İspanya'daki Miguel Hernandez Üniversitesi ve ABD'deki St. Jude Çocuk Araştırma Hastanesi'nden uluslararası bir bilim insanı grubu, kolera salgınlarının ortaya çıkış mekanizmalarını anlamada bir atılım gerçekleştirdi. Araştırmacılar, Vibrio cholerae bakterilerinin büyük çeşitliliği içinden neden sadece belirli suşların büyük çaplı hastalık salgınlarına neden olabildiğini keşfettiler.
Oxu.Az'ın haberine göre, Prestijli bilimsel dergi Proceedings of the National Academy of Sciences'de ((PNAS) yayınlanan araştırma sonuçları, salgınların tahmin edilmesi ve önlenmesi yaklaşımını değiştirebilir.
Kolera, dünyada en tehlikeli bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Bu akut bağırsak hastalığı, şiddetli ishal ve hızlı dehidrasyona neden olur ve zamanında tedavi edilmezse sadece birkaç saat içinde ölümle sonuçlanabilir.
Geniş kapsamlı araştırma sırasında bilim insanları, 1.840'tan fazla farklı Vibrio cholerae suşunun genomunu analiz etti ve 11 ayrı evrimsel grup belirledi. Analiz sonuçları önemli bir keşfe yol açtı: bakterinin salgın yapabilme yeteneği kazanması için birkaç kilit faktörün bir araya gelmesi gerekiyor.
Araştırmanın yazarları, "Patojenik suşun sadece belirli bir genetik 'arka plana' sahip olması değil, aynı zamanda spesifik gen kümelerini ve bazı genlerin benzersiz varyantlarını da alması gerektiğini tespit ettik. Bakterinin insan bağırsağını etkili bir şekilde kolonize etme ve hastalığa neden olma yeteneği, ancak tüm bu koşulların bir araya gelmesiyle mümkün oluyor," diye durumu açıkladı.
Çalışmanın baş yazarı Mario Lopez, patojenin ekolojisinin ilginç bir özelliğini belirtti: "Doğada Vibrio Kolera bakterisi sulu ortamlarda yaşar, genellikle yosunlar, yumuşakçalar veya kabuklularla bağlantılıdır ve orada bu genler ona herhangi bir avantaj sağlamaz. Ancak insan vücudunda, bakteriyi tehlikeli kılan tam olarak bu özel genetik gruplardır."
Araştırmacılar, geliştirdikleri modelin, zararsız mikroorganizmaların patojenik suşlara dönüşüm mekanizmalarını anlamak için diğer bakterilere de uygulanabileceğini vurguluyorlar. Bu keşif, potansiyel olarak tehlikeli bakteri türlerinin ortaya çıkışını daha doğru bir şekilde izlemeyi ve olası salgınlara önceden hazırlanmayı sağlayacağı için halk sağlığı açısından büyük önem taşıyor.