Putin - o, sadece bir başkan değil, aynı zamanda bir rejim, bir korku makinesi, bir imparatorluk gölgesidir.
O, tarih boyunca halkları susturanların varisidir. Çarın tahtı artık altından değil, ama yarattığı karanlık eskisinden daha karanlık, daha ikiyüzlü ve daha sistemlidir. Rusya'da Azerbaycanlıların, Özbeklerin, Çeçenlerin ve nice nice Rus olmayan milletlerin sesleri kayboluyor, ama bu sessizliğin yazarı birileri değil, bizzat Başkan Vladimir Putin'dir.
O Putin ki, artık uzun süredir siyasi muhaliflere, özgür medyaya ve Rus olmayan halklara karşı aynı baskı araçlarını kullanıyor. Onun kurduğu rejim sadece otoriter değil, aynı zamanda etnik ve dini temelli ayrımcılığı meşrulaştıran, hatta teşvik eden bir sistemdir. Putin kendi iktidarını korumak için ülkede düşman imgesi yaratmaya ihtiyaç duyuyor. O bu düşmanı yalnızca Batı'da veya Ukrayna'da değil, aynı zamanda kendi ülkesinde - Azerbaycanlı, Özbek, Kırgız, Çeçen ve diğer halklarda - Müslümanlarda arıyor. Bugün Rusya'da milli ve dini azınlıklara karşı yürütülen ayrımcılık sadece bir toplumun ırkçılık sorunu değil, bu, bizzat Vladimir Putin'in siyasi stratejisinin bir parçasıdır. Onun liderlik ettiği sistem adalet değil, korku ve parçalanma üzerine kurulu. Putin fiilen Rusya toplumunu bir etnik ve dini fikir etrafında şekillendirmek istiyor. Bu fikrin merkezinde yalnızca Rus ve Hristiyan-Ortodoks kimliği var. Putin kendisini modern çar gibi gösteriyor, ama onun siyaseti Rusya imparatorluğunun en karanlık sayfalarını tekrarlıyor.
Girişte Putin'in portresini boşuna çizmedim, çünkü şu anda Rusya'da Azerbaycanlılara, Özbeklere, Kırgızlara, Türkmenlere ve diğer milletlerin temsilcilerine karşı uygulanan şovenist, ayrımcı ve İslamofobik siyasetin temelinde de tam olarak Putin iktidarı duruyor. Genel olarak, Rusya devletinin yüzyıllar boyunca çeşitli halklara karşı yürüttüğü siyasete baktığımızda, bugün Putin'in izlediği çizginin yeni bir sistem olmadığını, sadece daha sistemli, daha teknolojik ve daha sert bir şekilde devam ettiğini görürüz. Başka bir deyişle, Putin'in kana susamış politikası Rusya için yeni değil, Moskova'nın yüzyıllardır şekillendirdiği emperyalist, Ruso-merkezci ve asimilasyonist politikanın modernleştirilmiş ve daha otoriter bir versiyonudur. Günümüzde Rus olmayan halklar üzerindeki artan baskı, ister yasal, ister toplumsal veya kültürel düzeyde olsun, emperyal reflekslerin yeniden canlanması olarak anlaşılmalıdır. Tarih kendini tekrar eder, ancak daha sert sonuçlarla.
Amaç nedir?
Bu sürecin temel amacı, Rus olmayan halkları sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda bastırmak, onları asimile etmek veya ülkeden kovmaktır. Özellikle göç sistemindeki insanlık dışı tutum, kolluk kuvvetlerinin seçici ve kaba davranışları, medya aracılığıyla yürütülen propaganda ve din özgürlüklerinin kısıtlanması bu politikanın bariz unsurlarıdır. Çünkü Rusya'daki etnik ve dinsel ayrımcılık yalnızca yerel yapıların inisiyatifinden kaynaklanmıyor, aynı zamanda federal düzeyde uygulanan siyasi gidişatla doğrudan ilişkili. Vladimir Putin'in önderlik ettiği sistemde, "Rus kimliği" kavramı devlet ideolojisinin merkezinde yer alıyor. Bu kavram içinde Rus olmayan halklara, özellikle Türkçe konuşan ve Müslüman nüfusa yer yok. Putin rejimi resmi olarak çok kültürlülükten ve dinsel hoşgörüden bahsetse de, gerçek politika tam tersini gösteriyor. Devlet medyası ve güvenlik teşkilatları aracılığıyla Rus olmayan halklar kamu bilincinde "tehlikeli", "güvenilmez" ve "yabancı" olarak sunuluyor. Bu, onlara yönelik yasal ve fiziksel baskıyı meşrulaştıran bir kamu zemini yaratıyor.
Tarih tekrarlanıyor
SSCB'nin ikinci ve en zalim lideri olarak anılan Joseph Stalin döneminde Müslüman halkların kitlesel sürgünlerinin, dini ve ulusal kimliğin bastırılmasının ve merkezi Rus egemenliğinin en yüksek noktasına ulaştığını hatırlamakta fayda var. "Koba"nın kendisi Gürcü olmasına rağmen. Ama aynı zamanda Rusya'yı yönetiyorsanız, Rus'tan daha Rus, daha doğrusu herkesten daha zalim olmanız gerektiğini de anlamıştı. Çünkü bu ülkenin geleneksel politikasının temeli budur: işgal, ırkçılık, şovenizm. Öte yandan Putin, seleflerinin politikasını bugün daha modern yollarla sürdürüyor.
Rusya ve Devlet Başkanı Putin için alarm zili
Putin rejiminin kurduğu bu model, şovenist ve İslamofobik düşüncenin sadece devlet yapılarında değil, toplumda da yayılmasına yol açıyor. Etnik Rus olmayanların "ikinci sınıf vatandaş" olarak algılanması, suç ve güvenlik sorunlarıyla özdeşleştirilmeleri, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarında yürütülen Müslüman karşıtı propaganda - tüm bunlar derin bir toplumsal bölünmeye yol açıyor. Putin, bu politikanın uzun vadede ülke içinde toplumsal çatışma riskini artırdığını anlamalı. Bu, sadece etnik halkları değil, aynı zamanda bölgenin bir bütün olarak istikrarını, çok kültürlülük değerlerini ve uluslararası hukukun norm ve ilkelerini de tehdit ediyor. Bu bağlamda, bu politikaya karşı hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda ciddi bir protesto ve direniş gerekiyor.
Merahim Nasip