Güvenlik uzmanı ve stratejist Abdullah Ağar, İran ile İsrail arasında tırmanan çatışmalarla ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Oxu.Az, Abdullah Ağar'ın İran İsrail savaşıyla ilgili sosyal medya hesabında paylaştığı değerlendirmeleri okurlarına sunuyor.
Ağar, kendi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 7 Ekim'den bu yana yaşanan gelişmeleri değerlendirerek, İran'ın ilk hamleyi yapmasına rağmen stratejik üstünlüğü adım adım İsrail'e kaptırdığını ifade etti.
Ağar'a göre İran, Gazze, Lübnan ve Suriye üzerinden yürüttüğü vekalet savaşlarıyla İsrail'i kuşatmayı hedefliyordu. Ancak çatışmaların bugün doğrudan İran topraklarına taşınması, bu stratejinin kırıldığını gösteriyor. "Stratejik saldırıyı başlatan İran'dı, ancak kontrolü kaybetti," diyen Ağar, bu sürecin yalnızca askeri değil, aynı zamanda küresel bir jeopolitik planın parçası olup olmadığının da sorgulanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu Gelişmeler Bir Planın Parçası mı?
Ağar'a göre yaşananlar sadece sahadaki askeri gelişmelerden ibaret değil. ABD-İsrail eksenli bir stratejik planın sonucu mu, yoksa Atlantik içindeki güç mücadelesinin bir yansıması mı olduğu henüz netlik kazanmış değil. Ancak kesin olan şu ki, bölge yeniden şekillendiriliyor.
İran İsrail geriliminin Hazar Denizi'nden Bab'ül Mendep Boğazı'na kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu belirten Ağar, bu çatışmanın bölgesel sınırları aşarak küresel dengeleri etkileyen bir savaşa dönüştüğünü vurguluyor.
Geçmişin İttifakları, Bugünün Düşmanlıkları
Ağar, yazısında Ortadoğu'nun yakın tarihine de dikkat çekiyor. 1950-60'lı yıllarda yükselen Arap inisiyatifine karşı İran ve İsrail'in nasıl birlikte hareket ettiğini hatırlatıyor. Irak İran Savaşı sırasında Batı'nın Saddam Hüseyin'i desteklemesine rağmen İsrail'in İran'a silah ve istihbarat yardımı yaptığını dile getiriyor. Ancak İran'ın güç kazanmaya başlamasıyla birlikte İsrail'in geçmişte düşman olarak gördüğü Arap ülkeleriyle iş birliğine yöneldiğini aktarıyor.
Bugün ise İsrail'in yükselişi karşısında Arapların ve İran'ın nasıl bir strateji geliştireceği önemli bir soru olarak öne çıkıyor. Körfez ülkelerinin bu yeni denklemde nerede duracağı ise başka bir kritik başlık.
Türkiye İçin Yeni Bir Jeopolitik Eşik
Ağar'ın dikkat çektiği bir diğer önemli başlık ise Türkiye'nin bu süreçteki rolü. Geçmişte üç ayrı dönemde de bölgesel siyasette etkili bir aktör olan Türkiye'nin bugün çok daha kritik bir eşikte durduğunu belirten Ağar, Ankara'nın atacağı adımların yalnızca Türkiye'nin güvenliği için değil, bölge istikrarı açısından da belirleyici olacağını ifade ediyor.
"Türkiye, Mezopotamya'dan geçen jeopolitik hattı doğru okuyarak, Fırat'ın doğusu ve kuzeydoğusunu merkeze alan bir güvenlik ve diplomasi politikası geliştirmek zorundadır," diyen Ağar, Türkiye'nin bu denklemde pasif bir izleyici değil, yön belirleyici bir aktör olması gerektiğini vurguluyor.