Türk dünyasının jeopolitik dengelerinde giderek artan bir rol üstlenen Azerbaycan, özellikle Karabağ Zaferi sonrasında sadece askeri değil, diplomatik ve kültürel açılardan da bölgesel bir güç haline gelmiştir. Türkiye ile kurduğu çok boyutlu ilişkiler ise bu gücün en stratejik ayaklarından birini oluşturmaktadır. İşte bu ilişkilerin derinliği ve geleceği üzerine, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi aynı zamanda Türkiye Politik ve Strateji Araştırmalar Vakfı Başkanı Doç. Dr. Sinan Demirtürk ile Azerbaycan'da gerçekleştirdiği yoğun temaslar sonrasında kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
Oxu.Az'a konuşan Demirtürk, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı Uluslararası Analizler Merkezi'nin davetiyle Bakü'de bulunduğu süre boyunca yaptığı görüşmeleri, ulaşılan diplomatik mesajları ve Türk dünyasına dair stratejik perspektifleri samimiyetle aktardı. Bu röportajda; Karabağ'ın geleceğinden Batı Azerbaycan meselesine, Zengezur Koridoru'ndan Şuşa Beyannamesi'ne kadar birçok konuya ışık tutuluyor. Aynı zamanda Sayın İlham Aliyev'in dış politika vizyonu ve Türkiye-Azerbaycan ilişkisinin geldiği nokta da çarpıcı örneklerle değerlendiriliyor.

- Sayın Demirtürk, Bakü seferinizin amacı nedir? Bir az anlatır mısınız?
- Azerbaycan Uluslararası Analizler Merkezi'nde bir toplantı yaptık. Türk coğrafyasını, ayrıca Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri konuştuk. Daha sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Hikmet Hacıyev bizleri makamında ağırladı. Sayın Hacıyev çok kapsamlı bir değerlendirme yaptı ve önemli stratejik konulara değindi. Coğrafyamızda ve çevresinde, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine kimsenin engel olamayacağını, bu iki ülke arasındaki bağların ne kadar sağlam olduğunu bir kez daha kendisinden duymuş olduk.
Ayrıca Sayın Hacıyev, Azerbaycan'ın İsrail ile olan ilişkilerinin mahiyetini anlattı.
Bunların yanı sıra sadece bu konular değil, Suriye ve Libya ile ilgili meselelerde de Azerbaycan'ın Türkiye ile eşzamanlı bir politika izlediğini belirtti. Her konuda Azerbaycan'ın Türkiye'nin yanında olduğunu vurguladı. Toplantımız yaklaşık üç saat sürdü. Kuzey Kıbrıs meselesine de değinen Hikmet Bey, Kuzey Kıbrıs'ın tanınmasının Azerbaycan açısından önemli bir konu olduğunu ifade etti.
Bir başka toplantımız ise Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet İdarecilik Akademisi'nde gerçekleşti. Burada da Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ele aldık.
Daha sonra Batı Azerbaycan İctimai Birliği'ni ziyaret ettik. Batı Azerbaycan Türklerinin ata yurtlarına dönüşünün hukuki boyutunu değerlendirdik.
Yarın ise Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın daveti üzerine Karabağ'a gideceğiz. Hem Hankendi'yi, hem Hocalı'yı, hem de Ağdam'ı ziyaret edeceğiz. Hankendi'de, Karabağ Üniversitesi'nde bir toplantıya katılacağız.
Şu anda Azerbaycan'da, Türkiye'den gelen on politik yorumcu bulunuyor. Bu kişiler, on farklı siyasi kuruluşun başkanlarıdır.
- Azerbaycan'ın Batı Azerbaycan ve Zengezur ile ilgili geleceğe dönük hedefleri nelerdir? Bu konuda bir öngörünüz var mı?
- Öncelikli mesele, Azerbaycan'ın iki yüz yıllık baskı sürecinden kurtulması ve Karabağ'ın işgalden arındırılmasıydı. Şu anda Azerbaycan'ın siyasi ve toprak bütünlüğü önünde hiçbir engel kalmamıştır.
Şimdi önemli olan mesele, Karabağ'dan zorla göç ettirilmiş, kanları dökülerek vatansızlaştırılmış insanlarımızın sağlıklı bir şekilde kendi yurtlarına dönmeleridir. Yani Karabağ coğrafyasının insanlarla birlikte yeniden ihya edilmesidir.
Buna paralel olarak, Zengezur Koridoru'nun güvenli hale gelmesiyle birlikte Türkiye'den uzanan yolun Karabağ'a ve Azerbaycan'ın çeşitli bölgelerine ulaşımı kolaylaştırması, bizi daha da güçlendirecektir. Tüm bunlar birkaç yıl içinde gerçekleşecektir.

