Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, "Türkiye olarak COP31'i küresel iklim diplomasisinde yeni bir güven, işbirliği ve uygulama eşiğine dönüştüreceğiz." şeklinde konuştu.
Bakan Kurum, Beşiktaş'ta bir otelde gerçekleştirilen ve Türkiye'nin ilk defa ev sahipliği üstleneceği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31'inci Taraflar Konferansı (COP31) Başkanlığı süreciyle ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşarak, küresel emisyonların yüzde 70'inin enerji kaynaklı olduğunu belirtti.
Bu emisyonları azaltabilmek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek amacıyla konunun en önemli muhataplarından Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol ile bir araya geldiklerini ifade eden Kurum, COP31 sürecinde öncelikli olarak enerji politikaları konusunda görüş alışverişinde bulunmak ve bu mücadeleyi ortaklaşa yürütmek istediklerini, Birol'un da her türlü işbirliğine hazır olduklarını aktardığını söyledi.
Dünyanın özellikle son dönemde en kritik gündem maddesi olan enerji ile iklim politikalarının kesiştiği önemli bir noktada bulunduklarını vurgulayan Kurum, "Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmeler ve çatışmalar, enerji arz zincirinin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş, enerji güvenliği yeniden stratejik bir öncelik olarak ön plana çıkmıştır. Bugün hâlâ devam eden savaşlar, yaşanan sıkıntılar ve sorunlar bunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Tam da bu noktada Uluslararası Enerji Ajansı, enerji güvenliği ve dönüşümü alanında belirleyici bir rol üstlenmiş ve bu sahada kritik bir referans merkezi konumuna gelmiştir." dedi.
Kurum, iklim krizinde artık kritik bir eşiğe gelindiğini, dünyanın orman yangınları, kuraklık, su stresi, biyolojik çeşitlilik kaybı, gıda ile enerji sistemleri üzerindeki artan baskılarla yüz yüze olduğunu ve kuraklığın küresel ölçekte yıllık maliyetinin yaklaşık 307 milyar dolar düzeyine ulaştığını aktardı.
"Sulak alanlarımızın yüzde 35'i kaybolmuş durumda"
Yaklaşık 4 milyar insanın yılın en az bir ayında ciddi su kıtlığıyla karşılaştığına dikkat çeken Kurum, şöyle devam etti:
"2024-2025 yılları arasında, aslında yutak alan olarak nitelendirdiğimiz ormanlarımızdan 3,7 milyon kilometrekarelik alanı ne yazık ki yangınlar nedeniyle kaybettik. Daha acı tablolar da mevcut. Dünya genelinde 1970'ten bu yana sulak alanların yüzde 35'i yok olmuş durumda. 1990'ların başından itibaren büyük göllerin yarısından fazlası küçülmüş, pek çoğu artık maalesef mevcut değil. Küresel enerji sistemleri de ağır bir baskı altında. Küresel enerji talebinin 2023 yılında yüzde 2,2 oranında artarak son 10 yıllık ortalamanın yaklaşık 2 katına ulaştığını görüyoruz. Özellikle elektrik talebinin 2035 yılına kadar mevcut politikalar çerçevesinde yüzde 40, net sıfır senaryosuna göre ise yüzde 50 oranında yani 2 katına yükseleceğini öngörüyoruz. Yani gezegenimiz iki büyük gerçeklikle karşı karşıya. Bir yanda hızla büyüyen enerji talebi, diğer yanda iklim değişikliğiyle mücadele zorunluluğu. İnsanlığın daha güvenli ve temiz enerji sistemleri oluşturması artık kaçınılmaz. Bugün yaşadığımız kriz de bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor."
"Yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanıyor"
Bakan Kurum, bugün Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinin Orta Doğu'dan enerji arzı ve talebi konusunda yaşadığı sorunların ardından ne denli büyük güçlüklerle karşılaştığını hep birlikte gözlemlediklerini vurguladı.
