Bakü'den kalkan uçak havaalanına iniş yapıyor. Uzun kayıt sırası, bagajların gelmesi ve bizi bekleyen taksiye yetişmek için acele ediyoruz. Ekibimiz sekiz kalem ehli ve şirket temsilcisinden oluşuyor. O şirket ki, geleceğin dumansız olmasını hedef olarak belirlemiş. Dumandan bahsederken mesele fabrikaların, otomobillerin yarattığı atıklar değil, insan organizması için doğrudan daha çok zarar veren sigara ve ona benzer zararlı ürünlerin yarattığı dumandan söz ediliyor. Velhasıl, Astana'dayız. "Philip Morris International" (PMI) şirketi dumansız geleceğe global çağrısını tam da buradan yapıyor. Görgü tanığı olarak ise dünyanın dört bir yanından gazetecileri davet etmiş.
Kazakistan başkentinde düzenlenen "Astana Tecnovation: Dumansız Gelecek" konferansı bu günlerde kendi alanında bölgenin dikkatini çeken önemli inovasyon, sağlık ve bilimsel bilgilerin aktarılmasını vaat ediyor. Ağırlıklı olarak bilimsel kanıtlar, yasal konular ve toplumsal iletişim gibi konular etrafında geniş tartışmalara alan verilmesi planlanıyor.
Ertesi günün sabahı kısa brifing ve şirket temsilcisinin etkinlik hakkında bilgilendirmeleriyle başladı. Birkaç saatlik genel ve bireysel konuların bize aktarılmasından sonra sonraki güne hazırdık. Önceki etkinliklere (Abu Dabi ve Neuchâtel) katılan gazeteciler artık konuya tamamen hakimdiler. Ekibimize yeni katılanlar ise bu bilgilendirme sürecinden sonra neredeyse konuya tamamen hakim oldular.
Astana
Kısa şehir turu, etkinliğin gerçekleştirileceği şehrin ruhunu yansıtmak için tam yerindeydi. Astana'nın en büyük avantajı, planlı bir şekilde inşa edilmiş olmasıydı. Otoparkı nispeten yeni olan şehirde neredeyse hiç trafik sıkışıklığı olmuyordu. Bunun sebebi oldukça basitti: Her şey baştan hesaplanmıştı. Oldukça soğuk geçen kış dönemi için şehrin dışında 24 saat aralıksız çalışan seraların dumanı uzaktan görünüyordu. Kış burada oldukça sert geçer. Bu nedenle hükümet, ısıtma sistemlerinin kesintisiz çalışmasını sağlamaya özel önem veriyor.

Nüfusun büyük çoğunluğu Rusça konuşabiliyordu. Bu da bizim için iletişimi oldukça kolaylaştırıyordu. İki Türk'ün birbirleriyle Rusça anlaşmasını ise Sovyetler Birliği'nin (SSCB) etkisine bağlıyoruz. Kadınlar oldukça güzel, operasyon geçirmemiş, fit beden yapısına sahip ve en önemlisi modern "güzellik" anlayışlarından uzak, doğaldılar. Modern tarzda inşa edilen şehrin dört bir yanında Kazakların tarihine işaret eden yapılarla karşılaşmak mümkündü. İster Cumhurbaşkanlığı Ofisi"nin idari binasının girişinin çift kale şeklinde olması, ister şehrin her tarafından görünen Han Çadırı (içinde iş merkezi bulunuyor), isterse de sıradan binaların mimari süslemeleri olsun.
Genel olarak şehir çok güzeldi, ancak ruhunu hissedip hissetmediğinizi sorsanız kesin olarak "evet" ya da "hayır" diyemem. Tarihi mesajlar iletmeyi görev edinmiş demir, beton ve camdan oluşan bir enstalasyon desek yanılmam. Genel izlenimi makul bulup ertesi güne hazırlanıyoruz.

Büyük Gün
Etkinlik birkaç dakika içinde başlayacak. Kendine özgü tasarımıyla hazırlanmış sahne göz alıcıydı. Konuşmacılar oldukça samimi bir ortamda misafirlerle ilgileniyor, çeşitli konularda tartışmalar yapıyordu. Kısa sürede herkes salondaki yerini aldı ve Kazakça hoş bir karşılama bizi şaşırttı: "Kürmetti hanımdar men mırzalar! Koş keldiniz." Bu kelimeler bize ayrı ayrı tanıdık gelse de, bu kompozisyonda ve hoş bir şiveyle ilk defa duyuyorduk. Her halükarda, bizim için, yani Azerbaycan"dan gelenler için her şey anlaşılıyordu - "Saygıdeğer hanımlar ve beyler! Hoş geldiniz." Bu kadar basit.

