Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin kongre merkezinde "AK Parti Türk Dünyası Vizyon Belgesi Tanıtım Programı"nda konuştu.
Oxu.Az'ın TRT Haber'den aktardığı bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, program vasıtasıyla Lefkoşa'dan Taşkent'e, Bakü'den Aşkabat'a, Bişkek'ten Astana ve Budapeşte'ye selam ve sevgilerini gönderdiğini belirtti.
AK Parti Türk Devletleri ve Akraba Topluluklar Başkanlığınca hazırlanan vizyon belgesinin tanıtım töreninde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, "Tanıtım toplantımızın Türk dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Türk Devletleri ve Akraba Topluluklar Başkanlığımızı gerek vizyon belgesi gerekse bu anlamlı program dolayısıyla canıgönülden tebrik ediyorum." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünün aynı zamanda özel bir anlamı olduğuna işaret ederek, UNESCO tarafından Türkiye'nin de çağrısıyla ilan edilen "15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü"nün idrak edildiğini anımsattı:
"Azerbaycanlı şair Rüstem Behrudi bir dönem adeta Türk dünyasının kaderi haline gelen manzarayı bakın nasıl anlatıyor; "O hangi millettir, kaderi sırdır? Yüz ada bölündü yine de birdir." Türklerin birbiriyle kucaklaşmaması, kaynaşmaması, tek yürek, tek bilek olmaması için tüm yollar denendi. Kimliğini savunan, değerlerine sahip çıkan münevverler Turancılıkla suçlanarak ya hapse atıldı, ya sürgün edildi ya da Süleyman Çolpan gibi nicesi kurşunların, dar ağaçlarının kurbanı oldu. Tabii burada şunun da ifade edilmesi gerekir; Türk dünyasının varlığından bahsetmek sadece sınırlarımızın ötesinde değil, 1940'ların tek parti döneminde ülkemizde de yasaklanmıştı.
Mesela 1944 yılında sırf Türkiye dışındaki soydaşlarımızla ilgilendikleri için birçok aydın, yazar, sanat erbabı 'Turancı' denilerek tabutluklara konulmuş ve işkence görmüştür. Yani tek parti döneminde Türkiye dışında da Türk var demek suç sayılıyor, yıllarca tabutluklarda işkence görmek anlamına geliyordu. Bakın sadece bununla da kalmadılar; Türkiye'ye sığınan Azerbaycan Türklerini Boraltan Köprüsü'nde kurşuna dizileceklerini bilerek katillerine teslim etmiş, tarihe 'Boraltan Faciası' olarak geçen bir utanç lekesi bulaştırmışlardır.
Boraltan faciası, CHP'nin Türkiye tarihine geçmiş bir kara lekesidir. Boraltan faciası, hem milletimizin hem de Azerbaycan Türklerinin zihin ve gönül dünyasında iyileşmesi uzun yıllar alan derin yaralar açmıştır. Tek parti zihniyetinin önümüzdeki temsilcisi olan ve günümüzde de yerini koruyan CHP, Türk dünyasına halen şaşı bakmayı, yanlış pencereden bakmayı sürdürmektedir. Karabağ'ın 44 gün süren vatan muharebesinde bunu bir kez daha gördük. Ülkemizin düşmanlarının servis ettiği söylentiler üzerinden dikkatinizi çekiyorum; Türkiye'yi Azerbaycan'a destek vermekle suçladılar.
Hatırlayın, CHP'nin dış politikasını yöneten isim çıktı aynen şunu söyledi; 'Maalesef gelen haberlerde Türkiye'den Azerbaycan'a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların Azerbaycan'a gönderildiği ifade ediliyor' dedi. Tıpkı 1945 yılında Boraltan faciasında olduğu gibi Karabağ'ın azatlık mücadelesinde de yanlış yaptılar, milletimizi mahcup ettiler, utandırdılar. Bakın sadece Karabağ'da değil, onun öncesinde Suriye ihtilafında da aynı basiretsizliğe, aynı vicdansızlığa şahit olduk. Suriye halkının tepesine varil bombaları yağarken, CHP'nin devrik genel başkanı grup kürsüsünden şunları söylüyordu: 'Bayırbucak"tan söz ediyorlar. Ne bayırı kaldı ne bucağı kaldı. Hala dünyadan haberleri yok bunların.'