Yeni bir enerji perspektifine duyulan ihtiyacın altını çizen Kurum, "Tek bir enerji kaynağına olan bağımlılığı azaltmalı, daha güvenli ve esnek bir enerji ekosistemini hep birlikte tesis etmek zorundayız. Tüm insanlığın enerjiye çok daha uygun fiyatlarla erişmesini sağlamalıyız. İklim kriziyle mücadelede hedeflerimize ulaşmak istiyorsak enerji sistemlerimizi sahada en hızlı biçimde dönüştürmek zorundayız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin COP31'e hem ev sahipliği hem de başkanlık yapacağına dikkat çeken Kurum, şunları kaydetti:
"Biz, COP31'i yalnızca yeni taahhütlerin ele alındığı bir platform olarak değil, sözlerin eyleme dönüştüğü, güven inşa eden ve somut ilerleme kaydeden bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Buna da 'uygulama odaklı COP yaklaşımı' adını veriyoruz. COP Başkanı olarak yaklaşımımız üç temel ilke üzerine inşa edilmiştir. Diyalogla, uzlaşıyla ve ardından alınan kararları aksiyona dönüştürerek, uygulamayı hayata geçirerek hedeflerimizi gerçekleştireceğiz. Diyalog ile güveni pekiştiren kapsayıcı bir platform oluşturacağız. Herkesi kapsayan, hiç kimsenin geride kalmadığı bir diyalog anlayışıyla süreci yöneteceğiz. Uzlaşıyla ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme bilincini büyüteceğiz. Aksiyonla da alınan kararların sahada güvenilir ve ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini temin edeceğiz. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak değil, tam tersine birbirini tamamlayan iki temel unsur olarak ele alacağız."
"Sıfır atık yaklaşımını COP31 gündeminin temel sütunlarından biri haline getireceğiz"
COP31'de finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme konularını son derece önemli gördüklerini belirten Kurum, "Brezilya ve Azerbaycan başkanlıklarıyla, Avustralyalı dostlarımızla eşgüdüm içinde, gerek COP30'da alınan gerekse COP31'de hayata geçirilmesi planlanan tüm gelişmeler üzerinde uyum içerisinde çalışıyoruz. Bir yandan 1,5 derece hedefi doğrultusunda siyasi ivmeyi sürdürmeyi, diğer yandan uygulamaya geçişi hızlandırmayı amaçlıyoruz." dedi.
Bu çerçevede COP31 eylem gündeminde enerji sektörüne ilişkin öne çıkan başlıklara değinen Kurum, birinci önceliklerinin temiz enerji dönüşümü olduğunu ifade etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, bugün dünya genelinde yaklaşık 730 milyon insanın elektriğe erişiminin bulunmadığını, bu çarpıcı tabloya bakıldığında enerji dönüşümünün aynı zamanda bir sağlık ve adalet meselesi olduğunu dile getirdi.
Bu gidişatı değiştirmek amacıyla Uluslararası Enerji Ajansıyla yenilenebilir enerji, gıda, soğutma-ısıtma ve dijitalleşme alanlarında güçlü işbirlikleri geliştireceklerini, ikinci önceliklerinin sıfır atık ve metan azaltımı olduğunu aktaran Kurum, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu hedefe olan inancımızı pekiştirmek için sıfır atık yaklaşımını, Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde yürüttüğümüz projeyi aslında tüm sektörleri kapsayan bir bakış açısıyla COP31 gündeminin temel sütunlarından biri yapacağız. Katı atık depolama alanlarından kaynaklanan emisyonların azaltılmasına, gıda israfının önlenmesine ve döngüsel ekonominin güçlendirilmesine katkı sağlayacağız. Üçüncü önceliğimiz iklime dirençli şehirler. Küresel bina inşaat alanının 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 45 oranında genişlemesi bekleniyor. Bu nedenle şehirler, hem risklerin yoğunlaştığı hem de çözümlerin hızla ölçeklendirilebileceği mekânlardır. Biz, yeni inşa ettiğimiz her binada, ki son olarak 2 yılda deprem sonrası 11 ilimizde tamamladığımız 500 bini aşkın konutta da iklim dirençli, sıfır atık uyumlu yapılar gerçekleştirmeyi başarmış bir ülkeyiz. Bu deneyim ışığında COP31 sürecinde binalarda enerji verimliliği, sıfır enerjili binalar, kentsel enerji çözümleri, dirençli altyapı ve iklime dayanıklı yerleşim modelleri önemli bir yer tutacak."