Etkinliğin Amacı ve Bağlamı
PMI'nin İletişim ve İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Tommazo Di Covanni açılış konuşmasında, inovasyonun çoğu zaman şüpheyle karşılandığını ancak bilim, devlet ve iş dünyasıyla iş birliği yapıldığında bu devrimci fikirlerin gerçeğe dönüşebileceğini belirtti.

"Doğru politikaların uygulanmasıyla bu ilerlemeler insan hayatını değiştirebilir" - bu düşünce etkinliğin temel çağrılarından biriydi. Yani tüm buluşlar kendi dönemlerinde kesinlikle olumlu karşılanmamıştı. Kesinlikle birileri bu icatların faydasız olduğunu, önemsiz olduğunu yüksek sesle haykırmıştı. Ancak zamanla her şey yerine oturur ve insanlar hayatlarını kolaylaştıran her türlü aracın kullanımına hızlıca alışırlar. Bu süreç halen devam ediyor. Tommazo'nun dediği gibi PMI, sigara kullanıcıları için duman içermeyen bir gelecek sağlamayı planlıyor. Ancak yenilikçi çözümlerin özgünlüğünü kabul etmek istemeyenler hâlâ bu ürünlere şüpheyle yaklaşıyorlar. PMI ailesi ise bu yönde hem bilinçlendirme çalışmalarına hem de bilimsel araştırmalarına devam edecek ve elde edilen en son sonuçları tam şeffaflıkla kamuoyuna sunacak. Kısacası, dile getirilen tüm karşıt görüşlere Tommazo'nun bir cevabı vardı: "İnovasyon bizim cevabımızdır, tütün yanmasının yarattığı zarar ise meydan okumamızdır" - bu tema konferansın birçok panelinin ana fikriydi.

Daha sonra sahneye çıkan ve doğu ülkesi temsilcisi Tomoko İida nikotin ve hakkında yaygın olan mitlerden bahsetti. Oldukça ciddi konuları çok basit ve pozitif notalarla katılımcılara aktaran Tomoko, tüm dünyada yaygın olan bir düşüncenin uzun yıllardır nikotin hakkında yanlış kanılar yarattığını belirtti. Muhtemelen bunu hepiniz ya okumuş ya da bir yerlerden duymuşsunuzdur: "Bir damla nikotin atı bile öldürür." Bu aslında yanlış bir düşüncedir. En basiti, nikotinin kendisinin kanserojen sayılmamasıdır. Ancak nikotinin bağımlılık yapabileceği de unutulmamalıdır. Sigaranın içindeki en büyük düşman ise içindeki kimyasal maddelerdir; bu maddeler yanınca insan sağlığı için tehlike oluşturabilir.

Peki, küresel çapta bu gerçeklere yaklaşım nasıl?
Öncelikle, ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde tütün zararlarının azaltılması yaklaşımlarının artık devlet politikalarının bir unsuru olarak değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Bence bu durum, PMI ürünlerinin ne denli gerekli olduğunun bir başka kanıtıdır. Ancak bu süreç sadece gelişmiş ülkelerde değil, aynı zamanda gelişmekte olan ve hatta üçüncü dünya ülkelerinde de sürekli şekilde ilerlemektedir; bu da tütsüsüz gelecek konseptinin temel özüdür.
Bu amaçla şirket tarafından kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları yürütülmektedir. Birçok bölgede, özellikle Orta Asya ve BDT ülkelerinde, sağlık çalışanları ve vatandaşlar arasında sigara ve nikotinle ilgili yanlış inançların yıkılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu süreçte karşılaşılan en büyük problemlerden biri, tütünsüz ürünlerin ithalatı, satışı, vergilendirilmesi ve erişilebilirliği ile ilgili mevzuatın birçok ülkede eski kalması ve yeniliklere ayak uyduramamasıdır. Bu da tüketicilerin doğru bilgiye ulaşmasını zorlaştırmaktadır.
Bu konuda devlet yetkilileriyle en üst düzeyde görüşmeler yapılmakta, onlara en son bilimsel gelişmelerle mevcut mevzuatlar arasındaki çelişkiler hakkında bilgi verilmektedir. Çünkü inovasyon yalnızca teknolojik yeniliklerle ölçülmez; toplumsal kabul ve mevzuat desteği de gereklidir.
Astana'daki konuşmalar da tam bu noktaya vurgu yapıyordu: "Teknolojik gelecek" sadece cihazlarla değil, sistemli değişikliklerle mümkündür. Yani burada üç unsur birbirini tamamlamalıdır. Yasalar modernize edilerek tüketiciye özgür seçim hakkı tanımalı, tüketici sağlığı için tütsüsüz gelecek konseptinin özünü anlamalı ve PMI bilimsel gelişim ile elde edilen sonuçların tüketicilere ulaştırılması konusunda çabalarını sürdürmelidir.
Kısacası mesele sadece "gelecek tütsüsüz bir dünya" demekle bitmez, onu birlikte inşa etmeliyiz.

Agil Velili