Dünya son aylarda bir dizi yerel çatışmanın ve kısa süreli savaşların tanığı oldu. İster Gazze Şeridinde yaşananlar, ister Hindistan-Pakistan anlaşmazlığı, ister Güney Kafkasya'da Fransa-Ermenistan ikilisinin provokasyonları, isterse de İran-İsrail savaşı geniş yankı uyandırdı.
Tüm bunların bağlamında dikkat çeken bir nokta da ABD Başkanı Donald Trump'ın sahneye çıkarak barış yanlısı tutumunu ortaya koyup, Nobel Barış Ödülü'ne adaylığını ileri sürmesi oldu. İlginçtir ki, Trump henüz başkan adayı olduğu dönemde defalarca "Eğer ben olsaydım, Rusya-Ukrayna savaşı hiç başlamazdı" diyordu. Bu fikri sürekli olarak tekrarlayan Beyaz Saray Lideri barış sürecine kâh "24 saat içinde son vereceğini", kah bir yıl içinde savaşı bitireceğini, kah da 10 günde söz konusu krizi ortadan kaldıracağını iddia etse de, amacına ulaşamadı.
Bu bakımdan, son günlerde Trump'ın hatta süreçten elini çekmesi de güncelleşti. Çünkü görünen o ki, ABD başkanı son aylarda daha yerel ve kısa süreli çatışmalarla ilgili daha çok aktifleşti. Sanki daha kolay çözülebilecek anlaşmazlıklarda barış yaratmakla "barış ödülü" kazanmak da daha kolaydır.

Yeni strateji: Kolay hedefler, yüksek kazançlar
Trump Nobel Barış Ödülü'nü alma arzusunu gizlemiyor. Bu bakımdan, o, daha hızlı etki yaratabilecek yerel çatışmalar üzerinde kendisini "arabulucu" olarak sunuyor. Bu yaklaşım, esas olarak, üç sütuna dayanıyor: Kısa sürede başarı etkisi, yani uzun süreli diplomatik süreçler değil, hızlı sonuç veren bölgelere odaklanma; medyada propaganda; Nobel ödülü içeride desteği artırmak için siyasi sermaye rolünü oynuyor.
Nobel yolunda Trump kime barış getirecek?
Mevcut dünya düzeninde barışa ihtiyaç hiçbir zaman bu kadar çok olmamıştı. Ama bu barış sadece sözle değil, sorumlulukla kurulmalıdır. Belki de, Trump Nobel Barış Ödülü'nü alacak, ama bu yolun samimiyetle mi, yoksa stratejiyle mi gerçekleşeceğini tarih gösterecek.
Tüm bunların arasında büyük bir sessizlik var: Rusya-Ukrayna savaşı. Dünyanın en kanlı ve sürekli savaşı ile ilgili Trump barış yaratamadığı gibi, bu konuda pasif tutumu nedeniyle eleştiriliyor.

Rusya-Ukrayna anlaşmazlığı, sadece liderler arası temasla değil, jeopolitik denge, enerji politikası, NATO ve Avrupa güvenlik mekanizmaları gibi daha karmaşık faktörlere bağlıdır. Bu, sosyal medya açıklamaları ile değil, gerçek diplomasi ile çözülür.
Merahim Nasib