İçmiyorsan, başlama,
başladıysan, bırak,
bırakmıyorsan, değiştir!
Farklı geliyor, değil mi? Desem ki, 4 500 kilometre yol kat etmeye sebep oldu bu üç cümle, muhtemelen inanmakta zorluk çekeceksiniz. Ama iyi bir yol arkadaşı ve geçerli bir sebep olduğunda dünyanın öbür ucuna bile gidilebilir. Nitekim gittik de. Sebep bir yana, ama yol insanı başka bir şeydir. Boşuna demiyorlar ki, falancanın yolculuğu bir başkadır. Bakü'den İstanbul'a, oradan da uzak Cenevre'ye yol aldık. Kültür ve elitliğin maksimum tezahür ettiği şehre. O şehir ki, fiyatları el, altyapısı beyin yakıyor. Gel gör ki, seyahat burada bitmiyor. Oradan da hızlı trenle şehri çevreleyen ormanlıktan geçerek Neuchatel şehrine geldik. Yol kısmen yordu, ama sonuç herkesin memnun olmasını sağladı. Sebep?
Gölün mavi sularında yansıyan Neuchatel
Hayal edin, göl, Alp dağları, yaklaşık 22-25 derece sıcaklık ve hiçbir yere acele etmeyen insanlar. Modern dünyamızda garip geliyor, değil mi? İnsanoğlu karar vermiş ki, koşuşturma olmadan da yaşanabilir. Küçük ve bir o kadar da modern şehirde kimse hiçbir yere acele etmiyor. Arabalar sadece 40 km/saat hızla gidiyor, insanlar yavaşça dolaşıyor ve sürekli bir şeyleri sakin sesle tartışıyorlar. En ilginci de şu ki, bu süreç günün herhangi bir vaktinde böyle. "Yoğun saat" ifadesi orada mevcut değil. Çünkü ne yollarda trafik var, ne de sürekli korna çalan sürücüler. Olmayan bir şeye nasıl isim koyarsın ki?

Merkezi meydana ve şehre adını veren göle bakan pencereli bir otelde geceyi geçirdikten sonra, güneşin ilk ışıklarıyla uyanmak zorunda kalıyoruz. Çünkü Bakü ile bulunduğumuz şehir arasında iki saatlik zaman farkı var. Yani Bakü'de sabah saat 7'de uyanan biri olarak Neuchatel'de sabah 5'te ayaktayız. Ayaktayız çünkü yol arkadaşlarım da benimle aynı durumu yaşıyor.
Göl manzaralı, cam duvarlı yarı açık bir restoranda kahvaltımızı yaptıktan sonra yol alıyoruz; dünyanın en modern teknolojileriyle donatılmış, PMI'ın (Philip Morris International) dumansız bir gelecek vadeden bilimsel araştırma merkezine.

Araştırmalar için 14 milyar dolar harcayan PMI
İlk izlenim - burası sanki bir kurumun idari binası ya da büyük bir fuar salonu. Bir şeyler yolunda gitmiyor gibi! Yoksa tam tersi mi? Belki de doğru olan budur. Duvarların yerini almış şeffaf camlar ve kendine özgü bir akademik atmosfer. Binada etkinliğin düzenleneceği salon ve misafirler için özel olarak hazırlanmış büfe artık tamamen hazır.
Önceki buluşmalardan birbirini tanıyanlar, yerel geleneklere uygun şekilde sessizce konuşup düşüncelerini paylaşıyorlar. Benim gibi etkinliğe ilk kez katılanlar ise olup biteni gözlemlemekle meşgul.

