Ekonomist Sefer Humar, Türkiye ekonomisinin son dönemde oldukça hassas bir denge içinde ilerlediğinin altını çizdi. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele ve büyüme hedeflerini bir arada yürütmek adına titiz bir politika stratejisi uyguladığını kaydeden Humar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı için fiyat istikrarı" mesajını anımsatarak bu yaklaşımın devam edeceğini belirtti. Güncel ekonomik tabloyu analiz eden Humar, ekonominin "hem enflasyonla mücadele hem de ekonomik daralma riski arasında kıskaçta olduğunu" ifade etti.
Merkez Bankası'nın yılın üçüncü toplantısında politika faizini yüzde 37 düzeyinde değiştirmeden bırakmasını da değerlendiren Humar, bu adımı "bekle-gör ama sıkı tutumu koruma" sinyali olarak nitelendirdi. Geçmiş dönemlerde yapılan en ciddi yanlışlardan birinin zamanından önce gevşemeye geçilmesi olduğuna dikkat çeken Humar, "faizin sabit kalması isabetli fakat acı bir reçete" diyerek yüksek faiz ortamının kaçınılmaz sonuçlarına vurgu yaptı. Bu durumun bir yandan tüketimi dizginlediğini, öte yandan ekonomik aktiviteyi yavaşlattığını açıkça dile getirdi.
Enflasyondaki algı sorununa da temas eden Humar, kritik bir ayrıma işaret ederek, "enflasyonun gerilemesi fiyatların düşeceği anlamına gelmez; zamların hızı azalacak ancak fiyatlar eski seviyelerine dönmeyecek" şeklinde konuştu. Son yıllardaki hızlı fiyat artışlarına karşılık gelir düzeylerinin aynı ölçüde yükselmemesinin vatandaşların satın alma gücünü önemli ölçüde zayıflattığını belirten Humar, kamuoyundaki enflasyon beklentisinin hâlâ güçlü olduğuna dikkat çekti. Bu durumun tüketici davranışlarını doğrudan etkilediğini ve fiyat artışlarını besleyen bir mekanizmaya dönüştüğünü ifade ederek, bu olguyu "beklenti kanalı" olarak tanımladı.
Küresel dinamiklerin Türkiye ekonomisine yansımalarına da değinen Humar, bilhassa enerji fiyatlarındaki belirsizliğin sürdüğünü ve bunun üretimden ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede maliyetleri yukarı taşıdığını belirtti. Uluslararası arz zincirindeki aksaklıkların kısa sürede giderilemeyeceğini vurgulayan Humar, bu sebeple hızlı bir ekonomik normalleşmenin güç olduğunu kaydetti.
Önümüzdeki dönemle ilgili öngörülerini de aktaran Humar, enflasyon ve alım gücü tarafında iyileşmenin belirli bir süre gerektireceğini söyleyerek, "2026'nın son çeyreğine doğru kısmi bir rahatlama hissedilebilir; ancak daha somut bir toparlanma 2027 öncesinde pek mümkün görünmüyor" değerlendirmesini yaptı. Yüksek faiz ortamının reel sektöre bindirdiği baskıya da işaret eden Humar, işletmelerin kredi ulaşımında ciddi güçlükler yaşadığını ve kredi maliyetlerinin yüzde 50'yi aşmasının üreticiler açısından ağır bir yük oluşturduğunu aktardı.
Faiz indiriminin yakın vadede çözüm getirmeyeceğini de net biçimde ortaya koyan Humar, "erken yapılacak bir faiz indirimi enflasyonu yeniden alevlendirebilir" uyarısını yineledi. Bu noktada çıkış yolunun farklı politika araçlarında aranması gerektiğini belirterek, "akıllı finansman modelleri" önerisini ön plana çıkardı. Üreticilere düşük maliyetli kredi imkanı sağlanmasının, ihracatçıların teşvik edilmesinin ve KOBİ'lere uzun vadeli finansman olanaklarının genişletilmesinin hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
Asgari ücret tartışmalarını da ele alan Humar, meseleye iki farklı perspektiften yaklaştı. Makroekonomik dengeler gözetildiğinde ara dönemde zam yapılmamasının daha sağlıklı olabileceğini kaydeden Humar, diğer taraftan mevcut alım gücü erozyonunun görmezden gelinemeyeceğini söyledi. Bu hassas dengeyi kurabilmek adına doğrudan maaş artışı yerine vergi düzenlemeleri ve gelir desteği mekanizmalarının daha ölçülü bir çözüm sunabileceğini dile getirdi.
TGRT Haber