Kurum, dördüncü önceliklerinin iklim eylemi uygulama mekanizması olduğunu, bugün küresel hedeflerle ulusal planlar arasında derin bir uygulama açığının bulunduğunu ve bunun kapatılması gerektiğini vurguladı.
Beşinci önceliklerinin yeşil sanayileşme olduğunu belirten Kurum, "Sanayi sektörü büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı. Ağır sanayi sektörleri küresel emisyonların yaklaşık yüzde 40'ını meydana getiriyor. Bu durum sanayinin uzun vadeli net sıfır hedefleriyle uyumlu hale getirilmesini zorunlu kılıyor. Bunun için daha köklü yapısal dönüşümler gerekiyor. COP31'de bu konuları da gündemimize alacağız." dedi.
Türkiye'nin COP31 mesajının açık ve net olduğunu ifade eden Kurum, "Biz de COP Başkanlığı olarak enerji güvenliğini göz ardı etmeyen, kalkınma hakkını gözeten, adil geçişi somutlaştıran ve sahada sonuç üreten bir anlayışla hareket edeceğiz. Türkiye olarak COP31'i küresel iklim diplomasisinde yeni bir güven, işbirliği ve uygulama eşiğine dönüştüreceğiz. Uluslararası Enerji Ajansı ile COP31 Başkanlığı arasında enerji dönüşümü ve döngüsel ekonomi alanlarındaki işbirliği imkânlarını ülkelerimizin geleceği ve çocuklarımızın daha temiz bir dünyada yaşaması için sonuna kadar değerlendireceğiz." şeklinde konuştu.
Sürece destek veren ve her bakımdan kendileriyle uyum içinde çalışan Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Birol'a teşekkürlerini ileten Kurum, tüm paydaşları COP31 sürecine katkıda bulunmaya davet ettiğini sözlerine ekledi.
"Geri dönüştürülemeyen plastiklerle ilgili bir kısıtlama yapmayı öngörüyoruz"
Toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kurum, plastik çatal, kaşık, bıçak gibi ürünlerin kullanımında bazı düzenlemeler yapılacağını açıkladı.
Sıfır Atık Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar sayesinde bugün atıkların yüzde 40'ının dönüştürülebildiğini ve hedeflerinin bu oranı daha da yukarıya taşımak olduğunu aktaran Kurum, "Özellikle geri dönüştürülemeyen plastiklerle ilgili bir kısıtlama getirmeyi planlıyoruz. Tek kullanımlık plastikler olarak tanımlanan plastik tabak, çatal, bıçak gibi günlük hayatımızda sıkça kullanılan ancak geri dönüştürülemeyen ürünlerin geri dönüşebilen ya da biyobozunur alternatiflere dönüştürülmesine yönelik bir yönetmelik hazırlığımız sürüyor." ifadelerini kullandı.
Bu konuda tüm sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili bakanlıkların görüşlerinin dikkate alındığını belirten Kurum, hedeflerinin ağustos veya eylül ayından itibaren söz konusu uygulamayı başlatmak olduğunu ifade etti.
Murat Kurum, sıfır atık anlayışını COP31'de plastiklerin dönüşümünden katı atık depolama alanlarına, bertaraf sahalarından yenilenebilir enerjiye kadar her alanda yaygınlaştırmayı hedeflediklerini belirtti.
Hem Sıfır Atık Vakfı hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın gayretleri sayesinde bu projenin dünyanın en büyük çevre girişimlerinden birine dönüştüğüne dikkat çeken Kurum, BM'nin "Sıfır Atık Günü" ilan ederek her yıl 31 Mart'ta bu günü kutladığını hatırlattı.
AA