İran çevresinde yaşanan son gelişmeler bir kez daha gösteriyor ki, Tahran için müzakereler yalnızca diplomatik bir süreç değil, aynı zamanda ciddi bir siyasi ve psikolojik oyundur. İlk bakışta çelişkili görünen iki mesaja dikkat edelim. Bir taraftan İran meclis başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ülkenin "tehdit gölgesi altında" ABD ile müzakerelere gitmeyeceğini bildiriyor. Diğer taraftan ise İran'ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, İslamabad'da gerçekleştirilecek müzakerelere "yeşil ışık" yakıyor.
Bu konuda Baku TV'nin video haberinde bilgi verildi.
Bu çelişki aslında tesadüf değil. Tahran burada ince bir denge kurmaya çalışıyor; hem iç kamuoyuna hem de dış aktörlere İran'ın hiçbir gücün baskısı altında müzakerelere gitmediği mesajını veriyor. Galibaf'ın sert açıklamaları tam da bu amaca hizmet ediyor. Yani Tahran, ABD Başkanı Donald Trump'ın baskı politikasına boyun eğmiyor.
Aynı zamanda Mücteba Hamaney'in müzakerelere "yeşil ışık" yakması, İran'ın diplomasiden de vazgeçmediğini gösteriyor. Sadece Tahran, bu sürecin baskının sonucu olarak değil, egemen bir karar olarak sunulmasını istiyor. Bu ise klasik "çift hatlı strateji"dir.
Birinci hat - kamuoyu retoriği: sert, uzlaşmasız ve direniş üzerine kuruludur. İkinci hat - perde arkası diplomasi: gerçek müzakereler, uzlaşı arayışı ve zaman kazanma amacı taşır.
Tam da bu nedenle İranlı yetkililer bir taraftan müzakereleri reddediyor, diğer taraftan ise heyetin Pakistan'a gönderilmesi ihtimalini açık tutuyor.
Ancak mesele sadece dış politika değil. İran’ın kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. Özellikle SEPAH, yani Devrim Muhafızları Ordusu, daha sert bir tutum sergiliyor. Onlara göre ABD’nin deniz ablukası devam ettiği sürece müzakere yürütmek bir zayıflık göstergesi olurdu. Diğer taraftan ise diplomatik kanat, özellikle Dışişleri Bakanlığı ve bazı siyasi figürler, gerilimin azaltılmasından yana. Bu iç denge, daha doğrusu dengesizlik, kararların gecikmesine ve çelişkili açıklamalara yol açıyor.
Washington ise tamamen farklı bir yaklaşım benimsiyor. Maksimalist talepler ileri sürerek hızlı sonuç almak istiyorlar. Bu talepler arasında nükleer programın tamamen durdurulması, zenginleştirmenin sıfırlanması ve askeri altyapının sınırlandırılması da yer alıyor. Tahran ise bu talepleri fiilen “teslim belgesi” olarak değerlendiriyor.
Tüm bunların arka planında Pakistan’ın arabuluculuk rolü öne çıkıyor. İslamabad, her iki taraf için nadir bulunan güvenilir bir platforma dönüşmüş durumda ve temel amacı en azından ateşkesin uzatılmasını sağlamak. Analistler, mevcut aşamada tam bir anlaşmanın gerçekçi olmadığını düşünüyor. En olası senaryo ise zaman kazanmak ve geçici bir uzlaşma sağlamak.