Orta Doğu'da askeri denge değişiyor, ancak tamamen bozulmuyor. ABD ve İsrail'in haftalarca süren yoğun hava saldırılarına rağmen, İran'ın askeri potansiyeli hala ciddi ölçüde korunmaktadır.
CNN'in ABD istihbaratına dayanarak yayınladığı son bilgilere göre, Tahran hala bölge için tehlikeli sayılan füze ve drone cephaneliğinin önemli bir bölümünü koruyarak saklamaktadır.
Değerlendirmelere göre, İran'ın füze fırlatma rampalarının yaklaşık yarısı halen çalışır durumda. Bu da ülkenin kendisine yönelik saldırılardan sonra bile saldırı kapasitesini tamamen kaybetmediğini gösteriyor. Üstelik, binlerce kamikaze dron, yani tek kullanımlık saldırı İHA'ları halen İran'ın cephaneliğinde kalmakta ve bu, ülkenin genel insansız hava aracı potansiyelinin yaklaşık yüzde 50'sini oluşturmaktadır.
Bu tablo, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin "İran'ın askeri gücü neredeyse tamamen yok edildi" açıklamalarından çok farklı ve daha karmaşık gerçekleri ortaya koymaktadır.
İran'ın askeri gücünün temel özelliği, onun coğrafi ve yapısal avantajında gizlidir. Tahran on yıllar boyunca olası bir savaşa hazırlanarak füze altyapısı için geniş bir yeraltı ağı kurmuştur. "Füze şehirleri" olarak bilinen bu tesisler dağların altında, tünellerde ve mağaralarda yer almaktadır. Bu da onları tespit etmeyi ve imha etmeyi son derece zorlaştırmaktadır. Bazı fırlatma rampaları saldırılar sonucunda toprak altında kalsa da, tamamen devre dışı kalmamış ve potansiyel olarak onarılabilir durumda.
Bunun yanı sıra, İran mobil fırlatma platformları kullanmaktadır, yani füze sistemleri hızla yer değiştiriyor, saldırı gerçekleştiriyor ve yeniden gizleniyor. Bu taktik, ABD'nin Yemen'de Husilere karşı mücadelede karşılaştığı zorlukları hatırlatmaktadır.
İran, Orta Doğu'nun en geniş füze stoklarından birine sahip. Ülke kısa, orta ve potansiyel olarak daha uzun menzilli balistik füzelere sahip. 300 kilometrelik taktik füzelerden başlayarak, 2 bin kilometreye ulaşan orta menzilli sistemlere kadar geniş bir yelpaze mevcuttur.
Bu durum, bölgedeki ABD üslerini, İsrail'i ve hatta Avrupa'nın bazı bölgelerini potansiyel hedef haline getiriyor.
Ayrıca İran'ın seyir füzeleri de var. Bu füzeler, alçak irtifada uçarak radar sistemlerinden kaçabilme yetenekleriyle öne çıkıyor. Özellikle kıyı savunması için tasarlanan seyir füzelerinin çoğunun hayatta kalmış olması dikkat çekici. Bu, İran'ın stratejik açıdan en kritik noktalardan biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini tehdit etme yeteneğini koruduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, İran'ın askeri stratejisinin sadece saldırıya değil, aynı zamanda caydırmaya da dayandığına inanıyor. Füze ve insansız hava aracı cephaneliği, Tahran'ın "asimetrik yanıt" vermenin ana aracıdır. Yani, teknolojik ve hava üstünlüğüne sahip rakiplere karşı ucuz, çok sayıda ve yaygın silahlarla bir denge oluşturmak.
İlginç bir şekilde, ABD ve İsrail'in füze fırlatma yeteneklerini, yani platformları ve altyapıyı hedef alması daha olası, ancak tüm rezervleri tamamen yok etmek mümkün değil. Çünkü İran, bu sistemleri ülke genelinde dağıtarak merkezileşmeyi en aza indirdi.
Tüm bunlar, çatışmanın yakın zamanda sona ermeyeceğini gösteriyor. Başka bir deyişle, Orta Doğu'daki askeri çatışmanın kaderi yalnızca saldırıların sayısıyla değil, aynı zamanda daha sürdürülebilir ve uyarlanabilir bir sistem kuranlarla da belirlenecektir.
Baku TV