Tarihin seyrini değiştiren stratejik vizyonlar, çoğu zaman farklı dönemlerde yaşayan liderlerin benzer düşünsel haritalarında hayat bulmaktadır. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın 1921 yılında dile getirdiği "Anadolu'nun ileri karakol, Azerbaycan'ın ise birleşme noktası" şeklindeki jeopolitik tasavvuru, yaklaşık yetmiş yıl sonra Haydar Aliyev'in Sovyetler Birliği içindeki diplomatik ve stratejik girişimleriyle örtüşen bir vizyona dönüşmüş görünüyor.Bu anlamda 1921 ve 1991 dönemlerinin dünya ve bölge siyasetindeki özgül koşullarından hareketle Mustafa Kemal'in ileri görüşlülüğü ile Haydar Aliyev'in Zengezur Koridoru planı arasındaki tarihsel süreklilik ve stratejik derinlik çok dikkat çekicidir.
Mustafa Kemal Paşa'nın 18 Kasım 1921'de Azerbaycan Büyükelçiliği'nin Ankara'da açılışı sırasında yaptığı tarihi konuşmasında Azerbaycan'ın harita üstündeki konumuna dikkat çekerek ,"Azerbaycan'ın Asya'daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve birleşme noktası olduğu görülür. Azerbaycan'ın bu özel mevkisi, vazifesini pek önemli kılmaktadır." şeklindeki sözleri ,Zengezur Koridoru bağlamında değerlendirildiğinde eşsiz bir jeopolitik öngörüye işaret etmektedir. Çünkü 1921 Kars Anlaşması'ndan itibaren Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan kara bağlantısı kalmadı, Sovyetler Birliği'nin şekillendirdiği sınır yapısı nedeniyle iki ülke arasına Ermenistan seti çekildi. Üstelik Azerbaycan'ın batı kanadı olan Nahcivan Özerk Cumhuriyeti bile, ülkenin anakarasıyla bağlantısını kaybetti. Böylece, Türk Dünyası'yla Türkiye arasındaki en kısa kara hattı Zengezur ya da bir başka noktadan olabilecekken bu hat siyasi ve coğrafi olarak kapatıldı.
Mustafa Kemal'in bu ifadesi, sanki bu kopukluğun gün gelip aşılacağını ve Azerbaycan'ın sadece bir kardeş ülke değil, aynı zamanda Türk Dünyasını birleştirecek geçit olacağını sezmişçesine ileri görüşlü bir tespittir. Zira 2025 yılı itibariyle Zengezur Koridoru olarak adlandırılan ve Türkiye'yi Azerbaycan vasıtasıyla aynen Mustafa Kemal Atatürk'ün ifade ettiği gibi Türkistan ile birleştirecek olan bu stratejik hat, aslında 1921'deki o sözlerin fiziki ve diplomatik bir karşılığına dönüşmektedir. Bu süreci iyi anlayabilmek için 1921 yılına kısaca göz atmakta fayda vardır.
1921 Dünyasında Türkiye ve Azerbaycan - Jeopolitik Mücadelelerin Ortasında Kardeşlik
1921 yılı, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yeni dünya düzeninin ve değişen güç dengelerinin şekillendiği bir dönemdir. Avrupa'da imzalanan Versailles Antlaşması, Almanya'yı ekonomik ve askeri olarak sınırlamış, Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması ile parçalanmak istenmiştir. Bu süreçte Anadolu'da Türk milletinin başlattığı Milli Mücadele, işgallere ve manda planlarına karşı topyekûn bir direniş olarak güçlenmeye başlamış ve 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açılmıştır. TBMM, böylece sadece iç savaş koşullarında yönetim merkezi olmakla kalmayıp aynı zamanda dış politikada da bağımsızlık ve egemenlik iddiasını ortaya koymuştur. Yeni Türk devleti, emperyalizme karşı bir direniş modeli olarak şekillenirken, SSCB de doğuda aynı şekilde batılı emperyalist devletlere karşı yeni bir siyasi merkez olarak güçlenmeye başlamıştır. Azerbaycan, bu dönemde büyük çalkantılar yaşamaktadır. 28 Mayıs 1918'de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kısa sürede siyasi baskılarla karşılaşmış ve Nisan 1920'de Sovyet Kızıl Ordusu'nun müdahalesiyle Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak Moskova'ya bağlanmıştır. Ancak Sovyet yönetimin akıllı stratejisi ile henüz baskı ve tehditler yoğunlaşmamış olduğu için Neriman Nerimanov liderliğindeki Sovyet Azerbaycan yönetimi 1921'de Ankara Hükümeti'ni Moskova'dan sonra tanıyan ilk devletlerden biri olmuştur.
