Nanking Çin Tıp Üniversitesi'nden bilim insanları, bazen kalp ameliyatlarından sonra ortaya çıkan bir komplikasyon olan reperfüzyon hasarında, bağışıklık hücrelerinin agresif tepkisini tetikleyen özel proteinlerin zarar verdiğini tespit ettiler.
Oxu.Az'ın haberine göre, araştırmanın sonuçları Research dergisinde yayımlandı.
Reperfüzyon hasarı, kalbe veya başka bir organa kan akışı önce geçici olarak durduğunda - örneğin, bir damarın tıkanması veya ameliyat sırasında - ve ardından aniden yeniden başladığında ortaya çıkar. Bu ani kan akışı, organa oksijen ve besin maddeleri taşır, ancak aynı zamanda hücrelere zarar veren agresif moleküller olan reaktif oksijen türlerinin aşırı miktarda oluşmasına neden olur.
Ayrıca, kan akışı yeniden başladıktan sonra, bağışıklık sisteminin hücreleri olan nötrofiller, DNA ipliklerini dışarı salmaya başlar ve böylece "DNA ağları" olarak adlandırılan yapılar oluşturur. Bilim insanlarına göre, bu ağlar damar duvarlarına "yapışır" ve onlara zarar verir.
Deneyler, MICU3 adlı bir proteinin bu süreci başlattığını gösterdi. Bu protein, hücrenin "enerji istasyonları" olan mitokondrilerin çok fazla kalsiyum emmesine neden olur. Bu yüzden mitokondriler bozulur ve hücre onları aktif olarak parçalamaya başlar. Bu "parçalanma" çok yoğun bir şekilde gerçekleşir ve bağışıklık hücrelerini DNA ağlarını salmaya teşvik eder.
Ayrıca, MICU3 başka bir protein olan VDAC1 ile bağlanır, bu da mitokondrilere kalsiyum girişini daha da artırır. Bu olaylar zinciri için ek "yakıt" olarak, glikozun işlenmesi sırasında oluşan bir madde olan laktat görev yapar. Bu madde, hem MICU3 genini aktive eder hem de proteinin daha uzun süre çalışmasına yardımcı olur.
Yazarlara göre, MICU3'ü bloke etmeyi veya VDAC1 ile bağlantısını kesmeyi öğrenirsek, kalp krizinden sonra kalp hasarını azaltabilir ve stent takma işleminin yan etkilerini azaltabiliriz. Bu, özellikle diyabeti olan ve iskemik kalp hastalığı riski yüksek olan hastalar için önemlidir.