Alışık olmadığımız ve bana oldukça garip gelen bir durumu sizinle paylaşayım: Milyar dolarlık bir şirketin yöneticisi, davetlilerden önce gelmiş ve konuklarını karşılıyor. İnsanların işe yaklaşımı ve düşünce tarzındaki fark tam da burada kendini belli ediyor. Biz alışmışız ki, yönetici en son gelir, yanında birkaç "yakın adamıyla" birlikte. Mekana girince herkes ayağa kalkar, saygı duruşunda bulunur.
Burada ise durum biraz değil, epey farklıydı. Etkinliğin birkaç dakika içinde başlayacağına dair kısa bir anons yapıldı ve çok kısa sürede herkes yerini almıştı.
Gerçeklikler yenilikçi yaklaşımlarda gizli
Şirketin başkan yardımcısı Tommaso Di Giovanni, kısa bir açılış konuşmasından sonra hemen konuya geçiyor.

Etkinliğin düzenlenme amacı, insanların tütün ürünlerini kullanımında kat ettikleri yol ve gelecekteki inovatif gerçeklikleri ortaya koymaktır. Bu konuda birkaç ilginç örnek, fikir oluşturmanıza yardımcı olacak:
İlk otomobiller ve bugün sokaklarda hızla ilerleyen elektrikli araçlar. Oda büyüklüğündeki ilk bilgisayarlar ve günümüzün incecik dizüstü bilgisayarları. Graham Bell'in icat ettiği telefon ve bugün hepimizin kullandığı akıllı telefonlar.
Bu listeye pek çok örnek daha eklenebilir: uçaklar, ilaçlar, gıdalar ve gıda takviyeleri, içecekler vs.
Bu benzetmelerin amacı, tarih açısından kısa sayılabilecek bir sürede eşyaların ve alışkanlıklarımızın nasıl değiştiğini hatırlatmak.

Aynı şekilde sigaralar da örnek olarak verilebilir. Klasik tütün içerikli sigaraları kullanan geniş bir kitle artık alternatiflere yönelmiş durumda. Peki bu insanlar seçimlerini hangi prensip temelinde yapıyor?
Konsept: Dumansız gelecek
Şirket politikasının temel sütunlarından biri "Dumansız gelecek" konseptidir. Geleceği sigarasız bir şekilde hayal etme arzusu, bu yolda azımsanmayacak bir rakam olan 14 milyar dolar yatırım yapılmasına neden olmuş. Bu alanda dünya çapında 400 bilim insanı, mühendis ve teknisyen aralıksız çalışıyor. Ortaya çıkan birçok sonuç var, fakat en sevindirici detaylardan biri şu: Konsept kamuoyuna tanıtıldıktan sonra her gün 10 bin kişi geleneksel sigaradan vazgeçip alternatif ürünlere yöneliyor.
Peki alternatif ürün nedir?
Etkinlik ilerledikçe işin özünü daha iyi kavrıyor ve şu soru kafamda oluşuyor: "Alternatif ürün" derken ne kastediliyor?
Dumansız bir gelecek hedefiyle kolları sıvayıp 14 milyar dolar harcayan bir kuruluş ne yapmak istiyor?
Kısaca söylemek gerekirse, bu ürün IQOS gibi ısıtılan tütün ürünüdür (elektronik sigara değil). Özel elektronik yöntemlerle tütün yanmayacak şekilde ısıtılıyor ve sigara içen kişi, tütün dumanı yerine oluşan buharı soluyor. Bu buhar, alışkanlık olarak insanların tanıdığı tütün dumanını birebir taklit ediyor. Ama asıl önemli nokta bu değil.
Mesele şu: bu buhar, sağlık açısından dumana göre çok daha az zararlı. Buharda bulunan zararlı maddelerin seviyesi, tütün dumanına kıyasla %90-95 oranında daha düşüktür. Kokusu sigara kadar rahatsız edici değildir ve en önemlisi, bu ürünü kullanan kişi, daha ilk günden itibaren zarardaki farkı hissedebiliyor. Öyle olmasa, dünya genelinde sigaradan alternatiflere geçen kişilerin %72"si bu ürünü kullanmazdı.
Peki sigaraya alternatif sadece bu mu?
Slayt değişiyor ve konuşmacı ürün yelpazesinin yalnızca bununla sınırlı olmadığını anlatmaya başlıyor. Sıralamanın ilk sırasında ısıtılan tütün ürünleri, ikinci sırada elektronik "vape" cihazları, ve son olarak ise nikotin torbaları (nikotin poşetleri) yer alıyor.
Yani sigarayı bırakmamak için artık neredeyse hiçbir bahanen kalmıyor. Çünkü yalnızca IQOS'tan elde edilen gelir, artık dünyanın en ünlü sigara markası olan Marlboro'yu bile geride bırakmış durumda.