Müteakiben Ankara ile Moskova ilişkilerinin olumlu bir istikamette gelişmesinden istifade ile Azerbaycan yalnızca sözle değil, fiili yardımlarla da kardeşliğini göstermiş ve bu kara günlerde Azerbaycan halkı tarafından Anadolu'ya gönderilen para, petrol, mazot vb yardımlar, Türk milletinin hafızasında derin izler bırakmıştır. Siyasi olarak bu iyi giden gelişmeleri takiben önce Moskova daha sonra da 13 Ekim 1921'de Kars Anlaşması imzalanmış ve Sovyet Ermenistan'ı ve Gürcistan'ı ile Türkiye arasındaki sınırlar kesinleşmiştir. Aynı durum Azerbaycan ve Ermenistan için de geçerlidir. Fakat diğer taraftan Azerbaycan-Türkiye kara yolu tamamen kapanmış olup kısaca durum şöyle oldu:
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır Ağrı Dağı'nın kuzeyinden geçerek Aras Nehri'ne ulaşacak şekilde tespit edilip Iğdır ve Tuzluca Türkiye'ye bırakılmıştır.Nahçıvan, Azerbaycan'a bağlı özerk bir cumhuriyet olarak kalmak üzere Sovyet denetiminde kalırken Türkiye'nin garantörlüğü kabul edilmiştir. Ancak Nahçıvan'ın Azerbaycan ile nasıl kara bağlantısı kuracağına açıklama getirilmedi. Bu yönüyle Kars Anlaşması birçok olumlu yönüne rağmen kendi içinde tezat bir şekilde Türkiye ve Azerbaycan açısından olumsuzluk barındırmaktadır. Ancak o tarihte Batı Cephesindeki işgalci Yunan ordusuna karşı mücadele etmek için acil olarak Doğu cephesinde barışın sağlanması mecburiyeti olduğu için çok ciddi tartışmalar olmuş olsa da Ermenistan'a bu konu kabul ettirilememiştir. Moskova da bu yönde hareket ettiği için mevcut durum kabul edilmek mecburiyetinde kalındı.
Bu anlaşmayı müteakip SSCB ile ilişkiler dostane bir çizgide gelişmeye devam ederken 18 Kasım 1921 tarihinde Azerbaycan Büyükelçiliği"nin Ankara "da açılmasıyla, iki devlet arasında tarihi ve duygusal temelli tarihi bağ kurumsallaşdı. Açılış töreninde Mustafa Kemal Paşa"nın harita üstünde Azerbaycan"ın coğrafi konumuna dikkat dikkat çekerek iki kardeş halkın gelecekteki birlik hayaline dair çizmiş olduğu stratejik çerçevede özellikle şu ifadeler çok önemlidir:
"Harita üstünde bakılacak olursa Azerbaycan'ın Asya'daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve birleşme noktası olduğu görülür. Azerbaycan'ın bu özel mevkisi, vazifesini pek önemli kılmaktadır."
Mustafa Kemal, Anadolu'nun misyonunu da şu sözlerle tanımlamıştır:
"Anadolu, bütün Asya'nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir ileri karakol durumundadır."
Bu ifadeler, Azerbaycan"ın Türk dünyasını birbirine bağlayacak bir "merkez ülke", olduğunu teyit ederken Anadolu"nun ise bu dünyanın batıdaki savunma hattı olduğu anlayışının erken bir yansımasıdır. İlginç olan noktalardan bir diğeri ise " Tek Millet İki Devlet" ifadesi ile dikkat çeken Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti Başkanı Haydar Aliyev "in soğuk savaşın en yoğun devam ettiği 80"li yıllarda Mustafa Kemal Paşaya benzer şekilde Azerbaycan ile Türkiye arasında bir karayolu oluşturma çabasıdır.
