Ramazan ayında ilk akla gelenlerden birisi de Hacivat ve Karagözdür.
Türk sosyal ve kültürel hayatının en önemli miraslarından biri olan Karagöz gölge oyunu, ortaya çıkışı konusunda çeşitli görüşlere sahiptir. Bazı araştırmacılar, Çinliler ile Orta Asya Türkleri arasında bilinen kültürel ilişkilerden yola çıkarak, oyunun Orta Asya'dan Türkiye'ye gelmiş olabileceğini öne sürmüştür. Ancak Orta Asya Türklerinde gölge oyunu bilinmediğinden, Özbeklerin kullandığı çadır hayal (ipli kukla) terimindeki "hayal" kelimesi bu görüşe yanlış bir temel oluşturmuş olabilir.
Bir diğer görüş, gölge oyununun Hindistan'dan Batı'ya, Çingene göçleriyle Türkiye'ye ulaşmış olabileceği yönündedir. Hindistan"da köklü bir gölge oyunu geleneği bulunsa da, onların çıktığı Kuzey Hindistan"da bu oyun pek yaygın değildir. Ayrıca onların 11. yüzyılda Batı'ya göç etmesine karşın, Türkiye'de gölge oyununa ait 16. yüzyıldan önceye dair herhangi bir iz bulunmamaktadır.
Karagöz ve Hacivat'ın gerçek kişiler olduğu yönünde de iki rivayet vardır. Evliya Çelebi'ye göre, Selçuklu döneminde yaşayan Karagöz, Kırkkilise'den İstanbul Tekfuru"nun seyisi Sofyozlu Bâlî Çelebi, Hacivat ise Yorkça Halil adlı bir kişiymiş. Bir diğer rivayete göre ise, Sultan Orhan döneminde Bursa"da bir camide çalışırken Hacivat duvarcılık, Karagöz demircilik yaparken aralarındaki esprili konuşmalar işçileri oyaladığından, Sultan Orhan ikisinin de başlarını kestirmiştir. Daha sonra Şeyh Küşterî, bu iki kişinin tasvirlerini sultanın huzurunda oynatmıştır. Ancak bu rivayetlerin hiçbiri belgelerle doğrulanmamıştır.
Eldeki yazılı kaynaklara göre, gölge oyunu Osmanlı topraklarına 16. yüzyılda gelmiştir. Daha önce yapılan kukla oyunlarına "hayal" denildiği için araştırmacılar bunu gölge oyunu sanmıştır. Karagöz'ün Osmanlı'ya Mısır"dan, Memlük sanatçıları aracılığıyla geldiği çeşitli belgelerde anlatılır. Memlük dönemi tarihçisi İbn İyas, 1517'de Mısır'ı ele geçiren Yavuz Sultan Selim'in huzurunda bir gölge oyuncusunun sahnede Sultan 2. Tomanbay'ın infazını canlandırdığını belirtir. Bu gösteri Yavuz'un ilgisini çekmiş ve sanatçıyı İstanbul'a çağırmıştır. Yanında yaklaşık 600 Mısırlı sanatçı da İstanbul'a gelmiş, bazıları üç yıl sonra ülkelerine dönmüş, bazıları kalmıştır. Bu faaliyetler, 1. Ahmed döneminde de devam etmiştir.
Memlüklerde gölge oyunu 11. yüzyıla kadar uzanır. Osmanlı'daki en eski Karagöz tasvirleri 19. yüzyıl sonlarına ait olsa da, Alman müzelerinde 12. yüzyıldan kalma Mısır tasvirleri bulunmaktadır. 16. yüzyıla ait Osmanlı belgeleri, gölge oyununu yeni bir sanat olarak uzun uzun anlatmaktadır.
"Hayal" ve "hayalbazan" terimleri, kukla için kullanılırken, 16. yüzyılda İstanbul'da gösterilen gölge oyunu için belgelerde "hayal-i zıl" ifadesi geçmektedir. Memlük gölge oyunu tek renkli ve saydam değildir; Türk sanatçıları 17. yüzyılda Mısırlı sanatçılardan öğrendikleri oyunu, deri tasvirleri saydamlaştırarak ve eklem yerleri ekleyerek geliştirmiştir. Karagöz adı da bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Karagöz oyunları, zamanla Osmanlı mizah anlayışı, halk ve tekke şiiri, müzik, dans ve halk kültürü unsurlarıyla zenginleşmiş; Osmanlı toplumunun farklı etnik ve dini gruplarının giyim, konuşma ve karakter özelliklerini sahneye taşımıştır. Oyun yalnızca Anadolu'da değil, Osmanlı sınırları içindeki Cezayir, Tunus, Mısır, Romanya, Yugoslavya, Suriye, Lübnan ve Yunanistan gibi bölgelere de yayılmıştır.
Karagöz, aslında tek bir sanatçının icra ettiği bir oyundur. Oyuncu sesleri, giriş-çıkışları, oyunun temposunu, dansları ve figürleri yönetir; tasvirleri kesip boyayarak sahneye hazırlar.
Her oyun genellikle dört bölümden oluşur: Mukaddime, Muhavere, Fasıl ve Bitiş. Oyuncular kendi tercihleriyle bu bölümleri değiştirebilir. Mukaddimede, seyirciyi oyunun havasına sokacak hareketsiz tasvirler ve Hacivat ile Karagöz arasında kısa konuşmalar yer alır. Muhaverede Karagöz ve Hacivat, belirli bir konu üzerinde uzun sohbetler eder. Asıl bölüm olan fasıl ise klasik aşk hikayeleri, 17. yüzyıl oyunları ve fantastik konuları içerir.
Oyunların temel karakterleri şunlardır: Karagöz, halk adamı, açık sözlü, bazen işsiz, başı belaya giren, kalın sesli; Hacivat ise içten pazarlıklı, düzgün konuşan, arabulucu, ince sesli bir çelebidir. Oyunlarda ayrıca Karagöz'ün cadı annesi, Hacivat'ın kardeşleri, çocukları, çeşitli yaşlı ve genç kadınlar, zenci halayıklar, mirasyediler, çelebiler, farklı yörelerden kişiler, Acemler, Araplar, Arnavutlar, Rumeliler, Tatarlar, Çingeneler, Frenkler, Rumlar ve çeşitli engelli veya olağanüstü kişiler de yer alır.
Karagöz, 1,80 × 0,80 m boyutunda bir beyaz perde arkasında oynatılır. Işık kaynağı olarak yağ kandili veya mum kullanılır. Tasvirler genellikle deve derisinden yapılır, saydamlaştırılır ve kök boyalarla renklendirilir. Tasvirler yatay ve dikey çubuklarla hareket ettirilir.
Karagöz oyunlarının musikisi de belirli kurallara bağlanmıştır. Oyuncu tasvirleri tef eşliğinde hareket ettirir, oyuna zaman zaman zil, düdük ve zilli maşa eklenir. Oyun sırasında Hacivat'ın okuduğu semai, Karagöz'ün perde gazeli ve diğer tiplerin hayal şarkıları repertuarı oluşturur. Bu şarkılar karakterlerle özdeşleşmiş ve bazen karakterin kendi diliyle söylenmiştir.
Karagöz oyunları ve mûsikisi, Cevdet Kudret ve Etem Ruhi Üngör tarafından belgelenmiştir. Karagöz'ün ortaya çıkışıyla ilgili rivayetlere dayanılarak Bursa'da bir mezarın Karagöz'e ait olduğu iddia edilmiş, 1993'te Kırklareli'nde Karagöz'ün büyük boy bir heykeli dikilmiştir.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi