Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, Rize ve Trabzon'un 1996 yılındaki deprem yönetmeliğiyle düşük riskli bölge olarak tanımlandığını ve bunun yanıltıcı bir güven ortamı yarattığını ifade etti. Ancak 2018'de yenilenen deprem tehlike haritasıyla birlikte Rize'nin deprem riskinin 3 katına çıktığını vurgulayan Bektaş, bilhassa dolgu zeminler üzerine inşa edilmiş yapıların ciddi bir yıkım tehdidiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Osman Bektaş, Karadeniz Bölgesi'nin deprem gerçekliğiyle ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. 1996 tarihli deprem yönetmeliğinde Rize ve Trabzon'un 4. derece deprem bölgesi olarak sınıflandırılmasını eleştiren Bektaş, bu sınıflandırmanın bölge halkını rehavete sevk ettiğini dile getirdi.
Yıllarca sürdürdüğü uyarıların ardından 2018 yılında güncellenen Türkiye Deprem Tehlike Haritası'nda söz konusu hatanın giderildiğini hatırlatan Bektaş, güncellenen haritaya göre Trabzon'un deprem tehlikesinin 2 katına, Rize'nin tehlikesinin ise 3 katına yükseldiğini açıkladı.
Bölgedeki sismik aktiviteye dikkat çeken Prof. Dr. Bektaş, Rize'nin üç ayrı fay hattı arasında sıkışarak yılda 1 milimetre oranında kıyı yönünde itildiğini belirtti. 2012 yılında Gürcistan-Batum açıklarında gerçekleşen 5.6 büyüklüğündeki depremin artçı sarsıntılarının Rize ve Trabzon istikametine ilerlediğini vurgulayan Bektaş, birikmiş gerilimin Rize'ye doğru kaydığını net biçimde gözlemlediklerini söyledi.
DOLGU ZEMİNLERDE YIKIM RİSKİ 4 KAT FAZLA
AFAD verilerine dayanarak Rize sahilinde önümüzdeki 50 yıllık süreçte yüzde 90 olasılıkla 6.6 büyüklüğünde bir deprem beklendiğini aktaran Bektaş, asıl tehdidin yapılaşma biçiminden kaynaklandığına işaret etti. Sağlam kaya zeminlere oranla dolgu ve gevşek zeminler üzerinde konumlanan yapılar, deprem sırasında yıkıcı etkileri 4 kat daha şiddetli hissediyor.
Özellikle risk haritasının güncellendiği 2018 yılı öncesinde dolgu zeminlere yapılmış binaların ciddi çökme tehlikesiyle yüz yüze olduğu belirtildi. Bölgede uzun zamandır büyük çaplı bir deprem yaşanmamış olmasının güven kaynağı olmaması gerektiğini vurgulayan Bektaş, bu sessiz dönemin aksine fay hatlarında enerji birikiminin devam ettiğini ve tehlikenin giderek büyüdüğünü ifade etti.
Sözcü