1990'ların hemen başında Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. 1991 yılında Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuşurken kardeş Cumhuriyetlerin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye oldu. 1992 senesinde Türkiye'nin girişimleriyle Türk dili konuşan ülkeler devlet başkanları zirveleri düzenlenmeye başlandı.
Merhum Turgut Özal'ın şu sözü çok anlamlıdır, "Türkiye'nin önünde hacet kapıları açılmıştır. 21. asır Türk ve Türkiye asrı olacaktır." Merhum Özal'dan sonra rahmetli Demirel de Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem vermiştir. Elbette ülkemizde bu mücadelenin bayraktarlığını son nefesine kadar Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu ve ilk genel başkanı rahmetli Alparslan Türkeş yapmıştır. Bu vesileyle Türkiye'nin Türk dünyasıyla kucaklaşması için kalemiyle, kelamıyla gayret gösteren herkesi bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Onların özlemini çektiği birlikteliği, dayanışmayı ve kardeşlik iklimini, son 23 yıldır attığımız adımlarla biz gerçeğe dönüştürüyoruz. İsmail Gaspıralı'nın işaret ettiği "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarına uygun şekilde Türk Devletleri ile işbirliğimizi her alanda güçlendiriyoruz.
2009 yılında 9. Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi'nde Türk Konseyi'nin kuruluşuna dair Nahçıvan Anlaşması imzalandı. Türk Konseyi'nin kurucu belgesi Nahçıvan Anlaşması, Türk dünyası açısından bir dönüm noktasını teşkil etti. 2021 senesinde Türk devletlerinin bağımsızlığının 30. yıl dönümünün kutlandığı İstanbul Zirvesi'nde işbirliğimizi bir üst aşamaya çıkardık ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak yola devam etme kararı aldık. Zirvede ayrıca Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi'ni kabul ettik. Teşkilatımızın gözlemci üyelerinden Macaristan'da düzenlenen zirvede ise teklifimiz üzerine 2021 Mart'ın Türk Devletleri Teşkilatı Nevruz Anma ve Kutlama Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdık.
Türk Dünyası Vizyon Belgemiz birbirine bağlı 6 bölüm ve 61 alt başlıkta bütüncül bir yaklaşım geliştiriyor. Ekonomik entegrasyon hedeflerinden kültürel işbirliklerine, enerji güvenliğinden ulaştırma ağlarına, eğitimden gençlik politikalarına kadar geniş bir yelpazede düzenlenmiş bölümler, Türk devletlerinin mevcut potansiyelini verimli biçimde harekete geçirmeyi hedefliyor. Özellikle son dönemde attığımız karşılıklı adımlarla ülkelerimiz arasında artan güven, bu hedeflerin uygulanabilirliğini daha da güçlendiriyor. Böylece Türk dünyasının geleceğine yönelik planlar, soyut önerilerin ötesine geçerek somut projelere dönüşüyor.
Ulaştırma ve lojistik stratejileri de bu vizyonun önemli halkalarındandır. Orta koridor, Bakü'den Nahçıvan'a uzanan koridor ve Hazar geçişli hatların bütünleşik bir sistem haline getirilmesi Türk devletleri arasındaki ticaret akışını hızlandıracaktır. Dil, tarih, edebiyat ve sanat alanlarındaki birçok katmanlı çalışmalar kültürel bağların canlı tutulmasına katkı sağlayacaktır. Gençlik programları, değişim mekanizmaları ve ortak akademik ağların kurulması, gelecek kuşakların birbirini daha iyi tanımasını ve ilişkilerin sürekliliğini güvence altına alacaktır."