Sağlığa etkisini nasıl hissedebiliriz?
Sahneye yeni bir konuşmacı çıkıyor: şirketin bilimsel işler başkan yardımcısı Giselle Baker. Kanada kökenli bu hanımefendi, oldukça sade görünümü, kendine has jestleri ve etkileyici konuşma tarzıyla dikkat çekiyor.
Hayatımda uzun bir aradan sonra ilk kez İngilizce, kendini göstermek için değil, gerçek bir iletişim aracı olarak istifadə ediliyor. Bu insana tuhaf bir his veriyor aslında. İnce, zarif bir kadın… Ama milyar dolarlık bir araştırmanın başında duruyor. Ve insanların gelecekte sigara içmemesi adına neredeyse laboratuvardan çıkmadan çalışıyor.

Tütünün insan sağlığına etkisi üzerine uzun bir konuşma yapıyor. Ama benim aklımda takılı kalan tek bir cümle oluyor: Nikotin kansere neden olmaz.
Nasıl yani? Yıllarca, farkında olmadan beynimize kazınmış bir bilginin tam tersi söyleniyor. Bu iddiayla ilgili kanıtlar da sunuluyor. En güçlü delil ise, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin (bir tür bizim AQTA ile Sağlık Bakanlığı'nın birleşimi gibi) verdiği nihai görüş idi. Onlar nikotini kanserojen değil, üreme ve gelişim için zararlı ve bağımlılık yapan bir madde olarak sınıflandırmışlar.
Kendi kendime düşündüm: bu bilgiyi bilmeyen herhalde bir tek benim. Ama istatistik veriler açıklanınca gördüm ki, dünyada birçok insan da benim gibi düşünüyormuş.
Gelelim beni ilgilendiren diğer soruya: ona çok kısa ama oldukça detaylı bir yanıt verildi. Üründe ısıtılarak kullanılan çubukların içindeki tütün tamamen farklı bir teknolojiyle hazırlanıyor. İlk aşamada tütün küçük parçalara ayrılıyor, toz haline getiriliyor ve preslenerek çubukların içine yerleştiriliyor.
Bu çubukları cihazın içine takarak nikotin ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz.

Bildikğimiz sıradan tütün yaprakları, yeni bir teknolojiyle işleniyor. Fark sadece burada. Preslenmiş tütünle doldurulmuş o çubuklar cihazın içine yerleştirildiğinde, eşit şekilde ısınıyor ve buhar oluşuyor.
Bu sürecin doğru şekilde işlemesi üçün ise binlerce test yapılmış. İlk bakışta insana garip geliyor: serçe parmak büyüklüğünde bir tütün çubuğunun eşit düzeyde ısınması için binlerce test mi? Ama insanlar bunu usanmadan yapmış ve elde ettikleri tüm sonuçları ilgili devlet kurumlarına ve uluslararası düzenleyici kuruluşlara sunmuşlar.


Boşuna deyil ki, dünyayı teknolojik yenilikleriyle büyüleyen Japonya'da, insanların PMI ürünleriyle tanış olmasından sonra geleneksel sigara kullanımında ciddi bir azalma yaşanmış. İstatistiklere göre, 2014 ile 2023 yılları arasında, Güneşin Doğduğu Ülke sakinleri arasında klasik sigara kullananların oranı %19,6"dan %9,4'e düşmüş.
Benzer bir araştırma Güney Kore'de de gerçekleştirilmiş. Burada sadece geleneksel sigaralardan vazgeçilmesi değil, aynı zamanda yeni nesil, ısıtılan tütün ürünlerine geçişin istatistiksel verileri de ortaya konmuş.
2017-2024 yıllarını kapsayan araştırma oldukça net bir tablo sunuyor: Gözlemin yapıldığı ilk yıl, ısıtılan tütün ürünlerini kullananların oranı yalnızca %2,2 iken, 2024 yılında bu oran rekor bir seviyeye, yani %18,4'e ulaşmış. Bu yıl sonunda açıklanacak sonuçlarla birlikte, büyük ihtimalle bu oran daha da yükselecek.

