Rusya tarih boyunca farklı halkların yaşadığı bir ülke olarak, milli kimliklerin bastırılması ve etnik ayrımcılık politikalarıyla tanınır. Bu politikaların başında, şu anda Vladimir Putin'in liderliği bulunmaktadır. Rusya yüzyıllar boyunca yürüttüğü şovenist politikasını daha sert bir forma sokarak, Azerbaycanlılar, Özbekler, Kırgızlar, Türkmenler ve diğer milletlerin temsilcilerine karşı açıkça şiddet uygulamaktadır.
Yekaterinburg'da Azerbaycanlılara karşı işlenen suç olayları Rusya kolluk kuvvetlerinin acımasızlığını bir kez daha ortaya koymaktadır. OMON'un ve belediye polisinin uyguladığı şiddet, 1990'lı yıllardaki geleneklerin daha şiddetli bir şekilde devam ettiğini gösteriyor. Bu durum Rusya toplumundaki şovenist eğilimlerin arttığını kanıtlıyor.
Rusya'nın tarihi, sömürgecilik ve imparatorluk politikasının uzun bir geleneğe sahip olduğunu gösteriyor. Çarlık Rusyası döneminden başlayan etnik ayrımcılık, Sovyetler Birliği döneminde daha da derinleşti. Bu dönem boyunca çeşitli halkların kültürleri, dilleri ve gelenekleri bastırıldı. İmparatorluğun dağılmasıyla birlikte, bu politikaların modern biçimleri ortaya çıktı. Putin döneminde ise bu yaklaşım, daha da sertleşerek, açık ayrımcılık ve İslamofobiye dönüştü.
Putin liderliğindeki Rusya, sadece Ukrayna halkına karşı değil, aynı zamanda diğer etnik gruplara karşı da acımasız bir politika yürütüyor. Ukrayna'da yürütülen savaş, Rusya devletinin şovenist yaklaşımının bir göstergesidir. Bu tür davranışların, diğer halklar üzerindeki etkisi ise daha acımasızdır. Çeçen halkına karşı gerçekleştirilen etnik temizlik, Rusya devletinin bu politikasını daha da netleştiriyor.
1990'lı yıllardaki "skinhead hareketi"nin arkasında duran Rusya özel hizmet organları, şimdi kolluk kuvvetleri aracılığıyla aynı işlevi yerine getiriyor. Bu organların acımasızlığı, artık gizlenmiyor; aksine, açıkça uygulanıyor. Rusya kolluk kuvvetlerinin "etno-suçluluk" kavramı, Azerbaycanlılar ve diğer etnik grupların temsilcilerinin suçlu olarak sunulmasını haklı çıkarmak amacını güdüyor.
Bu süreçte Rus Ortodoks Kilisesi de önemli bir rol oynuyor. Kilise ideolojik sabotajları temellendirerek, kolluk kuvvetlerinin acımasızlığını haklı çıkarıyor. Bu tür bir yaklaşım, toplumda nefret ve ayrılık tohumlarını ekmektedir.
Stalin döneminde bile böyle kurallar vardı; insanları sokakta kurşuna dizmek ve işkence etmek için özel kamplar oluşturulmuştu. Ancak bugün Rusya'da yaşananlar Stalin'in baskılarını bile gölgede bırakıyor. Mevcut durum, hümanizmden bahseden Rusya devletinin kendi halkı için bir trajedi olduğunu gösteriyor.
Rusya devletinin izlediği şovenist ve ayrımcı politikalar yalnızca etnik azınlıklar için değil, aynı zamanda ülkenin bir bütün olarak toplumsal istikrarı için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. 20 Ocak trajedisi, Hocalı soykırımı ve Azerbaycan topraklarının işgali gibi olayların arkasında olan Rusya, bugün aynı politikaları sürdürüyor ve çeşitli halklara karşı açıkça zulüm sergiliyor. Bu durumu değiştirmek için ciddi siyasi irade ve değişiklikler gerekiyor.
Zaur Hasanaliyev