri o yılların filozoflarının fikir ve düşüncelerinin onayı olarak belirli bir ilgi çekmekle birlikte, aynı zamanda eşsiz bir öneme sahiptir. Genç filozoflar bazen geçmişin artık geride kaldığını düşünürler, ancak onun bugün yaşayanların fikir ve düşüncelerindeki varlığını dikkate almazlar. Bu nedenle, Maksat Settarov'un fikir ve düşünceleri bilim insanları tarafından tartışılıyor, tavsiyeleri hatırlanıyor. Bu ise hafızanın karmaşık ve çok sesli bir fenomen olduğu anlamına gelir, onu basitleştirmek olmaz, ona ciddi yaklaşmak gerekir. Hafıza, kendimizde birçok şeyi anlamamıza yardımcı olur.
Nihayet, bu makalenin yazarı da Maksat öğretmeni iyi tanıyor, onunla iletişim kuruyor, tavsiye alıyor, bazen cevabında ona bir şeyler söylüyordu. Onun 1990'lı yılların başlarında ülkede oluşan durum ve Azerbaycan'ın gelecekteki kaderi ile ilgili yaşadığı büyük endişeyi hatırlıyorum. O, Milli Lider Haydar Aliyev hakkında derin saygıyla konuşur, Ulu Önder önce ülkeye döndüğünde ve sonra liderlik etmeye başladığında ise Maksat öğretmen rahatladı ki, artık endişelenmemek gerekir: Azerbaycan ilerleyecek, istikrarlı, gelişen bir devlete dönüşecek.
Onun bilimlerin en önemlisi, onların başı olarak gördüğü ve çok sevdiği felsefe hakkında söylediği söz ve düşünceler hafızamda kalmış. O aynı zamanda eski ve modern felsefi ekoller hakkında her şeyi bilmenin, metodoloji ve metotlarla ilgilenmenin gerekli olduğuna, ancak bunun öz Azerbaycan felsefesine, kültürüne hizmet etmesi gerektiğine inanıyordu. Onsuz kaliteli pedagoji, psikoloji, sosyoloji vb. olamaz. Ne yazık ki, çoğu kişi bunu unutmuş ve bu unutkanlığın meyvesini görüyor.
Biz biliyoruz ki, Maksat öğretmenin ailesi felsefeye yabancı değil, onun silüetini, yaratıcılığını parlak anılarda yaşatıyor ve biz filozoflar da onlara katılıyoruz...
İlham MEMMEDDZADE
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Felsefe ve Sosyoloji
Enstitüsü Direktörü, Profesör