TGRT Haber ekranlarında yayımlanan Medya Kritik programının yorumcuları arasında yer alan Gazeteci Şamil Tayyar, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki olası yansımalarına dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Akaryakıt zamlarının tüm ürün ve hizmet kalemlerine domino etkisi yarattığını belirten Şamil Tayyar, bu durumun asgari ücrete ara zam tartışmalarını kaçınılmaz olarak gündeme taşıyacağını öne sürdü. Asgari ücretli çalışanların, memurların ve emeklilerin kamuoyu nezdinde baskı oluşturacağını dile getiren Tayyar, yaklaşan seçim dönemine de atıfta bulunarak ekonomik tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiği yönünde uyarıda bulundu.
Gazeteci Şamil Tayyar şu değerlendirmeleri paylaştı:
"Eşel mobil sistemine geçiş sürecinde kendi gelir kalemlerinizden, yani vergi gelirlerinden feragat ediyorsunuz. Bugün gelinen noktada bu bile yetersiz kaldı ve daha yüksek oranlarda zam yapıldı. Bu gidişat devam ederse ve fiyat artışları süregiderse, temmuz ayında asgari ücretin ikinci kez yükseltilmesi ihtimalinin ortaya çıkacağını öngörüyorum. Hükümetin bunu uygulayıp uygulamayacağı ayrı bir mesele; ancak bu yöndeki toplumsal baskıların giderek artacağını düşünüyorum. Zira ocak ayından temmuz ayına kadar geçen süre zarfında çalışanların maaşlarında çok ciddi bir satın alma gücü kaybı yaşanacak. Fiyatlar olağanüstü bir hızla yükselecek.
Bu durumda ne olacak? Asgari ücretliler, memurlar ve emekliler daha güçlü talepler ortaya koyacak. Dolayısıyla iç baskıyı oluşturacak kesim onlar olacak. Nihayetinde sandık sonuçlarını en derinden etkileyecek kitle de bu gruplar. 17,7 milyon emekliden söz ediyoruz ve bunların tümü seçmen. Son dönemde ciddi bir örgütlenme süreci yaşadılar ve kamuoyunu yönlendirme kapasiteleri de önemli ölçüde güçlendi. Bu kesimlerden gelecek yoğun baskıların siyaset üzerindeki etkisini önümüzdeki dönemde çok daha belirgin biçimde hissedeceğiz.
Bizim Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında karşılaştığımız önemli bir zorluk var; onlar bilhassa pandemi sonrasında liberal ekonomi politikalarının gerekliliklerini uyguladılar, biz ise tam aksini yaptık, özellikle kur korumalı mevduat politikasıyla birlikte. Onlar faiz oranlarını artırdı, biz ise faizi düşürdük. Şimdi o dönem uygulanan politikaların meyvelerini topluyorlar ve Avrupa genelinde gıda enflasyonu Türkiye ile karşılaştırılamayacak düzeyde düşük seyrediyor.
Türkiye yaklaşık 2 yıllık bir gecikmeyle normalleşme sürecine girdi. Ancak beklenen ivmeyi bir türlü tam anlamıyla yakalayamıyor. Bu yüzden adeta yerinde sayıyor. Tam tekerlekleri çamurdan çıkarmaya başladığımızı düşündüğümüz anda savaş patlak verdi. Bu durum karşısında toplumun belirli bir kesimi 'Zaten durum kötüydü, savaşı mazeret olarak göstermeyin' diyor. Örneğin akaryakıta savaş gerekçesiyle yapılan zamma karşı da büyük bir öfke var. 'Son 2 yıldır zaten akaryakıta sürekli zam geliyordu. Mesele yalnızca savaştan ibaret değil' diye tepki gösteriyorlar.
Bu nedenle savaştan kaynaklanan olumsuz gelişmelerin kamuoyuna açıklanması da giderek güçleşecek. Çünkü AK Parti iktidarı döneminde yaşanan iktisadi krizler ortalama 1-2 yıl sürmüştür. Ekonomistler genellikle şu tespiti yapar; bir kriz ne kadar uzun sürerse, toparlanma süreci de o denli uzar. Yani 2 yıllık bir kriz 2 yılda atlatılır. Ancak bizde pandemi döneminden bu yana yaklaşık 5 yıldır süregelen bir kriz tablosu mevcut. Bu nedenle mevcut durumun düzelmesi için 5 yıllık bir süreç gerekiyor.
Fakat zaman giderek daralıyor. Seçim sürecine doğru evriliyoruz ve neredeyse son virajı dönmek üzereyiz. 2027 sonunda ya da 2028 başında seçim yapılacaksa, bu olumsuzluklar zamana yayıldıkça iktidar açısından aleyhte bir tablo ortaya çıkacak. Çünkü seçim dönemleri en fazla etkilenen ve en hassas süreçlerdir. Muhalefet bu alanda yoğun baskı uygulayacak, toplumsal baskı ve beklentiler yükselecek, talepler artacak. Bu sebeple ben bazı ekonomik tedbirlerin 2027 yılını beklemeden, 2026 yılı içinde devreye sokularak olumsuz etkilerin minimize edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla hiç vakit yitirmeden savaşın mali ve siyasal etkilerini kapsamlı bir şekilde analiz edip bu tedbirlerin bugünden alınması şart."