Trabzon'da stadyumun yanı sıra sosyal, konaklama ve sportif alanlar ve yeni otogar inşaatının planlandığı Akyazı Projesi kapsamında jeolojik tehlikelere yönelik ciddi uyarılar yapıldı. Jeoloji alanında uzman isim Prof. Dr. Osman Bektaş, projenin hayata geçirileceği bölgede metan gazı yoğunlaşmaları, aktif fay hatları ve zeminin yapısal özelliklerinin kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini vurguladı.
Bektaş'ın açıklamalarına göre Akyazı'da oluşturulan dolgu sahası, Karadeniz açıklarında belirlenen sığ metan gazı rezervinin tam karşısında konumlanıyor. Gerçekleştirilen jeofizik etütlerde Akçaabat ile Yomra arasındaki hat üzerinde 35 metre su derinliğinde, deniz tabanının 2 ila 15 metre altında sığ metan gazı birikintileri saptandı. Elde edilen bu veriler uluslararası hakemli bir bilimsel dergide de kayıt altına alındı.
Bilim insanlarının tespitlerine göre derin katmanlarda meydana gelen metan gazı, fay zonları ve kırık sistemlerini yol olarak kullanarak yüzeye doğru hareket ediyor. Bu sebeple gaz sızıntılarının büyük ölçüde fay hatları ve sismik aktiviteyle doğrudan ilişkili olduğu belirtiliyor. Metan gazının yanıcı ve patlayıcı nitelik taşıması, deniz tabanı güvenliği açısından ek bir tehlike unsuru oluşturuyor. Yoğun gaz birikimlerinin mevcut olduğu bölgelerde aniden gerçekleşen gaz çıkışları ya da patlamalar, deniz tabanında çökme olaylarına neden olabiliyor.
Sismik kayıtlar da bölgenin taşıdığı riskleri açıkça ortaya koyuyor. Son 60 yıllık deprem verilerine dayanılarak proje sahasının Trabzon Sismik Zonu içinde konumlandığı ve çevresindeki fay sistemlerinde yoğunlaşan deprem merkezlerinin bulunduğu aktarılıyor. Uluslararası deprem hasar haritalarından elde edilen verilere göre bölgede yaşanabilecek en yüksek deprem büyüklüğünün yaklaşık 6.5-6.6 seviyesinde olacağı tahmin ediliyor.
Bunun yanı sıra dolgu sahasının üzerine inşa edileceği zemin tabakasının da riskli niteliklere sahip olduğu ifade ediliyor. Deniz tabanında yaklaşık 10 metre kalınlığa ulaşan, henüz sertleşmemiş kum ve killi tabakalar yer alıyor. Bu tarz zemin yapılarının deprem anında sıvılaşma, oturma ve sismik dalgaları yükseltme gibi tehlikeli özellikler gösterdiği belirtiliyor. Uzmanlara göre orta şiddetteki bir depremde bu zemin türleri sarsıntının gücünü birkaç katına çıkarabiliyor.
Deniz tabanının topografik yapısının da tamamen düzgün olmadığına işaret ediliyor. Dolgu sahası sınırları içinde doğu-batı, kuzeybatı ve kuzeydoğu doğrultularında uzanan denizaltı sırtları bulunduğu ve bu oluşumların karadaki fay sistemleriyle koşut bir dağılım sergilediği aktarılıyor. Bu tespit, söz konusu yapıların fay hatlarıyla bağlantılı olabileceği olasılığını gündeme taşıyor.
Prof. Dr. Bektaş, projenin başlatılmasından önce detaylı jeofizik incelemelerin gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğunu dile getirerek, "Dolgu sahasında gaz yoğunlaşmaları ya da gaz bacası yapılarının var olup olmadığı kesinlikle araştırılmalıdır. Jeofizik incelemelerin tamamlanmasının ardından sondaj çalışmaları yürütülmeli ve zemin karakteristikleri net biçimde ortaya konmalıdır. Zemin etüt çalışmaları sonuçlanmadan projelendirme sürecine geçilmemelidir" şeklinde görüşlerini dile getirdi.
Uzmanlar bunun yanında denizden alan kazanma faaliyetlerinin belirli su derinliği eşiklerini aşmaması gerektiğini ve dolgu alanlarında zemin iyileştirme yöntemlerinin uygulanmasının yasal bir mecburiyet olduğunu hatırlatıyor.
TRABZON-AKYAZI SORUNU'NU
— Prof. Dr. Osman Bektaş (@profobektas) March 10, 2026
2010 yılında uyardık.
■ Karadaki aktif fay sisteminin dolgu alanında,denizde de devam ettiğini batimetri ( derinlik ) verilerileriyle göstermiştik. Tıkla
Prof. Dr. Bektaş'tan Akyazı uyarısı https://t.co/KHaX0siLGK @haber_61 aracılığıyla