Elçin Aslangil yazıyor...
Karşıda duran kara dağımın zirvesi kardeş,
Çağlayan güzel sularımın taşkını kardeş.
Ben sana Dede Korkut destanından "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Boy"dan yazıyorum.
Kardeşi Kıyan Selçuk Tepegöz'ün esiriyken, yukarıdaki mısraları söyleyip ağlamıştı Basat.
Göğsümüzü siper ettiğimiz aynalı tüfekleri düşman elleri kalbimize doğrultmuştu. Çanakkale'de kalbimizi hedef alanlar "Kelenter Amca"lar (Kelenter amca- Azerbaycan'da eski bir filmden alıntı) değildi; Suriye'yi, Libya'yı, Irak'ı yeraltı zenginlikleri nedeni ile harabeye çevirenlerdi.
Şimdi ise fitnelerine alet ettikleri insanlar da canımızdan kanımızdan olunca, "yapma abi" diyemiyoruz...
Ağabeyimiz beyaz ata binip gelmişti, Gence ovalarında "laleler"i görmüştük. Ben bin yıl öncesini de iyi hatırlıyorum, yüz yıl öncesini de.
Eminim ki, "abilerimiz" de Çanakkale'deki kardeşliğimizi unutmamıştır.
O siperlerde birbirinin hayatını koruyan Azerbaycanlı ve Türk askerleri vardı. Bu sadece silah arkadaşlığı değildi - bu, bir annenin iki kınalı oğluna ettiği dua, aynı inançla "Vatan" deyip şehit olmaktı.
Ben Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğe katkı sunan yüzlerce örnek sıralayabilirim. Bakü'den Kahramanmaraş'a, Gence'den Van'a, Şuşa'dan Erzurum'a kadar uzanan sayısız ve sessiz yardımlar, dost eller var bu tarihte. Ama "sağ elin verdiğini sol el bilmemelidir" misali ile susmak en iyisidir. Çünkü kardeşlik göstermek için değil, yaşanmak için vardır.
Benim niyetim gözümü kapatıp ağzımı açmak değil, sizin gözünüzü açmaktır.
Bugün gerek Azerbaycan'ın gerekse Türkiye'nin sosyal medya ağlarında kasıtlı olarak yayılan manipülatif bilgiler var. Bu bilgileri yayan bazı merkezler, bu coğrafyanın damarına kadar işlemiş olan birliği zehirlemek istiyor. Amaç açık: kardeşi kardeşe düşman etmek.
Bunu anlamak, bunu görmek bu kadar mı zor? Unutulmamalıdır ki, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki bağ sadece diplomatik anlaşmalarla değil, tarihle, kanla, ruhla, dertle ve sevgiyle örülmüştür. Bizim dostluğumuz bir pazarlık konusu değil - bu, biz olduğumuz içindir. Biz bir millet, iki devletiz. Birimizin ayağına taş değse, acısı diğerimizin yüreğinde hissedilir.
Bu birliği bozmak isteyenler anlamalıdır: Biz sadece aynı dili konuşan insanlar değiliz - biz aynı rüyayı gören, aynı sabaha inanan insanlarız. Aramıza atılmak istenen her fitne, her yalan, aslında kendi içinde parçalanacaktır. Çünkü bu bağ sadece siyasi değil - bu, şehitlerin kanıyla yazılmış bir tarihtir.
Son zamanlarda Türkiye'de bazı çevrelerin Azerbaycan-İsrail ilişkilerini öne çıkararak bu iki kardeş halk arasında nifak tohumları ekmeye çalışması sadece siyasi bir manipülasyon değil - bu, kardeşi kardeşten ayırma çabasıdır; bu ruhumuza da atılan bir zehirdir.
Azerbaycan'ın İsrail'le olan ilişkileri açık ve resmi şekilde kurulmuş diplomatik ilişkilerdir. Ancak bazı çevreler bu ilişkiyi sanki kardeşliğe ihanetmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Halbuki bu tamamen temelsiz ve zararlı bir yaklaşımdır.
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler sadece kardeşlikten ibaret değildir - bu ilişkiler, devletler düzeyinde karşılıklı fayda, yatırım, enerji ve güvenlik alanlarında da örnek bir modeldir.
Gerçeklere bakalım:
Azerbaycan, Türkiye'ye en çok yatırım yapan ilk 10 ülkeden biridir. Bugüne kadar Azerbaycan'ın Türkiye'ye yaptığı doğrudan yatırımlar 20 milyar doları aşmıştır. Bu yatırımlar yalnızca petrol ve doğalgaz değil, lojistik, bankacılık, telekomünikasyon, turizm ve sanayi gibi alanları da kapsamaktadır.
Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR, Türkiye'deki en büyük yabancı yatırımcılardan biridir. Sadece STAR Rafinerisi'ne yapılan yatırım 6.3 milyar dolardır. Bu rafineri sadece ekonomik değil, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından da stratejik öneme sahiptir.
TANAP (Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı) projesi ile Azerbaycan gazı Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmaktadır. Bu proje hem Türkiye'nin enerji güvenliğine hizmet etmekte hem de Avrupa için alternatif enerji kaynağı olmaktadır.
Aynı zamanda Türk şirketleri de Azerbaycan'da yüzlerce projeye imza atmışlardır. İnşaat, tarım, eğitim, hizmet ve sağlık sektörlerinde 15 binden fazla Türk şirketi Azerbaycan pazarında aktif faaliyet göstermektedir.
Tüm bunlar kardeşliğin sadece manevi değerlerle değil, bugün de canlı ve hayati önemde olduğunu göstermektedir.
Bizim gücümüz birliğimizdedir. Bunu hem dostlarımız hem de düşmanlarımız da biliyor. Ancak bizim diriliğimizden habersiz olanlar anlamıyor ki, bu birlik sağlam temellere dayanıyor.
Azerbaycan-İsrail ilişkileri yüzünden kardeşliğimizi tartışmaya açmak gibi hain bir planın kimin yastığının altından çıktığını çok iyi biliyoruz.
And olsun Atatürk'ün küffarı İzmir'den denize dökmesine,
And olsun Ak Ana'ya,
And olsun Mete Han'ın gazabımızı fısıldayan oklarına -
Niyetiniz kendi başınızda patlayacak!
Karşıda duran kara dağımın zirvesi kardeş,
Çağlayan güzel sularımın taşkını kardeş,
Su uyur, düşman uyumaz.
Ayatam bir masal anlattı, rüyamızda kızıl elmayı gördük.
Ferman padişahın, dağlar bizimdir!
Bizimdir, bizimdir, o yerler de bizimdir...