Haydar Aliyev'in Sovyetler Dönemindeki Stratejik Vizyonu ve Zengezur Koridoru Fikri
Sovyetler Birliği'nin katı merkeziyetçi yapısı içinde Haydar Aliyev, 1969'da Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri görevine getirildi, ardından 1982'de Sovyet Politbürosu üyeliğine yükselerek Kremlin "de söz sahibi olan ilk Türk lider oldu. Bu konum, ona yalnızca Azerbaycan"ın değil, tüm Türk dünyasının menfaatlerini savunma imkanı sağladı.
Aliyev, 1980'lerde Sovyet Savunma Bakanı Mareşal Ustinov'a sunduğu öneriyle, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında Ermenistan üzerinden geçecek bir demiryolu hattı kurulmasını teklif etti. 1982-87 yılları arasında SSCB Başbakan Birinci Yardımcısı görevinde bulunan Aliyev'in Kremlin İdaresi'ndeki Sekreteri Camal Camalov, basına yaptığı açıklamada bu konuyla ilgili şunları söylemiştir "Rahmetli Aliyev'in, SSCB Savunma Bakanı Mareşal Dmitriy Ustinov ile arası çok iyiydi. İkisi bu konuda bir görüşme yaptı. Aliyev, Ermenistan topraklarından geçerek Azerbaycan'ın Zengilan bölgesinden Nahçıvan"daki Ordubad'a uzanan bir yol inşa edilmesini önerdi. Yolun 1985 yılında yapılması planlanıyordu. İşte bu yol, günümüzde "Zengezur Koridoru" olarak adlandırılıyor."

Bu proje, görünürde askeri lojistik kolaylığı sağlamak amacı taşıyor gibi gösterilmeye çalışılsa da, aslında Türk dünyası vizyonunun ilk altyapı taslağıdır. Bu bağlamda Zengezur Koridoru, yalnızca teknik bir ulaşım projesi değil, gelecekteki Türk jeopolitiğinin kalbinde yer alacak olan bir damar olarak şekillenmeye başladı. Elbette ki SSCB içinde Azerbaycan'a nispetle daha etkin durumda olan Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti bu projeye tarım alanlarına zarar verileceği gerekçesiyle karşı çıktı. Gerçekte ise, bu koridorun hayata geçirilmesi, Azerbaycan-Türkiye hattının Kafkasya'da stratejik üstünlük kurmasına neden olacağı için engellendi.
1991 Sonrası Azerbaycan'ın Bağımsızlığı, Türkiye'nin Desteği ve Zengezur Gerçekliği
1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması, Türk dünyasında tarihi bir dönüm noktası oldu. Azerbaycan, bağımsızlığını ilan eden ilk ülkelerden biri olurken, Türkiye de onu tanıyan ilk ülke olarak kardeşlik bağlarını diplomatik düzeye taşıdı. Türkiye'nin hem devlet düzeyinde hem de sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Azerbaycan'a sağladığı eğitim, sağlık, altyapı ve savunma destekleri bu yeni dönemin temel taşlarını oluşturdu.
1992-1994 yılları arasında yaşanan Birinci Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan ciddi toprak kayıplarına uğrarken, Türkiye diplomatik ve askeri desteğini o dönemin siyasi yapısı içinde ne yazık ki yeterince etkin bir şekilde gerçekleştirememiştir. İlerleyen yıllarda siyasi ve sosyal ortamlarda Karabağ konusunda Azerbaycan'a her türlü destek verilmeye başlanırken, asıl stratejik kırılma noktası, Eylül 2020'de yaşanan İkinci Karabağ Savaşı ile oldu. Türkiye'nin gerek uluslararası hukuk ve gerekse de askeri teknoloji anlamında Bayraktar TB2 SİHA'ları ve de askeri danışmanlık ve kamuoyundaki güçlü manevi destek sayesinde Azerbaycan 44 Günlük Ka Muharebesi ile Karabağ'ı Ermenistan işgalinden kurtardı.