Bir başka mesele ise, tüm bu gelişmelere paralel olarak Batı Azerbaycanlıların kendi topraklarına dönüş meselesidir. Bu konuyu hukuki yollarla tüm dünyaya duyurmamız gerekmektedir. Neden Ermenistan, Batı Azerbaycanlıların ata yurtlarına dönmesini engelliyor? Bu, bir temenni ya da istek değil; hukukun ve tarihi gerçekliğin gereğidir. Bu hakkın neden Ermenistan tarafından engellendiğine dair bir açıklama yapılmalıdır.
Zamanla Azerbaycan'ın bu meseleyle ilgili uluslararası mahkemelere başvuracağını öngörüyorum.
- 2020 yılında, pandemi döneminde Azerbaycan'ın fakir ülkelere yaptığı yardımlar dikkat çekiciydi. Devlet, kendi bütçesinden milyonlarca dolarlık aşı ve çeşitli yardımlar yaptı. Bir vatandaş olarak hep şunu merak ettim: Neden Azerbaycan bu yardımları yaptı? Bu yardımlar diplomatik açıdan ne anlama geliyor? Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
- Bu sorunun cevabı diplomasi dilinde "insani diplomasi" olarak adlandırılır. Azerbaycan bu konuda köklü bir dış politika geleneğine sahiptir. Bu devlet, bin yıllık bir devletçilik geleneğinin - Şirvanşahların, Şah İsmail'in kurduğu devletin ve Selçuklunun - devamıdır.
Bugün, hem İslam İşbirliği Teşkilatı içinde etkisini artıran, hem de Rusya-Ukrayna savaşında barışçıl bir diplomasi yürüten bir Azerbaycan görüyoruz. Suriye'nin istikrarında ve tek, bütün bir Suriye'nin yeniden inşasında Azerbaycan'ın politikası Türkiye'nin politikasıyla tam anlamıyla örtüşmektedir.
Bu anlamda Azerbaycan ve Türkiye'nin diplomasi anlayışını adil, barışçıl, akılcı, bilge ve güvenilir olarak tanımlamak gerekir. Bu, bir "Türkiye-Azerbaycan modeli"dir.
Türkiye'nin olmadığı yerde Azerbaycan, Azerbaycan'ın olmadığı yerde Türkiye vardır. Eskiden "Bir millet, iki devlet" diyorduk; şimdi "İki devlet, bir millet ve ortak bir politika" diyoruz. Şuşa Beyannamesi, bu politikayı daha da sağlamlaştırdı. Kardeşlik ve dostluk çok kıymetlidir; fakat biz bu kardeşliği Şuşa Beyannamesi ile taçlandırdık. Bu beyanname, Türkiye ile Azerbaycan'ın Türk devletleriyle siyasi ve askeri iş birliğinin önünü açmıştır. Yani bu beyanname, tüm Türk devletlerini etkilemektedir.

- Sizce Azerbaycan şu anda Türk devletleri ile Türkiye arasında diplomatik bir köprü mü kuruyor?
- Sayın İlham Aliyev'in yürüttüğü diplomasi, zaman zaman Türkiye'nin erişemediği alanlarda bir kardeş diplomasisi yaratmaktadır. Her iki devletin ayrı ayrı Türk devletleri politikaları olsa da, büyük ölçüde ortaklaşan bir diplomasi anlayışları da vardır.
Azerbaycan'ın önerisiyle Kuzey Kıbrıs'ın Türk Devletleri Teşkilatı'na gözlemci üye olması, bunun en somut örneğidir. Dikkat edilirse, Azerbaycan bu yönüyle diğer Türk devletlerini yumuşak diplomasi ile etkilemeye çalışmaktadır.
- Sayın İlham Aliyev'in dış politikasını birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsınız?
- Bugün Azerbaycan, Sayın İlham Aliyev'in şahsında uluslararası diplomaside üst seviyededir. Azerbaycan, Aliyev'in kendine özgü diplomasi vizyonu ile dengeli bir siyaset yürütmektedir. Bu vizyon Azerbaycan'ı her geçen gün daha da güçlendirmektedir. Aliyev sayesinde Azerbaycan diplomasisi çok yönlü ve istikrarlıdır. Ülke, kendi bölgesinde terörden tamamen arınmış bir güç haline gelmiştir. Bence İlham Aliyev; soğukkanlı, akılcı ve geleceği gören bir lider olarak ülkesini ileri taşımaktadır.
- Aynı zamanda çok inatçı bir lider değil mi? Çünkü Fransa, Rusya, İran gibi büyük güçlerle açıkça restleşebiliyor. Haritada küçük görünen bir ülkenin böyle cesur bir tavır sergilemesi nasıl mümkün oluyor sizce?
- Eğer halkınıza, ülkenize ve toprağınıza güveniyorsanız; Sayın Aliyev'in de söylediği gibi, ailenizi Türk dünyası olarak görüyorsanız ve dış politikanıza medeniyet temelli bir çerçeve koyuyorsanız, o zaman kararlı olursunuz. İlham Aliyev'in cesur ve büyük kararlar alabilmesinin nedeni budur. Onu küresel ölçekte güçlü bir lider haline getiren asıl sebep de budur: halkına güvenmesi ve sırtını Türk dünyasına yaslaması. Aynı zamanda, İlham Aliyev uluslararası alanda "sözünü tutan lider" olarak tanınmaktadır.
Eğer bir şeyi söylediyse, mutlaka yapar. Eğer bir konuda karar verdiyse, onu uygulamaktan geri durmaz.
Bugün Azerbaycan, hem ordusu hem de ekonomisiyle güçlü bir devlettir.
Daha fazla fotoğraf burada: PhotoStock.az
Elçin Aslangil