Sonuç olarak anladım ki, ısıtılan tütün ürünlerinin hazırlanmasında A'dan Z'ye en son teknolojiler kullanılıyor ve bilimsel araştırmaların sonuçlarına dayanılıyor.

Etkinlikte aktarılan bilgiler bende tütün ürünleri hakkında adeta bir düşünce çöküşü (kollaps) yarattı. Kendi kendime analiz edip sindirmek için çok sayıda yeni bilgi edindim. Geriye kalan tek şey, bu bilgileri zamanın eleğinden geçirmek. İşte bu düşünceyle arkadaşlarımla buluşup otele dönüyoruz.

Ertesi gün için planlarımızı yapıp göl çevresindeki yoldan işe ya da evine giden yerel halkla karışıyoruz. Akşam vakti buranın havası bir başka oluyor. Bir nevi düşünmek ve hayatının büyük bölümünü geçirdiğin Bakü ile karşılaştırmak için birçok unsur görüyorsun.
Olumlu yanlar var mı? Var. Peki olumsuzlar? Kafkas insanı için ses, gürültü, misafirlik, müzik, yani hayatın kaynağı olan bu özelliklerin eksikliği hemen fark ediliyor. Herkes işten eve dönüyor, sokaklarda insanlar dakika dakika azalıyor ve sonunda kendini Will Smith"in başrolünde olduğu "Ben Efsaneyim" filmindekine benzer bir ortamda hissediyorsun. Sanki şehre teslim olma emri verilmiş ve bunun için sadece iki saat yetiyor. Etrafta hiç insan kalmıyor.
Kapitalizmin insan hayatına etkisini gözle görülür şekilde izliyoruz. Herkes sabah işe yetişmek için evinde dinleniyor. Aktif gece hayatını sadece cuma ve cumartesi geceleri görebilirsiniz. Mağazalardaki fiyatlar çok yüksek, ulaşım daha da pahalı. Size birkaç örnek vereyim: sıradan bir karpuzun kilosu bizim paramızla dokuz manat, ağırlığı bir kilogram bile olmayan yerli üretim bir çikolatanın fiyatı ise 315 manat.
Genel kanaatim şöyle oldu: burası zenginler için değil, burası "ekstravari" olanlar içindir.

Ertesi gün sabah erkenden yönümüz İstanbul, oradan da Bakü olacak. Sabah erken saatlerde bizi karşılayan taksi, yaklaşık 5-6 dakikalık yol için 70 manat aldı. Açıkçası kendimi Bakü"de dolandırılmış bir Arap gibi hissettim. Ama o meşhur söz aklıma geldi - dolandırılmayan turist, turist değildir. Burada bizi dolandırmadılar, işte gerçek fiyatlar bunlar.
Türkiye"nin ekonomik başkentinde geçirdiğim birkaç saat içinde ise anladım ki, buraya da İsviçre havası gelmiş. Fiyatlar o kadar ayarlanmış ki, sanki sana mesaj veriyor: Zaten Bakü"ye gidiyorsun, kalanını da burada harca, havaalanından eve taksiyi kartla ödersin.
Benzetme yapacak olursak, pişmaniyenin bir kutusu 20 euro. Allah razı olsun dostlar, dört kutu sipariş etmişlerdi.
Kısa bir moladan sonra yolculuk başlıyor, herkes yerini alıyor ve sadece 3 saat sonra uçağımız Bakü üzerinden tur atıp Heydar Aliyev Uluslararası Havalimanı"na iniş yapıyor. İner inmez söylenecek ilk söz muhtemelen şu: Vallahi evden daha iyi yer yok!
Agil Velili