Bu zaferin ardından imzalanan ateşkes anlaşmasında Zengezur Koridoru'nun açılması konusu da yer aldı. Zengezur, 19.yüzyılın sonlarında Ermenistan hakimiyetinden önce aslında yüz binlerce Azerbaycan Türkünün asırlardır yaşadığı kadim bir Türk yurdudur. Tarihî, kültürel ve stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır.1897 yılına ait resmi istatistik verilere göre Zengezur kazasının toplam yüzölçümü 6.878,07 kvadrat sajın, tarım arazisi ise 716.462 desyatindir. Zengezur, bu dönemde Gence guberniyasına bağlı olup, en büyük ikinci kazası konumundadır ve Erivan (İrevan) guberniyası ile sınır komşusudur.
Bu projenin gerçekleşmesi halinde Nahçıvan üzerinden Azerbaycan ana karasına uzanacak bu kara ve demiryolu hattı, Türkiye'yi doğrudan Türkistan Türk Cumhuriyetleri'ne bağlayacaktır. Böylece yalnızca coğrafi bir koridor değil, aynı zamanda tarihsel bir hat ve "Türk Kimliği" anlamında bir bütünlük yeniden tesis edilebilecektir. Bu anlamda Mustafa Kemal Paşa'nın 1921'de harita üstünde Azerbaycan'ın stratejik konumu ve Türkiye"nin misyonu ile ilgili işaret etmiş olduğu sözleri şöyledir:
"Azerbaycan'ın diğer dostlarımıza temas noktasında bulunması da kıymetli ve ehemmiyetlidir. Coğrafi vaziyeti göz önüne getirilirse, hakikaten Azerbaycan'ın Asya'daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve birleşme noktası olduğu görülür, Azerbaycan"ın bu özel mevkii, vazifesini pek mühim kılmaktadır. Bu vaziyetin yanında Anadolu"yu da göz önüne getirmenizi rica ederim. Tesadüfen sağımda duvarda asıl olan şu haritanın pek güzel gösterdiği gibi, Anadolu da, bütün Asya"nın bütün mazlumlar dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor. Anadolu yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniliyor; fakat efendiler, bu hücumlar Anadolu'yla sınırlı ve kısıtlı değildir. Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu'dur."
Sonuç: Tarihsel Vizyonun Gerçekleşmesi ve Türk Dünyası'nın Geleceği
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921'de dile getirdiği stratejik tasavvur ile Haydar Aliyev'in Sovyet döneminde ortaya koyduğu altyapı vizyonu, 21. Yüzyılın başında Zengezur Koridoru ile ete kemiğe bürünmektedir. Bu koridor öncelikle Türk Devletleri Teşkilatı'nı fiziki olarak birleştirme potansiyeline sahip olup aynı zamanda Türkiye'yi Çin'e kadar uzanan Orta Koridor'un merkez üssü yapabilecek ve Rusya ve İran'ın bölgesel hâkimiyet alanlarına karşı dengeleyici yeni bir Avrasya stratejisi doğuracaktır diye düşünülmektedir. Elbette ABD-Ermenistan ve Azerbaycan arasında kabul edilen kiralama yönteminin bu durumu nasıl etkileyeceğini yaşayarak öğrenceğiz. Umalım ki ,bu gelişmeler bölgesel barışın korunmasına katkı sağlasın.
Bu son gelişmelerle birlikte ,1921'de TBMM'nin temellerini atan bir liderin vizyonu ile 1980'lerde Sovyet bürokrasisinin içinde kıvrak bir diplomasiyle bu hayali savunan Haydar Aliyev'in hayali, 2020'lerde Türk dünyasının jeopolitik gerçekliğine dönüşmeye başladı diyebiliriz..Yani Zengezur Koridoru, yalnızca bir ulaşım hattı değil, tarihin ve kardeşliğin inşa ettiği stratejik bir geçit olarak sadece 1918"deki İslam Ordusu harekâtı hariç 1828 Türkmençay Anlaşması"ndan beri Anadolu ile kara bağlantısı koparılmış olan Türkistan halkının birbiri ile kucaklaşması olacaktır. Tarihin bu kesişiminde, artık mesele sadece yollar değil; bu yolların nereye çıktığı, kimleri birleştirdiği ve nasıl bir gelecek inşa edeceğidir. Umalım ki her şey bölge halkı için güzel olsun .

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selma Yel